John Peter Eckermann
"Şansölye, Riemer ve Meyer, Goethe'deydi. Béranger'in şiirlerinden bahsedildi, Goethe bu şiirlerden birkaçını yorumlayıp, büyük bir özgünlük ve neşeyle okudu. Sonra söz fizik ve meteorolojiden açıldı. Goethe, hava raporu kuramı ile ilgili çalışmasını bitirmek üzereydi, bu çalışmasında barometrenin düşüşü ve yükselişinin tamamen yerkürenin etkilerine, yeryüzünün çekmesi ya da itmesinin ise atmosfere bağlı olduğu belirtiliyordu. Adı geçen yerküreyi Nürnbergli matematikçi Johannes Schöner 1534 yılında yapmıştır. Yazısız harita. Bkz. dipnot 2, a.g.e., s. 55. 519 Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar "Sayın bilginler, özellikle de matematikçiler," diye devam etti Goethe, "benim fikirlerimi gülünç bulmaktan geri durmayacaklardır ya da yapacakları olsa olsa kibar bir şekilde fikirlerimi tümüyle görmezden gelmek olacaktır. Niçin biliyor musunuz? Çünkü ben bu konunun uzmanı değilmişim." "Bilginlerin statükocu davranışları," diye karşılık verdim, "yine hoş görülebilir. Onların kuramsal yazılarına bazı yanlışlar nüfuz etmiş ve bu durum da böyle devam etmişse, bunun nedenini, onlar daha okul sıralarında otururken kendilerine anlatılan dogmalarda aramak gerekir." "Aynen böyle!" diye bağırdı Goethe. "Saygıdeğer bilginlerin Weimar'daki ciltçilerden bir farkları yok. Esnaf birliğine girmek için, kendilerinden istenen ustalık sınavı yerine geçecek örnek cilt, asla zamanın zevkine uygun, güzel bir cilt olmaz. Tam aksi olur! İki ya da üç yüzyıl önce moda olduğu gibi sert deriden yapılmış, hantal kapaklı, büyük formatta kalın bir İncil olması gerekir. İstenen şey saçmalıktan başka bir şey değil. Fakat zavallı çırak kendini sınavdan geçireceklerin aptal insanlar olduklarını söyleyecek olsa, tabii ki bu onun pek lehine olmaz."
Alıntı
Zorunlu, imkansız ve Bütün Zaruri Olanlar [Kaçınılmaz Olanlar] Hakkında Zorunlu ve imkansız arasındaki fark, zaruri olma [kaçınılmaz olma] anlamında ortak olmalarına ragmen en üst düzeydedir. Biri varlıkta, öteki de yoklukta zaruridir. Zarurilik hakkında konuştuğumuzda açıklamayı o ikisinin her birine aynen aktarmamız mümkün olur. Deriz ki: Zarurilik yüklemi, hepsi de süreklilik anlamında ortak olan altı anlamdadır. Bunların ilki, yüklemin, ortadan kalkmamış ve ortadan kalkmayan, devamlı olan yüklem anlamında olmasıdır. Şu sözümüzde olduğu gibi: Yüce Allah Hayy'dır. !kincisi, mevzunun zatı devam ettigi sürece mevcut olup bozuluşa ugramamasıdır. Şu sözümüz gibi: Her insan zaruri olarak canlıdır. Yani insanların her biri zatı mevcut olduğu sürece daima canlıdır, şartsız olarak daima [canlı] degildir. Öyle ki canlılıgı oluştan önce ve bozuluşa ugradıktan sonra ortadan kalkmaz, devam eder. llki ve bu ikincisi, kullanımda olan ve kastedilen iki şeydir. Eger olumlanması veya olumsuzlanması zaruridir denirse ve o ikisi tek bir anlamda olması açısından genellenirse ve zarurilik, mevzunun zatı devam ettigi sürece var olursa, ya zat daimi olarak var olduğunda daimt olur ya da eger zat bozuluşa ugrayabiliyorsa bir müddet var olur. Üçüncüsüne gelince, bu, varolmaya devam ettigi sürece degil, mevzunun zatı, kendisiyle birlikte konulmuş bulunan sıfatla nitelenmiş olduğu sürece olur. Bu da şu sözünde olduğu gibidir: "Her ak zaruri olarak görme için ayırdedici bir renge sahiptir." Yani onun ne ortadan kalkmamış olması ve ortadan kalkınıyor olması devamlıdır, ne de bu ak olan şeyin zatı mevcut olduğu sürece bu böyledir. Öyle ki bu zat kalıp bozuluşa ugramadıgında, fakat beyaz ondan ayrıldıgında, o [beyaz] göz için zaruri olarak ayırtedici bir renge sahip olmakla nitelenebilir. Hatta bu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Daha birkaç saat evvel, Ben de bir fotoğrafı bulunmadığı için, yüzünü hatırlayamadığımı zannetmiştim. Halbuki bu anda onu, hayattayken gördüğümden çok daha canlı, teferruatlı olarak görüyordum. Aynen tablodaki gibi biraz mahsun, biraz istiğnalıydı. Yüzü daha solgun, ağzı: "Ah, Raif!" demeye hazırlanıyordu. Her zamankinden daha çok yaşıyordu... Demek 10 sene evvel ölmüştü! Ben onu beklerken, evimi ona kabule