Leyla bir ay parçası. Kıvrımlı iki zülfü, can boynuna iki belalı zincir, Kays'ın gönlünü bağlamaya. Yok yok, zincire çekmeye. Leyla!.. Kara gözünden sürmenin utandığı; kara benine kara anberin tutulduğu, kara saçına kara misk'in esir olduğu, sevdalandığı. Kızıl dudakları gül; inci dişler güle düşmüş çiğ taneleri. Konuşsa nefesiyle ölü gönüller dirilir; sussa diri gönüller ölür. Baksa doğan bakışlı; ama ceylan gözlü. Baştan ayağa gamze. Velhasıl söz çoktur, güzelliğin vasıflarını söylemek için; ama güzelliğin tatlılığına hiç söz yoktur......
"Ah, dünyalık bir gövdeydi bu; kuşkuya, yalana yer verme artık. Üzülüyorsun, doğru. Kemiklerin çatırdıyor ağırlığı olmayan yüklerin altında. Tevillere kaçıyorum, tevillere kaçmaktan üzülüyorum. Ve bir şeyleri karıştırıyorum: şimdi hangimiz ben'iz, sen mi, ben mi? Hangimiz hangimizde yitmişiz? Özgürlüğümü yitirdiğim yalan. Sana hep bir kulaç uzakta kalışım yalan. Sen bir köprünün üstünde koyun sürülerini ötegeçeye sağlıcakla ulaştırırken, büyük çoban önde ve sen arkada kalanları devşirmeye çalışırken, ben o arkada kalanların arasındaydım. Sen, o melek yüzlü kadını görüyordun, onu ben de görüyordum. Boynumdaki çıngırağı çıngırdatarak onların arasında arkalarından koşuyordum, kimizaman kendimi kara, uyuz bir köpek olarak düşünerek. Salyalarımın aktığını duyumsuyordum. Sen gelip yanıma uzanmışsın. Gülümsüyorsun. Ayparçası olarak tanımlanan yüzüne bakmaya doyamıyorum. Sen yanımdayken seni düşünerek sana ulaşmaya çabalıyorum Efendim. Nerdesin?"
"Krallığın barış dolu günleri, acımasız kabilelerin saldırılarıyla aniden sona ermiştir. Yıkılan köylerin ve katledilen insanların arasında, Ayla ve küçük kızı Ayparçası hayatta kalmak için büyük bir mücadeleye girişirler. Bu trajedi dolu hikâye, onları Derinsur Şehri'ne doğru bir kaçışa zorlar."
Ah, dünyalık bir gövdeydi bu; kuşkuya, yalana yer verme artık. Üzülüyorsun, doğru. Kemiklerin çatırdıyor ağırlığı olmayan yüklerin altında. Tevillere kaçıyorum, tevillere kaçmaktan üzülüyorum. Ve bir şeyleri karıştırıyorum: şimdi hangimiz ben’iz, sen mi, ben mi? Hangimiz hangimizde yitmişiz? Özgürlüğümü yitirdiğim yalan. Sana hep bir kulaç uzakta kalışım yalan. Sen bir köprünün üstünde koyun sürülerini ötegeçeye sağlıcakla ulaştırırken, büyük çoban önde ve sen arkada kalanları devşirmeye çalışırken, ben o arkada kalanların arasındaydım. Sen, o melek yüzlü kadını görüyordun, onu ben de görüyordum. Boynumdaki çıngırağı çıngırdatarak onların arasında arkalarından koşuyordum, kimizaman kendimi kara, uyuz bir köpek olarak düşünerek. Salyalarımın aktığını duyumsuyordum. Sen gelip yanıma uzanmışsın. Gülümsüyorsun. Ayparçası olarak tanımlanan yüzüne bakmaya doyamıyorum. Sen yanımdayken seni düşünerek sana ulaşmaya çabalıyorum Efendim. Nerdesin?
Hazreti Ebû Hureyre der ki: «Ben Resuli Ekrem hazretlerinden daha güzel bir zat görmedim. Sanki mübarek yüzünden güneşin nuru akardı». Hazreti Ka'b ibni Malik dahi der ki: <Resuli Ekrem Sallalahü Taâlâ aleyhi vessalem mesrur olduğu zaman mübarek yüzü ayparçası gibi parlardı da biz anın meserretini bundan anlardık.»