ayağın taşa takıldıysa içine bak!.
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Alıntı
Zaman akıp gidiyor. Dünya dönmeye devam ederken, akıp giden zamanda sen de telaşla koşturup duruyorsun sürekli. Nereye? Ne için? Bazen durup düşünmek amacıyla kendi başına kaldığın anlarda içini bir huzursuzluk sarıyor. Yalnız kalmaya korkuyorsun. Çünkü kendinle kalmaya korkuyorsun. Çünkü korkuların var; içinden, zihninden taşanların seni boğmasından ve acizliğinle yüzleşmekten korkuyorsun. Kendinle kalacağın ufacık bir an bile o bitmek bilmeyen koşuna devam etmeye zorluyor seni. Oysa çaren dinginlikte saklı. Zihnini ve etrafını susturduğunda gelecek sessizlikte gizli..Kendine ve düşüncelerine zaman ayır ve önce kendine dönüp bak. Sen oradasın.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Ay, bana bir şeyler oluyor. Dünürlerimizin evine sirk cambazı gibi gidiyoruz. Ben bu kadar güzelken ve seçkin bir zevke sahipken bu ailenin gelini olmak için ne günah işledim? Ben dergi kapaklarından flrlamış gibiyim, bir de şunlara bak!”
Sayfa 146 - Bige Efil Saka·Kitabı okudu
Artık hiç sabah olmayacak yavrum Bitkin gözlerime son bir defa bak Bir daha o yerden gün doğmayacak Bu mor gecelerde kayboldu ruhum Artık hiç sabah olmayacak yavrum
Sayfa 76 - Karanlıklar Üstüne·Kitabı okuyor
Alıntı
“Bak, ustam,” dedi. “Yiğit, yürekli, aslan ustam, filler hiç yenilir mi? Bu dünya dünya oldu olalı kim görmüş karıncaların filleri yendiğini? Bu dünya böyledir ve hem de bu dünya hiç değişmez. Fil fildir, karınca karınca... Filler yönetecek, onların işleri bu; karıncalar çalışacak, filler yan gelip yatacak, en güzel yiyecekleri onlar yiyecek, en güzel giysileri onlar giyecek, en görkemli saraylarda onlar oturacak... Karıncalarsa işte böyle, halleri duman, yıl on iki ay çalışıp sonunda ellerindekini avuçlarındakini fillere verecek, kendileri de açlıktan kırılacaklar. Doğanın yasası bu; insanların, o kendilerini doğanın kutsal yaratığı sanan o övüngeç insanların da yasasından biri bu. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider. Düşün bir ustam, bir düşün kardeşim, şuraya bir dağ kadar karınca toplansak bir araya, bir tek fil saldırsa bize, ne oluruz?”
Necip Fazıl: Ben bu batılı-matılı gibiyi anlamıyorum. –İyi örnekleri oradan getiriyorsunuz ama... Necip Fazıl: İnsan olmak lâzım... İnsan olmak... Hakikat herkesin malıdır. Nitekim hadîs var: Mümin hakikatı nerde bulursa malı gibi alır. Ama bu almak, kopya etmek demek değildir. Biz kopyada bile beşinci sınıfız. Bizde büyük kopistlerden başkası yetişmemiştir. Biz kendimizde tefekkürî manada bir istidatsılık tesbit etmek mevkiindeyiz. Kusuru bilmek ona göre çalışmak için bu tesbitin yapılması şart. Yeni döller, fikir dölleri elde etmek... Bakın kelimelere; bak, çak, tak, pak... Tek heceli kelimeler. Vakti yok düşünmeye. Sen tut bir de nizamı büsbütün uydurma hale getir.. Maydanozdan bahsedemezsiniz, Arapça kökü kaldırsanız. Pırasadan bahsedemezsiniz. Biri pür-hassa’dan gelir, biri mide-nüvaz’dan gelir. –Dil kurumu çalışmaları... Necip Fazıl: Burdan bir halı çalınsa ev halkı telaş eder, gitti diye. Halbuki, ruhumuz çalınıyor yahu... –Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor... Necip Fazıl: Ecevit’i biliyorsunuz.. Robert Kolej’deyken benim talebemdi. Kitabı var kendisinin, evvela Necip Fazıl’ın tesiri altında kaldım, diyor. Ben kendisini sınıftan hatırlamıyorum. Demek ki, pek parlak bir talebe değildi. Ama talih ona bir imkan verdi. O bunu dili tahrip istikametinde kullandı. Buallo’nun bir sözü var: Bir milletin diliyle oynamak, ona en büyük süikastı yapmaktır, diyor. Bunların hepsini yazdım. İnandıkları garbın fikirleri. Bakıyorum Allah dememek için özel gayret sarfediyorlar. Tanrı kelimesini bir iman tavrı olarak kullanıyorlar. Tanrı, ilâh demek. Allah ise ismi has (özel isim). Bir tek köylü gösterin ki Allah yerine tanrı desin. Benim, alış veriş edilen bakkalın, ahçının esnafın bilmediği, kullanmadığı Türkçe, Türkçe olamaz.