Annelik doğal bir süreç taşırken babalık sonradan eklenen, eğer üzerinde durulursa ciddiyet kazanan bir durumdu ve babamın buna vakti yoktu. O da her erkek gibi çocuğun birlikte yapılan değil, sanki birdenbire bulunan bir şey olduğuna inananlardandı.
Bugünlerde İstanbul sularını dolduran zırhlıları köprü üstünde seyreden bir Türk delikanlısı, yaşlı bir adama yaklaşarak şöyle sordu:
- Affedersin babalık, bu gemilerdeki topların attığı mermiler kaç kilometreye gider?
- Yirmi mile gider oğlum,
- Biz de yirmi bir buçuk mile gider, yine canlarına okuruz babalık!
Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. Bu da babasız kalmak demektir. Babasını araması da boşunadır aslında. Kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. Bulursa da bu sefer birey olamayacaktır. Modernliğin Fransız mucidi Jean-Jacques Rousseau bunu çok iyi bildiği için dört tane evladını modern olsunlar diye bile bile terk etmiş, onlara babalık etmemiştir.
Rousseau çocuklarını merak bile etmemiş, bir kere de aramamıştır.
Sen de beni modern olayım diye mi terk ettin?