Servet Ayğan

Servet Ayğan
@ayservett
Acımadan ve Acıtmadan, Şefkatle ve Merhametle
Puan vermedi·250 syf.··
2026 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 18:35
​Hepimiz anne babamız için hastane yollarına düşmüş, o bitmek bilmeyen tahlil kuyruklarında, doktor kapılarında beklemişizdir. İnsanı en çok yoran o koridorlardaki fiziksel koşturmaca veya bedenimizin yorgunluğu değil; ruhu kemiren o bitmek bilmeyen düşünceler, sorular ve beklentilerdir. Bir zamanlar yanı başımızdayken kaybetme korkusunu aklımıza bile getirmediğimiz babamızın, artık ellerimizden kayıp gidebileceği gerçeğiyle o sessiz koridorlarda yüzleşmeye başlarız. Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider romanı, tam olarak bu yüzleşmenin, bu içsel dönüşün kitabı olarak karşımıza çıkıyor. ​Bu eseri eline alan herkes, babası hayatta olsun ya da olmasın, onunla konuştuğu yahut konuşamadığı, dile getirdiği ya da getiremediği her şeyi yeni baştan hissedecektir. Benim için yazarın okuduğum ilk kitabı oldu ve kalemi beni derinden sarstı. Çünkü Hasan Ali Toptaş bu kitapta bir başkasının yerine kendini koyarak anlatmayı; acımadan ve acıtmadan, şefkatle ve usulca hissettirmeyi çok büyük bir ustalıkla başarıyor. Sahip olduğumuz tüm duyguları çok daha gerçekçi bir şekilde ve en derinden hissetme fırsatını bize sunuyor. ​Yazarın kalemini bu denli kıymetli ve özel kılan şey, edebiyatta her yazarın başaramadığı o samimi dengedir. Roman boyunca ne babaya acıyor ne oğula; okuyucuya ucuz ajitasyonlar yapmaktan tamamen uzak duruyor. Tam aksine, o derinden duyulan büyük üzüntüyü yüksek bir merhamet duygusuyla, karakterlerin onurunu kırmadan ve bağırmadan aktarıyor. Hastane koridorlarının o ağır havasını, bir babanın dünyadan sessizce eksilişini ve şefkati böylesine naif anlatan bu kalemi çok sevdim. Kalbinde aileye, babaya ve merhamete dair bir parça taşıyan herkese bu güzel eseri yürekten tavsiye ediyorum.
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir Akçabardak Hikayesi: Çiçekler Büyür – Emine Işınsu
10/10
·480 syf.··
2026 25. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 01:41
​Uzun süredir okuma hızımın düştüğü, kitaplığımın karşısında "Ne okusam?" diye kararsız kaldığım bir dönemdeydim. İyi ki tercihimi Emine Işınsu’dan yana kullanmışım. Yazarla tanışma kitabım olan Çiçekler Büyür, beni kelimenin tam anlamıyla soluksuz bıraktı. Ben kelimenin tam anlamıyla bayıldım! ​Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki; bu kitap benim 2026 yılında okuduğum en hüzünlü, edebiyat anlamında kalbime dokunan en güzel kitap oldu. ​Hikayenin bence en güçlü ayağı, muazzam bir kadın karakter üzerinden kurulmuş olması. Bir kadın yazarın kaleminden çıkan ana karakterimiz İlay; sevgilisi Mehmet Ali’nin ona hitap ettiği gibi tam bir Akçabardak, yani bir kardelen... Küçük yaşlardan itibaren Bulgaristan hükümetlerinin uyguladığı o insanlık utancı politikalara ve kanlı baskılara rağmen; bir akçabardak kadar güçlü, azimli ve inatçı. Bütün zorlukların karşısında o küçük kadının nasıl dimdik durabildiğini, nasıl karşı koyabildiğini hayranlıkla okuyorsunuz. ​Tabii kitapta sadece bu fikir üzerine kurulmuş kuru bir dönem anlatısıyla karşılaşmıyorsunuz; arka planda harika bir aşk hikayesi de sizi bekliyor. İlay’ın Mehmet Ali’ye duyduğu o derin aşkı Emine Işınsu her satırda, her sayfada kalbinize dokundurarak hissettiriyor. Müthiş bir edebi dil, son saniyesine kadar merakı diri tutup okuru adeta ters köşe yapan dahiyane bir kurgu ve sevdanın içindeki iki güçlü karakter üzerinden yürüyen sarsıcı bir final... Özellikle o son cümlesi gerçekten çok çok güzel. ​Çiçekler Büyür; tarihi, dönemi, aşkı ve buram buram edebiyat kokan kalbe dokunan kitapları seven herkesin mutlaka okuması gereken bir eser. Ama en başta da vatanını, toprağını, kimliğini, dilini ve inancını çok seven; bunları koruma içgüdüsüyle yaşayan her Türk vatandaşının başucu kitabı olmalı. Kitaplığınızda hiç bekletmeyin,
Çiçekler BüyürEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,947 okunma
Sinir etti ama ağlatmadı...
