Acıklı filmlerden pek hoşlanmazdı Nakıp Ali. Bu yüzden, bazı yerli filmlerin sonlarını keserdi. Diyelim, oğlanla kız nice beladan sonra kavuştular, birbirlerine sarıldılar. Herkes tam oh çekeceği sırada kötü adam çıkıyor ortaya; oğlanı da, kızı da vuruyor ... Nakıp Ali atardı makası. Oğlanla kız birbirlerine sarılınca "Son" yazardı perdede; film biter, seyirciler de mutluluk içinde evlerine giderlerdi. "Tahsin Bey," demişti bir gün babama, "hiç yabancı filmi kesiyor muyum! Onların acıklısı bile bir başka. Bunlar zırvalık. İyi bir bok olsa kesmem. Millet zaten sıkılıyor, bir de ben mi içlerini karartayım!"
..sonra Allah Resulü abdest aldı. Sonra kıbleye dönerek uzun uzun dua etti. Daha sonra başını yere eğdi. O sırada gözünden akan yaşlar yere ıslatıyordu. Dedesinin kendisiyle ilgilenmesini isteyen Hüseyin yanına gidip sırtına çıkınca ağlaması daha da arttı. O sırada evde bulunan herkes ağlamaya başladı. Dayanamadım. Anam babama sana veda olsun. Niçin ağlıyorsun ya Resulallah diye sordum. Hazreti Fatıma da Gözyaşları için babasına sarıldı. Ey babacığım, şimdiye kadar yapmadığın bir şey yaptığını görüyorum. Ne oldu diye sorunca, evlatlarım, bugün sizi görünce huzurunuza bakarak daha önce olmadığım kadar çok mutluydum. Tam o sırada dostum Cebrail bana gelip torunumun öldürüleceğini haber verdi. Üzülüp hüzünlendim. Rabbime yönlenip sizin için hayır dua da bulundum, buyurdu.
Sana tam ihtiyacım olduğunda, çocuklar babalarıyla övünürken ve onlarla tehdit ederken -babama söyleyeceğim, haberin olsun- sen yoktun; ilk tıraşımı nasıl olacağımı göstermek için yoktun; bana nasıl dövüşeceğimi öğretmek için yoktun ... Yoktun ...
Herhâlde hayatımda babama isyân ettiğim kadar kimseye etmedim. Sevmezdim; ama müthiş sayardım. Önümde öldüğü ânda dehşet sevdiğimi anladım. Yıllar boyu sevmediğim adama karşı biriken sevgi bir ânda boşaldı...