Giriş Yap
gulcekmrl
@babyygirl
i live in two worlds, one is a world of books.
bir kitabı yarım bıraktı
Açlık
8.1/10 · 21bin okunma
Reklam
·
Reklamlar hakkında
bir kitabı yarım bıraktı
Anne Frank: The Diary of a Young Girl
8.7/10 · 5,9bin okunma
bir kitabı okumaya başladı
ve bir kitabı okumayı düşünüyor
246 syf.
·
Puan vermedi
-spoiler barındırır- İtalya. Yaz. Elio, 17 yaşında ailesinin köşkünde kalan parlak bir gençtir. Babası arkeoloji profesörü olduğu için her sene evlerine bir öğrenciyi, ufkunu genişletmesi için davet etmektedirler. Fakat o seneki misafir, hepsinden daha farklı bir rol oynayacaktır Elio’nun hayatında. Amerika’da okuyan Oliver, altı haftalığına biberiyelerin kokusunun, ağustos böceklerinin, palmiye yapraklarının ve nice doğal güzelliklerin olduğu bu kasabaya ayak bastığından beri, Elio onun hakkında ne hissetmesi gerektiği konusunda kararsızdır. Önce onu rastgele, ve ailesinin yorumlarının da etkisiyle fazla Amerikan bulur. Olumsuz yorumlarının aksine, ;’ulaşılamaz türden biri’ olarak da yorumlar onu. Kendi düşüncelerini anlaması, mutlu eder Elio’yu. Fakat arada sırada onun üzerinde gezinen soğuk bakışlar, fikirlerinin ani bir şekilde değişmesine yol açar hep. Nedensizce asıl ilgi alanlarını onunkilerle uyuşturmaya çalışır Elio, dışarıdan öyle görünmeksizin ve kendine bile itiraf etmeksizin onu tavlamaya çalıştığını fark eder. * Bugün, yeni gelen birisinin yol açtığı sıkıntı, huzursuzluk, heyecan; dünya kadar mutluluğun bir parmak ötede dolanıp durduğu düşücesi; yanlış anlamış olabileceğim ve yitirmek istemediğim; her seferinde hakkında çok iyi düşünmem gereken insanları boyuna yoklayıp durmam; arzuladığım ve beni arzulamasına can attığım herkese yakıştırdığım korkunç şeytanlıklar; sanki dünyayla benim aramda perde yokmuş da incecik kağıtlardan yapılmış sürgülü kapılar varmış gibi çektiğim perdeler, hiçbir zaman şifreli olmamış şeylerin şifresini karıştırmaya ve sonradan yeniden anlaşılır hale getirmeye çalışmalar; bunların hepsi, Oliver’ın evimize geldiği yaz başladı. Bunlar, o yaz popüler olmuş her şakıda, Oliver’ın kaldığı sırada ve sonrasında okuduğum her romanda, sıcak günlerin biberiye kokularından, ağustos böceklerinin deli gibi cırlamalarına varıncaya dek her şeyde kazılıydı; birlikte büyüdüğüm ve o güne dek hayatımın her yılında tanıdığım kokular ve sesler birden bana düşman kesilmiş ve o yaz yaşanan olayların rengini sonsuza dek taşıyan bir ton edinmişti. Bu altı haftalık kısa süreç içerisinde Elio, Oliver’ı odak merkezi haline getirmiştir. Ondan önceki gidenleri ve sonradan gelecekleri boş verir, anın büyüsüne kapılarak ona tapar. Ona karşı hissettiklerini ateş olarak tanımlar. Düşlerini süsleyen bir ateştir bu his. Dünden razıdır ona teslim olmaya, ‘teslim olmaya hazır olduğumu, zaten teslim olduğumu, senin olduğumu, tümüyle senin olduğumu’ olarak vurgulanır kitapta. Onu kendi kafasında yüceltmeye devam eder, ikisinin de Yahudi olması ve