Dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden Yaşar Kemal ile tanışıklığım, yazarın epik şaheseri “İnce Memed” ile başlamış ve bu eser, destansı diline hayranlık duymamı sağlamıştı. Farklı bir okuma deneyimi arayışıyla döndüğüm “Kuşlar da Gitti” ise “İnce Memed”in o geniş coğrafyası ve coşkusundan ayrılan, daha kasvetli ve yoğun bir atmosfere sahip. Bu uzun hikâye, İstanbul'un arka sokaklarında yoksullukla mücadele eden gençlerin trajedisini anlatırken yazarın kendine has dili, etkileyici tezatlıkları ve içimizi dağlayan kentleşme, göç ve manevi değerlerin kaybı gibi evrensel temalarla okuyucuyu hızla içine çekmekte.
“Kuşlar da Gitti” adlı eserde olaylar İstanbul’da geçmekte ama sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da türlü yerlerinden göç alan İstanbul’da… Özellikle de Dolapdere’de.
“Velhasıl büyülü bir beldedir orası. Nereden gelmişse gelmiş, ister bey konağından ister Çingene çadırından gelmiş olsun oraya düşen Dolapdere'nin çamurundan, hayhuyundan bir daha yakasını kurtaramaz. İsterlerse dünyayı bağışlasınlar o kişi bir daha Dolapdere'den çıkamaz. Çingene'si, İngiliz'i, Fransız'ı, Kürt'ü, Laz'ı, Türk'ü, Türkmen'i, Acem'i, Arap'ı bir kere kapılanmaya görsünler Dolapdere'ye, öldür Allah bir daha oradan dışarıya çıkamazlar. Yetmiş iki dil konuşulur Dolapdere'de. Yanık tenli Çingeneler, sarışın göçmenler, uzun boylu Kürtler, güzel gözlü Gürcüler binbir türkünün, binbir lehçesini getirmişlerdir buraya. Dolapdere İstanbul'da birincidir, var mı ötesi, var diyenin alnını karışlarım. Dolapdere, dünyada birincidir.” s. 44
İstanbul’da yaşam mücadelesi veren gençler, olayların merkezindedir: Süleyman, Semih, Hayri. Yoksulluğun yükünü taşıyan bu üç genç, kuş tutup “azat buzat” satarak para kazanmakta istemektedir.
“Daha eylülün on beşi bile olmadan Fatih'ten buraya üç kişi