• Leonardo'nun son dönemleri ciddi sıkıntıyla geçti. Roma'ya gitti. Burda büyücülük yapıyor diye çalışmaları engellendi. Leonardo sırf solak olması yüzünden bile türlü sıkıntılar yaşadı. O dönem kilise solaklığı kötülük ve bir çeşit sapkınlıkla ilişkilendiriliyordu. Hastanelere girişi yasaklandı, Leonardo dev aynalar temin edip bunlar üzerinde çalışıyordu ama insanlar onu büyücülük yapmakla suçladılar.
    Kolektif
    Sayfa 63 - Destek Yayınları
  • "Çünkü son tahlilde bütün aşklar hüsran ve düş kırıklığıyla sonuçlanmıştır."
  • Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye.Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kâinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!.
    .
    .
    .Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm, selâm sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence..
    .
    .
    .Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.Lûgat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış..
    .
    .
    .Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mâverâ dede.
    Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimarî, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...
  • 128 syf.
    ·1 günde·10/10
    Herkese merhabalar. Bugün Yekta Kopan'ın kaleminden kopan kısa öyküleri okudum. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki tek kelimeyle bayıldım. Okuduğum anda akıp giden bu eser yaklaşık 41 kısa öyküye sahip. Her birinden öyle değişik betimlemeler çıkıyor ki neden kimse böyle betimlemeler kurmuyor diye düşünerek şaşırıp kalıyorum. Zaten kendisi de harflerle ve kelimelerle oynamayı sevdiğini belirtmişti, bu yazılarında bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Yorumlamayı kısa bitirmekten nefret ediyorum ama bu eser hakkında söyleyecek çok bir şey bulamıyorum. Ama söyleyecek hiçbir şey bulamayışım, bu eseri sevmediğim anlamına gelmiyor; aksine aşırı derecede sevdim.
    Eğer siz de bir anda akıp gidecek kadar güzel bir esere rast gelmek istiyorsanız, kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Son olarak öykülerden biriyle bitiriyorum yorumumu.

    Kalın Ün'lü Aşk

    Akşam oldu.
    Ay çok parlak, yıldızlar rakı burcunda.
    Fotoğrafını karşıma koyuyor, sana daha yakından bakıyorum. Yalnız bıraktığında yapamamıştım bunu. Kaçışının acı uçlu bıçağı damarlarımda dolaşıyordu ama bunalımlı tablolara, ağlamalara, alkol yolculuklarına, arzusuz uykulara sığınmamıştım. Yanılmışım. Gaucho'lardan kalma tango adımları kadar katı duruşunu anlamak, anılarına bu kadar yaklaşmakla olasıymış ancak. Sarı saçların fotoğraftan çıkıp solgun şarkıların notalarıymışçasına yayılıyor masama. Yazılarımın zamanı kırılıyor, Proust rahatsız oluyor. Ardında bıraktığın aynalar paramparça, kırıklar canıma batıyor. Dalgın dalgın bakarak dudaklarının dalgalarına, aynı oluşumuzun anahtarını attığın anı anımsıyorum: Karşılıksız aşk acıtır.

    Ah aşk, nasıl da zamansız çalıyorsun kapıları. Yakamozların sığ sularda da olduğunu anladığım şu anda haykırıyorum: Sana aşığım!
  • Bugün günlerden kaçış günüydü. Epey bir zamandır kapandığım dünyamdan biraz uzaklaşmak istedim. Yakınlaşmak istediğim yer ise, yıllar yıllar öncesinde, üniversite yıllarımda sokaklarını arşınladığım İstiklâl caddesiydi. Evim o sıralar Cihangir’de olduğu için o cadde evimin yolu üzerindeydi. İstiklâl caddesi yine her zamanki kalabalıklığını barındırıyordu. Bir tarafta ulusalcı gençler, bir tarafta meraklı çehreler ve diğer tarafta ben kitapçı dükkanlarını dolaşıyorum. Epey bir zamandır -ki yaklaşık iki yıldır- dolaşamamışım kitapçıları. Uzaktan takip etmek değil, dokunarak, koklayarak, sayfaların arasında kaybolarak, elinde arka kapakları okuyarak, önsözlere, sonsözlere bakarak takip etmek daha farklı bir şey. Kitap kokusunu özlemişim.

