Şimdiye kadar birçok kitabın incelemesini yaptım ve bu sefer kendi kitabımın incelemesini sizler için yazmak istedim. Çünkü incelemelerdir bir kitabı meraklı kılıp, okuma isteği uyandıran.
Her zaman dediğim gibi önce şair sonra şiir. Şiiri anlamak şairini tanıyıp, bilmekten geçer. O nedenle biraz kendimden bahsetmek isterim. Hayatta herkesin bir imtihanı vardır. İmtihansız kul olmaz. Adı da doğar doğmaz kimliğine Çilem yazılınca, o insanın derdi, çilesi, hüznü biter mi? Benim ruhumda taa çocukluğumda kırıldı. Babam, hep oğlan çocuk özlemi çekermiş, ben ve diğer kız kardeşim doğduğumuzda bizi hiç sevmemiş. Küçükken dışarı çıkmamız, oynamamız yasaktı. Oyunlarım olmadı mesela, hayatı hep cam kenarından seyrettim. O zamanlarda dahi okumayı çok sever, onlara sarılırdım. Babam, okumayı severdi. Evde büyük bir kitaplığı vardı çocukluğumdan ve o kabus dolu evden ayrılana kadar babamın bütün kitaplığını okumuştum. Babam, öfkeli, sert adamdı, dediğim dedikti, bize karşı katı kuralları vardı. Annemse babamın evinde liseyi bitirdi ve biz ilkokul bire başladığımızda çalışmaya başladı, ne evimizle ne de bizimle ilgilendi. Bütün hayatı kariyer yapmak, çalışmaktı. Kardeşim ve ben ebeveynlerimizin İlgi ve şefkati ile büyümedik. Bizleri büyüten acılarımızdı. Daha küçük yaşlarda, ilkokula giderken ayağımın altına tabure koyup, bulaşıkları yıkardım. Annem çalışmaya başlayınca evde ne temizlik, ne yemek yapardı. Babamsa titizdi, ufacık bir kire, toza katlanamaz, her şeye bağırır, çağırırdı. Küçük yaşlarda kardeşim ve benim üzerimize birçok sorumluluk yüklenmişti. Babam, annem eve geç saatlerde geldiğinde çok sinirli olurdu. İçki masasını kurar, annemi o içki masalarında beklerdi. Annem eve gelene kadar bizim sudan sebeplerle yemediğimiz, dayak hakaret kalmazdı. Kabus dolu bir geceden