Elio’nun aksine Oliver’ın bu konuda daha rahat olması, bir ev konforunda hissettirir Elio’ ya. Torunlarının uğruna savaşmış ataları ortaktır. * Benim Davut Yıldızım, onun Davut Yıldızı, ikimizin boynu bir olmuş sanki… Elio’nun Oliver’ı gözlemleme süreci yavaş yavaş takıntılılık boyutuna gelir. Giymeyi tercih ettiği kıyafetlere göre o günki ruh halini tahmin eder, ona karşı tamamen ilgisiz olduğunu düşünmesini sağlamak ister, bu aşkı kendine saklamayı ve kimseye duyurmamayı yeğler, kendinden nefret etmesine yol açtığı için ondan nefret eder, onu düşünmekten kendini alamadığı için abartılı olarak onun ölmesini bile arzular. Bu kıskançlık krizleri, onu bir daha ne zaman göreceğini bilmediğinden kaynaklanır. Babasının kütüphanesinde bulduğu bir masal kitabında, bir prens ve prensesin maceralarını okur Elio. Bu prens, prensese delicesine aşıktır, fakat söyleme cesaretinde bulunamaz. Prenses ise o önemli soruyu sorar: ’Söylemek mi daha iyi, ölmek mi?’ Bu ikilemi kendi iç fırtınası olarak yaşayan Elio, büyük bir sırrı açığa çıkarmanın verdiği korkuyu, sonrasında ilişkilerindeki bir zaman kaybı olarak görecektir. * Onun gibi olmak mı istiyordum, o olmak mı istiyordum? Bu kitabın ana sorularından biri. ’Ne zaman ayırdılar bizi, senle beni Oliver?’ Elio’nun içgüdüleri, vücutsal ( ‘vücudum senin vücudundur’) ayrıca ruhsal olarak da birleşme arzusuyla hareket eder. ‘Adınla çağır beni, ben de seni benimkiyle’ . Oliver onun için bir hayat arkadaşından çok hayatın kendisi haline de gelmiştir bu kısa sürede uzun zamandır yolunu aradığı evine dönmüştür adeta. Fakat içten içe bilmektedir ki, Oliver’ı asıl amacı yaptığı bu süreç, hiçbir zaman sonsuza kadar sürmeyecektir. Daima ile asla gibi iki zıt kavram arasına yerleştirir onu. * ‘Yalnız kalmayı seviyor musun?’ diye sordu. * ‘ Hayır, kimse yalnız kalmayı sevmez. Ama yalnızlıkla yaşamayı öğrendim.’ Çoğunlukla yalnız başına vakit geçiren Elio’nun bu özelliğinin farkına varan ilk kişi olması, belki de Oliver’ı onun için özel kılmıştır. Yalnız başınayken yaptığı bireysel aktivitelerin içyüzünü ona göstermeye cesaret edip, buna değer verdiğini hissedince, Elio, müzik yaratmayı, sayısız roman okumayı, bisiklete binmeyi ve daha önce kimseye gösterme lütfunda bulunmadığı kendine ait gizli göletinde yüzmeyi Oliver ile yapmaya başlar. Kim bilir, belki bunları tek bir kişi edasında yaparlarken Elio’nun bestelediği müziğin ilhamı Oliver, Oliver’ın yazdığı kitabın ilk editörü ise Elio’dur. ‘ Senin için kimsem o olmak, onun benim için kimse o olması.’ Kişiliklerini değiştirmeden sessiz geçen saatler boyunca vakit geçirebilmeleri, birbirleriyleyken en doğal hallerini yansıtmaları, arkadaşlıktan sevgililiğe evrilecek bir 6 haftanın en güzel anılarını barındırmıştı. * Bir şey yapmasak da sarılıp yatalım, senle ben, gece gökyüzünde yayılırken, sonunda hep yalnız kalan ve yalnız kalmaktan nefret eden, çünkü baş başa klamya hiç katlanamadıkları kişi daima kendileri olan huzursuz insanların hikayelerini oku… * Tek bildiğim, ondan gizleyecek hiçbir şeyimin kalmadığıydı. Hayatımda kendimi hiç bu kadar özgür ya da güvende hissetmemiştim. Vakit geçer, ve gerçek dünyanın getirdiği gerçek sorumluluklar ilişkiyi altüst etmeye hazırdır. Bir elvedanın başlangıcı olacak Roma ziyareti, Elio ve Oliver’ın geçirdiği son günlerin karmaştık bir özeti gibidir. Oliver’ı yitirmenin provasını sadece, acıyı önceden, ufak dozlarda yaşayarak savuşturmak için değil, bütün batıl inançlı kişiler gibi, en kötüyü kabullenme kararlılığı acaba kader darbesini hafifletmeye ikna edemez mi diye görmek için yapar Elio. Acıyı köreltmek için acının provasını yapar. Oliver’ı yitirmek istemez. * Dakikalarımızın sayılı olduğunu biliyor ama saymaya cesaret edemiyordum, tüm bunların nereye doğru gittiğini biliyor, ama kilometre levhalarını okumak istemiyormuşum gibi. Dönüş yolumu bulmak için ekmek parçalarını, kasten, bırakmadığım günlerdi; yedim onları. Fakat kitapta en çok sevdiğim kısımlardan biri, Elio’nun babasının Oliver Amerika’ya döndükten sonra oğluyla yaptığı konuşmadır. Bu konuşma, aynı zamanda yazarın kendi babasıyla yaptığı bir konuşmadan da esinlenilmiştir. * ‘Güzel bir arkadaşlık yaşadın. Belki arkadaşlıktan da öte bir şey. Ve sana imreniyorum. Benim yerimde olsa babaların çoğu her şeyin geçip gitmesini diker yahut oğulları tekrar ayaklarının üzerine basar hale gelsin diye dua eder. Ama ben öyle bir baba değilim. Acın varsa tedavi et ve bir alev varsa üfleyip söndürme, ona karşı sert davranma. Geri çekilmek, geceleri uykumuzu kaçırırsa korkunç bir şeydir, başkalarının bizi, unutulmak istemeyeceğimiz kadar kısa sürede unuttuğunu görmek de bunun kadar kötüdür. Biz olsak yapacağımızdan daha hızlı yapılan şeylerin ardından iyileşmek için kendimizden öyle çok şey fırlatıp atıyoruz ki, otuz yaşında iflas ediyoruz ve yeni birisiyle başladığımızda verecek pek bir şeyimiz kalmıyor. Ama bir şey hissetmemek için hiçbir şey hissetmemek… yazık!’ Sonuçta boş yılların gelmesiyle, Elio’nun Oliver’dan önce ve Oliver’dan sonra olarak ikiye ayrılan hayatı, onsuz olmaya alışmış, aralarında hiçbir ortak zemin kalmamıştı. Bu yitiğin kederiyle yaşamaya sonsuza kadar mahkumdu Elio. * Oliver geldi, Oliver gitti. Başka hiçbir şey değişmedi. Ben değişmedim. Dünya değişmedi. Ama yine de hiçbir şey aynı olmayacak. Geriye kalan tek şey hayal kurma ve tuhaf bir hatırlama. Beni Adınla Çağır’ın çok özel bir yeri var bende. Gerek Akdenizlileri tutkularını yansıtan kaçınılmaz iç bayıltıcı, melodramatik karakterleriyle, gerekse geçtiği yerin büyüleyiciliğiyle, gerek ise de böyle yarım kalan bir ilişkiyi bizzat kendim de yaşamış olmamdan kaynaklı. 2017 yapımlı filmini izlemenizi tavsiye ederim. Timothee Chalamet zaten apayrı bir yetenek, filmin görselliği de çok başarılı <33
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
8
77 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.27.30