Akıllı biriyle konuşurken bilgini göster. Bilgili kişiyle konuşurken muhakeme gücünü kullan. Bir tartışmacıyla konuşurken önemli noktaları vurgula. Güç sahibi ile konuşurken oto-riteden bahset. Zengin ile konuşurken itibarı anlat. Fakir ile konuşurken faydadan bahset. Aşağı sınıftan olanlarla konuşurken tevazu göster. Cesur ile konuşurken, cesa-retten bahset. Aptal ile konuştuğunda önemsiz şeylerden bahset. Bunlar uygulanması gereken yöntemlerdir ama insanlar genellikle tam tersini yaparlar.
Akıllı insanlarla konuşurken onları bu yöntemle ay-dınlat; akıllı olmayan insanlarla konuşurken bu yöntem-leri öğretmek için ne kadar uğraşırsan uğraş zorluk çe-kersin. Bu nedenle birçok konuşma türünde ve her şeyde değişim vardır. Bunu bilirsen gün boyunca konuşsan bile doğru şekilde konuşur, düzensizlikten kurtulursun. Bütün gün konuşur ama ana ilkeden uzaklaşmazsın. Dinleme-nin değeri anlaşılmasında, bilginin değeri ayırt edilmesin-de, konuşmanın değeri yaratıcılıktadır.
İhtiyaç duyduğumuz şeyleri istememiz insanca bir davranıştır, yalnızca gerekli olanı değil, arzulanır bulduğumuz şeyleri istemek de insancadır. Hastalıklı olan, gerekli olan ile arzulanır olanı aynı şiddetle arzu etmek kusursuzluk özlemi yüzünden, ekmeksiz kalmış gibi acı çekmektir. Romantizm hastalığı budur işte: sanki sahip olmanın bir yolu varmış gibi Ay'a göz dikmek.
Evet gözleri açan, yalnız Kur’ân’ın yıldızlarıdır. Onlar karanlığı delen öyle yıldızlardır ki, cehaletin karanlığını giderdikleri gibi, her şeyi apaçık beyan eden bir âyetler, Musa (aleyhisselâm)’ın ışık saçan “yed-i beyzası” gibi, ülfet, alışkanlık ve kanıksamanın ve sathîliğin örttüğü örtüleri ve zahirperest perdesini parça parça ederek, akılları dış ve iç dünyanın gerçeklerine yöneltip irşat etmektedir.
Tam da akşam üzeri gidiyorsun alıp aklımın aydınlığını batan günle birlikte, ince hüzünler içinde alacakaranlığını eliyorsun yüreğime susan göğün. Gölgelerin uzanıp uzanıp korkular içinde yalnızlığı öptüğü bu öksüz saatlerde; tam da özenle kurup sakladığım o en güzel sözü söyleyecekken gidiyorsun. Yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa sana ilişkin, dünya kadar bir yumruk olup oturuyor boğazıma. Sıcakla soğuğun aykırı yol ağzında; hevesle düş kırıklığının, bekleyişle bitişin birbirini yediği karmakarışık duygular içinde kaskatı kalıyorum. Işıkları yanıyor bir bir karanlığa batan evlerin. Geçerek bırakılmışlığımın başucundan telaşlı adımlarla usul usul eksiliyor sokaklar. Günüm kördüğüm oluyor. Geceyi çözemiyorum. Ay ışığı gümüş bir hançere dönüşüyor karanlığın elinde, çizip çizip kanatıyor anıların suskun yüzünü. Buz gibi sular sızıyor ürpertiler içinde tenimden hücrelerime. Acılaştıkça acılaşıyor ayrılık.