Peki, neden bazı dinler evrim teorisiyle barışmakta bu kadar zorlanır? Neden insanın, insansı maymunlarla ortak bir ataya dek uzanan evrimsel bir tarihinin olduğu gerçeği bu kadar çok insanı bu derece rahatsız eder? Bu konuda en son öfkeye kapılanlar, Kenya piskoposlarıydı (ya da en azından onlardan bir tanesi). Bu muteber kişiler, ata kemiklerine ait fosillerin Nairobi Milli Müzesi'nde sergilenecek olmasına karşı çıktılar. Piskopos Boniface Adoyo ve evanjelik dostları, sergiyi gezen bazı saf kişilerin -Tanrı muhafaza- soyumuzun insansı maymundan geldiğini düşünecekleri korkusuna kapıldı! Oxford Piskoposu "Kaypak Sam" Wilberforce ile "Darwin'in Buldoğu" Thomas Huxley arasında 1860'ta, Oxford'da geçen ünlü ağız dalaşından bu yana, evrim olağanüstü güçlüklerle karşılaştı. Yaratılışçılık hiçbir zaman güçten kuvvetten düşmedi. Hatta Yeni Dünya'nın bazı bölümlerinde nur topu gibi hayatını sürdürüyor. Bu elbette sadece Hristiyanlıkla sınırı bir durum değil. İslam'ın da evrim fikriyle bazı sorunları var. Evrim Kuran'da yer almadığından, onun gerçekliğini savunmak, Allah'ın âlim-i mutlaklığına meydan okur ki bu da dine küfür sayılır. Bilgi kudrettir belki ama onun bastırılması çok daha tehlikelidir. Sonuçlarıyla baş edemeyeceğimiz bir şeydir. Tabii eğer tam anlamıyla köy ekonomisine dönmeye ve mevcut dünya nüfusunu bir gecede birkaç bin kat azaltmaya niyetimiz yoksa. Bilimi kontrol altında tutmanın felaketle sonuçlandığı ve ulu-sal gelişmeyi rayından çıkardığı örneklerin sayısı çok fazladır. Bunlardan en iyi bilineni de hüzünlü Rus biyoloji tarihidir. 1917'de Bolşevikler başa geçtiğinde Rus genetik bilimi Avrupa ya da Amerika'daki muadillerinin en az on yıl ötesindeydi. Ne var ki Rus Marksistler genetiğe şüpheyle yaklaşıyordu. Gelişim içindeki (genetik) evrim teorisini Marx'a
Sayfa 120 - NTV Yayınları·Kitabı okudu
Bilim
• Freud'u ne zaman okumuştunuz? - Çok erken, zira bir lise arkadaşım vardı, babası psikiyatrdı ve Fransa'da Freud'la ilk ilgilenenlerdendi. Marie Bonaparte ile beraber çalışıyordu ve Psikanalize Giriş'i ve ilk basımında Düşlerin Bilimi diye çevrilen Düşlerin Yorumu'nu okumaya teşvik etti beni - felsefe sınıfındaydım. • Akabinde, psikanalize karşı sık sık hayli sert sözler sarf ettiniz. - Arkadaşlarımın, yakınlarımın çoğu psikanalize gitti. Onlarla ilişkilerim tedavi usulü üzerine bende bazı kuşkular uyandırdı. Özellikle, yorumları yoldan sapıverince, tekrar çalışma tezgâhına çökmek yerine, karşı karşıya oldukları boşlukları psikanalizin gani gani saçtığı o genelgeçer açıklamalarla doldurması işine gelen çok sayıda etnoloğun, sosyoloğun ve tarihçinin duydukları eğilime karşı çıkmak istedim. Buna rağmen Freud'un düşüncesi entelektüel yetişmemde çok önemli bir rol oynadı; aynı Marx'ın düşüncesi gibi. Görünürde en mantıksız hadiselerin bile rasyonel bir tahlille yargılanabilir olabildiğini öğretiyordu bana. Marx'ın ideolojiler (bireysel değil kolektif, ama yine akıldışı özü olan hadiseler) karşısındaki yaklaşımı bununla karşılaştırılabilir geliyordu bana: Hakkında taşıdığımız ahlaki yargılar ne olursa olsun, görünümlerin berisinde, mantıksal bir bakış açısıyla tutarlı bir temele ulaşmak. • Marx'a Freud'dan daha sadık kaldınız. 1962'de, Yaban Düşünce' nin sonunda, Marx'a hâlâ bağlı kaldığınızı ilan ediyorsunuz. - Siyasi açıdan hayır; ama felsefi açıdan kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, evet. Sosyal bilimlerde modeller yöntemini sistemli biçimde ilk kullanan Marx olmuştur. Mesela bütün Kapital, yazarının önce laboratuvarda inşa edip sonra da sonuçlarını gözlemlediği olgularla yüzleştirmek için çalıştırdığı bir modeldir. Ayrıca, temel bir fikir olan, pratik yaşam koşullarıyla
Sayfa 144·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Versailles bahçeleri gibi tarhlara ayrılmış toplum ama tarhların sınırı belirsiz. Toplumun içinde birçok toplumlar var. Büyük adam kucağında yaşadığı toplumun üvey evladı dünkü, yarınki, ötelerdeki bir toplumun çocuğu. Rousseau'yu Rousseau yapan yüzünü görmediği annesiyle ayyaş babası mı? Marx, avukat Marx'ın oğlu olmaktan çok Rousseau'nun, Saint-Simon'un Hegel'in çocuğu. Kaderimiz çizen toplum, ama ona teslim olunca yokuz, denizdeki herhangi bir dalgayız artık. Dalgaların bir tarihi var mı? Kişilik bir kopuş, bir olmayan'a, bir olacağa bağlanışıdır. Görünen toplum içinde görünmeyen toplumu seçmek. "
Sayfa 221 - İnsan Nereye?
