İnanç sadece Tanrı'nın kamçısını yemem için boyun eğerek mahkeme kürsüsüne ilerlemek için gerekiyor gibiydi. Cehenneme inansam bile, cennetin varlığına bir türlü inanamıyordum.
Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil, içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: kendi içimizde yaşama imkanını, yaşamın ilkesini bulmak. İki kitabın arasında yaşam sıkıcıdır ama kitap farklı bir varoluş umudu uyandırır. Kitaplar gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır.
Burada, bu zavallı yaşamda Tanrı'yı sömürmekten başka bir şey yaptığımız yok; tüm kötülüklerden koruması için bir şemsiye açar gibi açmaya kalkıyoruz onu.
Nasıl ki bazı yaratıklar tabiatın üretmekten vazgeçtiği bir canlı türünün son örnekleriyse, acaba (dil, kelimeler, düşüncelerin çözümlenmesi icat edilmemiş olsa) ruhlar arasında mevcut olabilecek iletişimin yegane örneği de müzik mi diye düşünüyordum.
Her birimiz, başkalarının gördüğü kendi bedenimizi görmez, başkaları için görünmez olan, ama bizim gözümüzün önünde duran nesneyi, kendi düşüncemizi "izleriz".