Artık o genç insanın korkutucu arayışı içinde değilim. Ne yaşantıları, ne de insan sıcaklığını arıyorum. Bugün, hem insan sıcaklığını, hem de sevgiyi yalnız kendi içimde taşıyorum. Yani sevgisizim. Ve soğuk.
Okul başlıyordu. Bunlara, öğrenci deniyordu. Oğlana, bir kaç yıl sonra asker, daha ileride de memur ya da işadamı diyeceklerdi. Hatta aile babası. Ama her zaman bir sıfatı olacaktı, adından önce gelen. Peki, benim daha ne kadar acı çekmem gerekiyordu, yeniden bir sıfat kazanabilmem için?
Ve güz geldi Ömür hanım.
Dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul.
İnsanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde.
Yağmur ha yağdı ha yağacak.
İn-cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır...
Nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan.
Kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası.
Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
- Şükrü Erbaş