Anarşistlerin "babası" Proudhon, dünyada, gelecekteki toplumun temeli olma işini görecek ilk ve son olarak belirlenmiş değişmez bir adalet bulunduğunu söyler. İşte bunun için Proudhon'a metafizikçi denmektedir. Karl Marx, Proudhon'a karşı, diyalektik yöntem yardımıyla savaştı ve dünyadaki her şey değiştiğine göre, "adaletin" de değişmesi gerektiğini ve dolayısıyla "değişmez adaletin" sadece metafizik saçmalık olduğunu kanıtladı. Oysa metafizikçi Proudhon'un Gürcü çömezleri, "Marx'ın diyalektiği metafiziktir" diye tekrarlamaya devam ediyorlar!
Ve bakınız ki ilk tahsilini bir Yahudi okulunda yapmış olan Sadrazam Talât Paşa, 1907 yılında Yahudilere Filistin'de bir yurt vermeyi vaad etmişti." Ve yine bakınız ki Beynelmilel Siyonist Kongresinde; Yahudiler şu kararı almışlardı: "Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamadıkça İsrail Devleti kurulamaz, her çareye başvurarak Osmanlı Devleti yıkılmalı, Filistin'de Türk bayrağı indirilmeli, Türk askeri Filistin'den çıkmalıdır ve ancak ondan sonra da Yahudi devleti kurulmalıdır." Tahrif edilmiş Tevrat'ta geçen bahisler ve Siyonistler'in aldıkları kararlar şöyledir. "İsrail Devleti'nin sınırları, Nil'den Fırat'a kadardır." İsrail Devleti'nin kuruluş tarihinden bir gün sonra 15 Mayıs 1948'de Başkanları Ben Gourion Gallio, Yahudi okulu öğrencilerine, önündeki haritayı göstererek şunları söylüyordu: "Bu harita devletimizin coğrafi haritası değildir. Başka bir harita daha vardır ki, onu gerçekleştirmek için bu görev sizlere düşer. Bu; Nil'den başlayarak Fırat'a kadar uzanan toprakları içine alan İsrail İmparatorluğu'dur." Baruh Levi adlı Yahudi ise, komünizm'in babası Yahudi Karl Marx'a gönderdiği bir mektupta şöyle diyordu: "Yahudi milleti bir bütün olarak kendi kendinin Mesihi olacaktır. Onun dünya üzerindeki hakimiyeti, bütün insan soylarının birleşmesi, ayrılığın surları olan sınırlarla monarşilerin kalkması ve dünyanın her tarafından Yahudilere eşit haklar tanıyan bir dünya cumhuriyetinin kurulmasıyla gerçekleşecektir. İnsanlığın bu yeni teşkilâtın- da İsrailoğulları işçi yığınlarının başına Yahudi soyundan liderler getirmeyi becerirlerse en yüksek mevkilere erişecekler ve hiçbir muhalefetle karşılaşmadan önder zümreyi teşkil edeceklerdir. Dünya Cumhuriyetini, meydana getirecek olan milletlerin hükümetleri proletaryanın yardımıyla, Yahudilerin eline kolayca geçecektir.
Siyaset
Bazı Aydınlanma düşünürleri açıkça doğal eşitsizliğe inandıklarını dile getirdiler. Kimisi insanlığın aslında birkaç farklı türden oluştuğunu öne sürdü. Voltaire bazı Hıristiyan dinbilimcilerce geliştirilen Adem öncesi kuramının seküler bir biçimini onayladı. Buna göre, Yahudiler Adem öncesindendiler; Adem'in yaratılışı öncesinde var olmuş daha eski bir türün kalıntısıydılar. Irk kavramına entelektüel bir meşruluk kazandıran kişi Immanuel Kant oldu; Voltaire'den sonraki en üstün Aydınlanma siması ve Voltaire'den farklı olarak büyük bir düşünürdür. Kant Avrupa'da ortaya çıkmakta olan antropoloji biliminde ön plandaydı ve ırklar arasında doğuştan bazı farklılıklar bulunduğunu öne sürdü. Beyazların kusursuzluğa doğru ilerlemek için gereken tüm niteliklere sahip olduğuna hükmederken, Afrikalıları köleliğe yatkın bir ırk olarak temsil eder. Güzellik ve Yücelik Duyguları Üzerine Gözlemler (1764) adlı kitabında Afrikalı Siyahilerin yaradılış gereği dikkate değer bir duyguya sahip olmadıklarını belirtiyordu. Öte yandan, Asyalıların uygar ama durağan oldukları görüşündeydi; bu John Stuart Mill'in de katıldığı bir görüştür. (Özgürlük Üzerine (1859) adlı yapıtında Çin'den durgun bir uygarlık olarak söz eder ve şöyle der: "...durgunlaştılar ve binlerce yıl öyle kaldılar; ola ki ilerlerlerse, bu yabancılar sayesinde olacaktır." Burada Mill, babası James Mill'in Hindistan'a ilişkin görüşünü yineliyordu. History of British India (İngiliz Hindistanı'nın Tarihi) adlı kitabında James Mill Hindistan halkının ilerlemeyi ancak dilleri ve dinlerinden vazgeçerek başarabileceğini öne sürüyordu. Benzer bir Hindistan resmi de köy yaşamındaki uyuşukluğun üstesinden gelmenin bir aracı olarak sömürge yönetimini savunan Marx tarafından çizildi. Başka halkların yetersizliği, ister doğuştan
Sayfa 81 - YKY / E- Kitap·Kitabı okudu