Puan vermedi·400 syf.··
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 06:41
Merhaba Sevgili Okurlar! ​ Orhan Kemal yolculuğuma Tersine Dünya ile başlamıştım ama El Kızı ile taşlar iyice yerine oturdu. Şunu en baştan söyleyeyim; kitabı okurken kendinizi tam anlamıyla siyah beyaz bir Yeşilçam filmi izliyormuş gibi hissedeceksiniz. Olayların akışı ve o tanıdık mahalle sesi sizi resmen içine çekiyor. Gerçekten "Orhan Kemal kalemi" diye bir şey var; öyle bir kalem ki bu, insanı kendine sımsıkı bağlıyor. ​Kısaca özetlemek gerekirse; dünya iyisi Nazan’ın, Mazhar ile evlendikten sonra "el kızı" görülerek horlanmasını, iftiralarla ve toplumsal önyargılarla hayatının adım adım mahvoluşunu izliyoruz. 1960’ların o kendine has argosu, eskiyle yeninin çatışması ve sokağın nabzı kitapta muazzam bir akıcılıkla verilmiş. "Sıkıldım" demeye vaktiniz kalmıyor. ​Gelelim dürüst hayal kırıklığıma... Herkes "bu kitabı ağlayarak okudum" falan demiş, kusura bakmayın ama ben ağlayamadım, olmadı. Evet, olaylar çok kötü, Nazan'ın başına gelenlere gerçekten çok üzüldüm ama kitap bende ağlama isteği yerine safi bir öfke uyandırdı. Nazan'ın yaşadıklarını sadece bir olaylar silsilesi olarak görüyoruz; başına gelen her şeyi duyuyoruz ama o bunları yaşarken gerçekten ne hissediyor? O derinlikli psikolojik tahliller maalesef yok denecek kadar az. ​Nazan’ın iç dünyasına sızamadığım için ağlamak yerine, ona karşı tavır alan eşi Mazhar’a, kaynanası Hacer’e ve diğerlerinin o haksız tutumlarına gerçekten sinir oldum. Kitap benim için hüzünden ziyade, bu karakterlere karşı duyduğum büyük bir sinir harbiyle geçti. O derinliği göremediğimiz, olayları sadece kurgu diliyle izlediğimiz için o beklediğim bağ tam kurulmadı ve bu da derinlik arayan bir okur olarak beklentimin biraz altında kaldı. ​Özetle; bir erkek yazarın kadının toplumdaki yerini bu kadar net görmesi harika, kitabı kesinlikle tavsiye
1000Kitap
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Anlaşılmayan bir çocuğun hikâyesi...
