Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. 'İş avutur, derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu.
Yapı Kredi Yayınları
1000Kitap
“En büyük, en korkunç itiraf, bir işkence altında yapılan itiraf değildir, insanın kendi kendine, artık dayanamayıp yaptığı itiraftır
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dünya bensiz de döner, ben de dünyasız dönerim. Halbuki kendimizi yeryüzünden ihraç edemiyoruz. Her birimiz bir âlemiz ve işte şahsi kıyametimize doğru seyrediyoruz. İstikametimizin mecburi keyfiyeti, bütün ömrümüzü bir avuntu hattından ibaret kılıyor sanki. Hayat ile memat birbirinden tümüyle ayrı, hatta birbirine zıt gibi görünse de… ömrümüzün ölü saatleri, günleri yok mudur? Üstümüze ölü toprağı atılmasına ne hacet, zaten ölü toprağından yoğrulmuş bir planette yaşamıyor muyuz?
Sayfa 123·Kitabı okuyor
Alıntı
Bu da bir çeşit avuntu işte
Yeteneği olmayıp da hevesi olanların, gerçek yeteneklere çamur atmaktan başka yapacakları bir şey yoktur çünkü.
Evet, doğru: Ben çocuk değildim. Dalgın ve somurtkan bir "ihtiyar", bir "kara kurbağası"ydım. O günlerden beri yaşamımın en iyi kısmı kendi içimde olandı. O zamandan beri sevgiden ve neşeden kopuk halde inime çekilir, saklanır, ruhumda, yanıp tu­tuşan düşlerimde, benliğimi evirip çevirdiğim yalnızlığımda ve benliğimle tekrar yaratılmış dünyada kendimi yatıştırırdım. Be­nim için başka kurtuluş, başka sevinç yoktu. Diğerleri beni sev­miyordu ve nefret beni yalnızlığa mahkum etmişti. Yalnızlık beni daha mutsuz, daha üzgün kılmıştı; mutsuzluk kalbimin kapılarını kapatmış ve zihnimi kışkırtmıştı. Başkalık beni en yakınlarımdan dahi ayırmış ve aynlık beni gitgide başkalaştırmıştı. Bu yaşam il­kesinden bu yana, teselli ve avuntu istemeyen fakat bizi insanlar­ dan ebediyen uzaklaştıran içsel, yalnız, bencil yaşam alışkanlığını yavaş yavaş oluşturarak kendi kendini sebepsizce tüketen sonsuz ve belirsiz melankolinin keskin tadını, anlamak değilse de, tat­maya başladım. Hayır, ben çocukluğu hiçbir şekilde tanımadım. Çocuk olduğumu kesinlikle hatırlamıyorum. Kendimi hep yaba­nıl, dalgın, kenarda, sessiz; bir gülümsemeden, içten bir sevinç çığlığından mahrum anımsıyorum. Kendimi ilk resmimdeki gibi solgun ve donuk görüyorum.
Sayfa 13
İnsanlar ayıplasa da sen hak bildiğinden vazgeçme diyor aslında.
Sayfa 105·Kitabı okudu