    Güncel kitaplardan kaçarım aslında. Ama Ahmet Altan’ın Son Oyun’unu aldım. “Arka kapağında Tanrı, hep aynı emri verdi: “Şehvetten sakının”, “Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun!” yazıyordu.

    Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar’ını merak ediyordum epeydir: “Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan, gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven.”i anlattığı yazıyordu, ayracında.

    “Dua, O’nun eşiğinde bir köle olduğumuzu fısıldamaktır.” “Vermek istemeseydi istemeyi vermezdi” ön başlığıyla sunulan, Süheyl Seçkinoğlu’nun Her Gün Bir Dua kitabını da heybeme ekledim.

    Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları kitabı, Mustafa Ulusoy’un aşkı kaybedip kendini bulanların kitabı, Aynalar Koridorunda Aşk’ını, Ayşe Kulin’in Hüzün ve Hayat isimli kırk senelik yaşamını kendi dürbününden bizlere gösterdiği iki kitabını, Beşir Ayvazoğlu’nun “Bir Ses ve Ateş Romanı” Ateş Denizi kitabını da büyük bir iştiyakla aldım.

    Yapı Kredi Yayınları’na da gittim. Epey bir zamandır, aradığım Nurullah Ataç’la karşılaştım orada. Denemelerini aldım. Hep mesafeliydim Nurullah Ataç’a karşı. Ama artık kendimi uslandırdım. Farklı pencerelerden de hayata bakmam gerektiğini öğrendim. Yok öyle sana çizilen bir pencereden her şeye bakacaksın. Başkalarının ön yargıları benim yargım olamaz. Yargılayacaksam bilmeliyim. Kendi değer yargılarımla değerlendirmeliyim. Başkası gibi değil, kendim gibi düşünmeliyim. Öztürkçe kelimeler kullanıyormuş, olsun. Okuruma Mektuplar, Prospero ile Caliban, Söyleşiler, Diyelim, Söz Arasında, Karalama Defteri, Ararken, Günlerin Getirdiği, Sözden Söze kitaplarını aldım. Şimdi uzun bir zaman Nurullah Ataç’ın dünyasına gireceğim.

    Abdülhak Şinası Hisar’ın bir zamanlar elimde Boğaziçi Mektupları kitabı vardı ama şimdi nerdedir bilmiyorum. Ondan da Fahim Bey ve Biz ile Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde kitaplarını aldım. Roland Barthes’in Eleştirel Denemeler’i, Münir Göle’nin Afâkî Haller’i, Marcus Aurelıus’ın Düşünceler’i, Ece Ayhan’ın Sivil Denemeler Kara kitabını, Karl Raımund Popper’ın Hayat Problem Çözmektir’ini, Kazuo Ishıguro’nun Beni Asla Bırakma’sını, Herman Hesse’nin Boncuk Oyunu’nu da es geçmedim. Yapı Kredi Yayınları’nda kasada bulunan kızcağız yardımıma koştu: “İsterseniz size yardım edeyim.” “Zahmet olmasın!” “Ne zahmeti!”

    Aldıklarımı verdim ama ben bu arada şiir bölümünün önüne gelmişim. Turgut Uyar göz kırpıyor. Bak bütün şiirlerim burada. Büyük Saat’i aldım. Özdemir Asaf bıyıklı ve kravatlı haliyle Çiçek Senfonisi’ni icra ediyordu. Dinlememek olmaz. Benden Sonra Mutluluk hâsıl olacak sende dedi. Onu da aldım. Edip Cansever beni de al dedi: “Her insan biraz ölüdür/ Biz de biraz ölüyüz.” Canlandırmaz mısın beni dünyanda, ya da şiirlerimle sana da can katsam. Almazsan “Sonrası Kalır” dedi. İki ciltlik bütün şiirlerini de aldım. “Taş basması ülkedir bu/ al basması insandır bu” diyen Ebubekir Eroğlu’nun toplu şiirlerini içeren Berzah’ını da berzaha bırakmadım. Onu da dünya gözüyle aldım.

    Uzun zaman oldu, kitapçıları dolaşmayalı. Özlemişim. Okumayı da özledim, düşünmeyi de. Ara ara kaçmak lazım tutsak olduğun meşgalelerden…