‘’Dede?..’’ dedim, ‘’Bakele ne demek?’’
Anlattı.
‘’Canım’’ demekmiş.
Ve ‘’Aşkım’’ ve ‘’Bir tanem’’ ve ‘’ Her şeyim’’ ve ‘’Ömrümün varı’’ ve ‘’Gözümün nuru’’ ve ‘’Kalbim’’ ve ‘’Işığım’’ ve daha yüz binlerce güzel söz, güzel ses demekmiş.
İlk ‘’Canım’’ demek istediğinde ar etmiş dedim, ‘’Hanım’’ dese ‘’malım’’ demiş gibi olur diye korkmuş, ‘’Vesile’’ dese çok resmi, soğuk. Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onu içini, yüreğini, sevdasını, fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. ‘’Baksana’’ dese olmaz, ‘’Bak hele…’’ demiş, devamını getirebilecekmiş gibi.
Bakele dönüp bakmış.
Dedem bütün söylediklerini unutmuş, öylece kalmış.
Beklemiş beklemiş Bakele, gülümsemiş, dedemin elini tutmuş, bakmış ki dedem yutkunup duruyor, ‘’Anladım İbrahim….’’ demiş. ‘’ Anladım….’’ Sen bana Bakele de bundan sonra, ben anlarım senin ne demek istediğini.’’
Sıfır , Hâmit Şevket İnce'nin bu tornistanını " yüksek bir duygu " olarak vasıflandırmış ( s . 19 ) . Dönmenin onun indinde yüksek bir duygu eseri olduğuna şüphemiz yok . Yalnız , Sıfır , o mahkemede Atsız'ın karşısında bulunan Sabahattin Ali'yi sevindiren bir hareketin şakşakçısı olduğunu ve böylece bir kaşarlanmış komünistle olan duygu birliğini itiraf ettiğinin farkında değil . Doğrusu bunu onun kurnazlığına yakıştıramadık !
"Dede"dedim,Bakale ne demek?
"Canım" demekmiş.Ve "aşkım" ve "Bir Tanem" ve "Her Şeyim" ve "Ömrümün Varı" ve "Gözümün Nuru" ve "Kalbim" ve " Işığım" ve daha binlerce güzel söz,güzel ses demekmiş.