Puan vermedi·252 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 21:56
Matilda kitap okumayı çok seven, meraklı ve inanılmaz zeki bir çocuk. Ama ne yazık ki ailesi onun tam tersi. Annesi daha çok güzellik, evlilik ve “iyi bir koca bulma” gibi şeylerle ilgileniyor. Babası ise iş hayatında dürüst olmayan yollarla para kazanan biri. Yani Matilda’nın büyüdüğü ortam, onun potansiyelini destekleyen bir ortam değil. Beni en çok etkileyen nokta şu oldu: Bir çocuğun ailesi tarafından anlaşılmaması. Matilda’nın kitaplara sığınması aslında bir kaçış değil, bir güçlenme biçimi. Okula başladığında zekâsını fark eden öğretmeni Bayan Honey ile tanışması ise hikâyenin kırılma noktası. Çünkü ilk kez biri onun değerini görüyor. Tabii okulda bir de çok sert ve katı bir müdür var: Trunchbull. Onunla ve sınıf arkadaşlarıyla yaşanan olaylar kitabın hem gerilimli hem de yer yer düşündüren tarafını oluşturuyor. Kurgu açısından bakarsam, kitap oldukça akıcı. Özellikle 12 yaş ve üzeri bir çocuğun elinden bırakmadan okuyabileceği bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Ancak burada önemli bir noktaya değinmek istiyorum: Matilda’nın anne ve babasının ona söylediği bazı sözler gerçekten onur kırıcı ve üzücü. Eğer bu kitabı okuyan bir çocuk ailesiyle ciddi problemler yaşıyorsa, bazı sahneler onu tetikleyebilir. Bu yüzden ben kitabı 12 yaş altına çok önermiyorum. Benim için Matilda sadece “zeki bir çocuk” hikâyesi değil. Aynı zamanda anlaşılmayan bir çocuğun, doğru bir yetişkinle karşılaştığında nasıl değişebileceğinin hikâyesi. Kitabın bir de filmi var. Onu da izleyebilirsiniz.
1000Kitap
MatildaRoald Dahl · Can Çocuk Yayınları · 20224,307 okunma
Gerçekten masum olan kimdi?
Puan vermedi·524 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 23:27
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” diye başlayan bir eser bu. Ve daha ilk cümleden bana şunu fısıldadı: Bu kitap bir aşk hikâyesi anlatacak ama o aşk sandığımız kadar saf, sandığımız kadar masum olmayacak. Masumiyet Müzesi , kısaca söylemem gerekirse; nişanlı, zengin, Batı hayranı bir adam olan Kemal’in, uzak akrabası ve kendisinden çok daha genç olan Füsun’la yaşadığı ilişkiyi, bu ilişkinin bir saplantıya, bir yokluk ızdırabına ve sonunda bir müzeye dönüşmesini anlatıyor. Ama bu sadece bir aşk hikâyesi değil. Bu, bir dönemin İstanbul’unu, sınıf farklarını, modernlik takıntısını, bekaret meselesini, namus kavramını ve toplum baskısını didik didik eden bir roman. Ben kitabı okurken en başta şuna çok net sinirlendim: Kemal, Füsun’u suistimal etti. Evet, açık açık böyle düşünüyorum. Nişanlı bir adam olarak, kendisini “Avrupai”, rahat, özgür gören bir erkek olarak Füsun’la fiziksel bir ilişkiye giriyor ve bunu çok da mesele etmiyor. Bekaret onun için bir problem değil. Ama Füsun için öyle değil. Çünkü o başka bir çevreden geliyor. O, attığı adımın toplumdaki karşılığını, baskısını, utancını yaşayacak olan taraf. Kemal başta Füsun’u büyük bir aşk olarak görmüyor. Onu arzuluyor, onunla birlikte oluyor ama Sibel’le nişanını da sürdürüyor. Hatta bir yerde hayal kurarken hem Füsun’la gizli mutluluğuna geri dönmeyi hem de Sibel’le evlenip “normal, mutlu bir aile hayatı” yaşamayı düşleyebiliyor. İşte o satırlarda şunu anlıyorum: Bu adam henüz aşkı idrak etmiş biri değil. İki kadının duygusunu da, fedakârlığını da gerçekten görmüyor. Dönüm noktası Füsun’un çekip gitmesi. O yokluk, Kemal’in bütün “modern”, “rahat”, “Batılı” maskesini düşürüyor. Füsun’un sekiz yıl boyunca evli olduğu evin salonuna gidip gelmesi, o eşyaları biriktirmesi, sigara izmaritlerini saklaması… Bu artık bir
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma