İnsana yapışık, insandan ayrılmayan diğer en önemli konular ise dil ve dindir. Dinsiz ve dilsiz toplulukla karşılaşmıyoruz. Nisbeten yakın bir geçmişe değin bahsettiğimiz 'en ilkel görülen yaşama tarzına sâhip topluluklar zanaat, din ve dil sâhibidirler. Neye yarıyor din? Nasıl davranacağımı, ne yapmam gerektiğini bana bildiren kurumdur. İnsanın, hayvanda gördüğümüz ve içgüdü dediğimiz genetiğin belirlediği bir talimatlar dizisine sâhib olmamasından ötürü bir başına kalmışlığı vardır. Toplumun içinden çıkan inancımıza göre buna ya dünya-ötesi/insanötesi bir güç tarafından bize bildirilen ya da tamamıyla toplumbilimsel/sosyolojik bir olaydır, deriz. Bu inancımıza göre değişen bir husustur. Burada belgelere dayanarak kesinlemelerde bulunma imkânımız yok. En eski insanlar kavramlı, sözlü bir dilmi kullanıyorlardı yoksa sâdece bağırıyorlarmıydı? Bilmiyoruz. Belki kavram yapısı çok zayıftı. Nereden çıkarıyorum bunu? Çocuktan çıkarıyorum, çünkü çocuğun dil gelişimine bakarak insanlıkta-da bu böyle olmuş olabilir, diyoruz. Zirâ çocukta henüz kavram yoktur ve zamanla gelişir. Önce zâten çocukta dil de yok.Bu dilsiz döneme “bala” diyoruz.
Sayfa 146·Kitabı okuyacak
1000Kitap
Odada, çarşafları bala üzerinde olan tozlu bir yatak ve ma­saya benzeyen bir şeyin üzerinde birkaç konserve vardı. Onları gördüğümde nefesim kesildi, bizim için o konservelerin her biri açlıktan ölmemek demekti. Etiketlerin bazıları yırtılmıştı ama birinin salatalık turşusu olduğunu tahmin edebiliyordum, ke­ limenin "salat" kısmı okunabiliyordu, öte yandan soluk fotoğ­raftaki salatalıklar artık yeşil değildi. Diğerinin üzerinde ton balığına benzeyen bir balık resmi vardı, belki de adını tahmin edemediğim ya da bilemediğim bir balık, son ikisinin üzerinde ise Campbell's çorbasının etiketleri vardı, sapasağlamdı onların etiketleri, biri domates, diğeri kremalı tavuk. Son kullanma ta­rihleri okunaksız olduğu için iyice kontrol ettim, kutular paslı ya da şiş değildi. Onları açıp içindekileri koklamak için iyi bir işaretti bu, tarantula çocuklarla da böyle yapardık. O şeylerin hiçbirini denememiştim ve asla da deneyemeyecektim.
Sayfa 115 - Siren yayınları 2025
Roman-Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Talat eşi Hayriye Hanim in Çanakkale Zaferi’nin haber ahndığı günlerde söylediği sözlerin şahitliğine başvurmak, belki de bazı İpuçları verebilir: En sevinçli günü, bâlâ gözlerimin önündedir. Çanakkale Zaferini haber aldığımız ân... Sevinçten kendinden geçer gibi olmuştu. Hiç unutmam, yatak odasında idile ،Hayriye... öyle plânlarımız var ki... Ah şu harbi kazandığımız gün, bilsen ne olacak... Cihangir büyük birlurk devleti kurulduğunu göreceğiz ve Türk milleti hak ettiği tam hürriyetine kavuşacak- inkılâplar yürüyecek. Tâ Cumhuriyete kadar..
Sayfa 117 - Kronik
Tarih
Bakkal oldum oldu mekânım kapan Benden yüz çevirdi cümle bezirgân Bala yağa düştü beş on bin sıçan Fıçıların ağzın açıp kaparken
Henüz senin örtünün etrafında oynadığım içın Hâlâ sende bir çiçek gibi asılıyken Ve kalbin her sesi hissederken Sevgiyle titreyen yüreğimi saran sesleri Henüz ben inançla ve özlemle Zengin, senin gibi, resminin önünde dururken, Gözyaşlarım işin bâlâ bir yer Aşkım için bir dünya buldum; Kalbin henüz güneşe dönük olduğu için Seslerini dinlemek istiyormuş gibi onu Ve yıldızları kardeşi ilan ederken Ve baharı Tanri'nın melodisi, Soluğuyla koruluğu hareket ettiren, Henüz ruhun, o sevincin rubu Kalbin sessizliğinde dalgalar yaratırken, Bir anda altın bir gün sarıyor çevremi.
Hadiselerin zahirî ciheti bizi meşgul etmemeli; biz vazifemizi yapar, Allah'ın işine karışmayız. Vazifemiz hizmettir, hizmetimizi yapar, ücretini beklemeyiz. Çünkü burası ücret yeri değildir. İlerdeki bin batman balı, burada bir parmak bala feda edemeyiz. Hayat fanidir, kısadır. Hem çok hadise gösteriyor ki, dünya bizi istemiyor, biz dahi onu istememeliyiz. Asıl gaye ihlâstır. Allah'ı bulan her şeyi bulmuştur. Allah'ı bulmayan her şeyi kaybetmiştir.
Sayfa 168·Kitabı okudu
Din