hazırlarken ölmüştü. Hiç kimseye bir şey söylemeden, beni imkânsızlıklar içinde kıvrandırmamak, beni sıkıntıya sokmamak için, bütün sırrını beraber alarak ölmüştü. On seneden beri ona karşı duyduğum hiddetin, etrafıma karşı kendimi aşılmaz bir duvar içine alışımın hakiki sebebini şimdi anlıyordum: On sene, hiç azalmayan bir aşkla, onu sevmekte devam etmiştim. İçimi ondan başka hiçbir kimsenin girmesine müsaade etmemiştim. Fakat şimdi onu her zamandan ziyade seviyordum. Karşımdaki hayale kollarımı uzatıyor, ellerini tekrar avuçlarıma alıp ısıtmak istiyordum. Onunla beraber geçen hayatımız, o dört beş aylık zaman, bütün teferruatıyla gözlerimin önündeydi. Her noktayı, aramızda konuşulan her kelimeyi hatırlıyordum. Sergide resmini görmekten başlayarak, Atlantik'te şarkısını dinleyişimi, yanıma sokulmasını, nebatat bahçesi gezintlerini, odasında karşı karşıya oturuşlarımızı, hastalığını birer kere daha yaşıyordum. Bir hayatı baştan aşağı dolduracak kadar zengin olan hatıralar, Böyle kısa bir zamana sıkıştırıldıkları için hakikattekinden daha canlı, daha tesirliydiler. Bunlar bana, on seneden beri bir an bile yaşamamış olduğumu; bütün hareketlerimin, düşüncelerimin, hislerimin benden uzak bir yabancıya aitmiş kadar benden uzak olduğunu gösteriyordu. Asıl "BEN", otuz beş seneye yaklaşan ömrümde, ancak üç dört ay kadar yaşamış, sonra, benimle alakası olmayan manasız bir
Sayfa 154·Kitabı okudu
"Canını yaksa da sevmeye devam edersin ya, işte aynen ondan..."
"Böyle bir geceyi bütün varlığımızla içemeyişimizin sebebi, kafamızı birçok saçma şeylerin doldurmuş olmasıdır. On bin, yirmi bin sene evvelki insanlar gibi olabilsek, tabiatı onların gözüyle görsek, muhakkak ki şimdi burada böyle sükûnetle oturamazdık. Onlar güneşi, ayı, falanca büyük tepeyi veya filan bulutu ve yıldırımı babalarının hayrına mı Allah yaptılar? Onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi anlamışlardır. Halbuki bizim bunu yapmamıza imkân yok. Minimini kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler, neticesi olmayan hesaplar ve Allah kahretsin, karmakarışık menfaat düşünceleri dolduruyor... Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? Buna rağmen burnumuzu kaldırmadan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam ediyoruz. Dünyadaki insanların acaba kaç binde biri şu anda başını aya çevirmiştir? Halbuki o her şeyi, herkesi görüyor ve gafletimizin üstüne o tatlı, o iyi tebessümünü serpiyor. Dikkatle baksam onun parlak çehresi üzerinde birçok şeyler göreceğimi zannediyorum. Şu dakikada sarı nehir üzerindeki kayıklarında uyuyan yorgun kulileri, iri Hindistan cevizi ağaçlarının dalları arasında tüneyen papağanları, başlarını Nil'in kırmızı sahillerine yaslayarak dinlenen timsahları ve herhangi büyük bir şehrin herhangi bir eğlence bahçesindeki sevgilisini belinden kavrayan sarhoş kibarzadeleri aydınlatan hep aynı ışıktır. Halbuki ne kadar masum bir yüzü var; harp meydanlarında bağırsaklarını avuçlayarak ölenleri, apartman kapılarının önüne bırakılan çöp tenekelerini karıştırıp gıda arayanları, aynı gecede ikinci âşıkını pencereden içeri almaya çalışanları gördüğü halde güzelliğini ve saffetini muhafaza edebiliyor. Bizler her gördüğümüz fenalığın ve rezaletin bir parçasını ruhumuzda ebediyen beraber
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Alıntı
"Burası çok tuhaf bir yer biliyor musun? Buradaki insan adeta ölmüş gibi. Şimdi sen buradasın, ben buradayım, ne bileyim abi dışarıdaki hayat devam ediyor. Dışarıda babasın, oğulsun, kocasın, sevgilisin ama burada sadece mahkûmsun. Dışarıdaki vasıfların burada anlamsız, şöyle de bir tarafı var hapishanenin, sensiz hayatın nasıl devam ettiğini görüyorsun, hayat sensiz de devam ediyor abi ve sen bunun nasıl devam ettiğini görebiliyorsun." "İnsan ölünce de çevresinin hayatı devam ediyor. Sensiz, bensiz bir hayatın ön izlenimini hapisteyken görebiliyorsun." "Aynen öyle abi. Eşin, sevgilin bir şekilde çalışıyor, günlük sorumluluklarını yerine getiriyor ama sen yoksun, buradayken dışarıda yarı ölüsün."
Sayfa 85·Kitabı okudu