İlkgül, Songül, Döndü, Yeter şeklinde gider bizde
Kısacası babam altı kıza kadar hazırlıklıymış. Bu yüzden ablalarımın isimleri sırasıyla (Çince kökenli sözcükler olan) Cin (doğruluk), Son (iyilik), Mi (güzellik), Conğ (letafet), Suk (fazilet), Hyon (bilgelik) olmuş. Ben de kız olunca, babam bildiği tüm Hanca kız isimlerini altı ablama verdiği için boşu boşuna bu sıralamaya uyduğunu, gereksiz yere bu isimleri verdiğini düşünmüş olsa gerek.
Sayfa 13
Mağduriyet zihninde odak noktası hep dışarıdadır: Bana ne yapıldı, kim yaptı, neden yaptı? "Annem böyle yaptığı için ben böyleyim". "Babam gittiği için yakınlık kuramıyorum". "Toplum bana bunu dayattığı için başarısızım". Bunların hepsi gerçek olabilir bu arada ama mağduriyet zihni burada kalır ve ilerleyemez. "Peki ben şimdi ne yapacağım?" sorusuna geçmez.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir Hanımefendiye yakıştıramadığım bir açıklama..
Küçükken bir keresinde Ölümlülerin neye benzediğini Sormuştum. Biçimlerinin bize benzediğini Söyleyebilirsin : demişti babam Ama Ancak bir solucanın balinaya Benzediği kadar. Annem daha basit bir açıklama Getirmişti: Çürümüş etle dolu iğrenç Torbalara benzerler ....
Alıntı
Şimdi büyüdüm, yaşamın zor olduğunu biliyorum ve hayatı daha dayanılır kılmak için "kötü" yollara başvuran kimi daha hassas insanlara kızmamak gerektiğini de.
Knight
(9 yaşında) Luna'nın beni önemsediği için böyle davrandığını söylüyordu. İtiraf edecek değildim ama ben de onu önemsiyordum. Omzuma dokundu. Başka bir sayfaya geçtim. "Açık elini çenenin yanında ileri geri sallamak kaltak demekmiş. Dostum, baban sana bunu öğrettiğimi öğrenirse beni öldürür." Omzuma sert bir tokat atıp tırnağını etime batırdı. Cümlemin ortasında ona baktım. "N'oldu?" "İyi misin?" diye sordu işaret dilinde. İşaret dilini pek kullanmazdı. Luna konuşamıyor değildi, konuşabiliyordu ama konuşmak istemiyordu. Teknik olarak konuşabiliyordu yani. Şimdiye kadar bir şey söylediğini hiç duymamıştım. Ama annemle babam konuşabildiğini söylüyorlardı. Onun derdi sesiyle değildi. Dünyaylaydı. Luna'yı anlıyordum. Ben de dünyadan nefret ediyordum. Yalnızca farklı şekillerde ediyorduk. Omuz silktim. "Evet." "Arkadaşlar birbirlerinin küçük şeyler yüzünden üzülmesine izin vermez," dedi elleriyle.
Cumada hoca ne anlattı biliyor musun? O muhterem zat, kızı Fatıma'nın evine bakan duvarına bir pencere açtırmış onu her gün görebilmek için. Neden, çünkü kızı onun hazinesiydi. Böyle demişti babam.