Kötü Edebiyatın Sarsılmaz İlkeleri
Puan vermedi·196 syf.··
2023 56. kitabı
Bir roman okudum ve okuduğum her sayfada romandan nefret ettim. Hem kendi adıma hem de Türkçe edebiyat okuru adına üzüldüm. Romanın vermek istediği çevreci-özgürlükçü mesajla hemfikir olmam bile dindirmedi içimdeki bu üzüntüyü. Buyurunuz efendim, bir oturuşta yazılmış ve kötü edebiyatı kötü edebiyat yapan ilkelerin bazılarını sıraladığım kısa bir denemeyi bir de siz okuyun. 1. İyiler ve kötüler keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılırlar. Okur ne iyinin neden iyi olduğunu ne de kötünün neden kötü olduğunu anlar, bu konuda düşünmesine ya da fikir yürütmesine izin verilmez. Yazar, kendi yarattığı ahlaki normlara göre şekillendirdiği karakterlere iyi ve kötü elbiselerini giydirir. Roman boyunca da bu ahlaki normlar okura dikte ettirilir; tek doğruymuş gibi okurun, yazarın seçmiş olduğu iyinin tarafında olması talep edilir. Eğer bir çocuk romanı ya da çizgi roman yazıyorsanız böylesi bir seçim anlaşılabilir ama modern roman dediğimiz ve bireyin özgürleşmesiyle başlayan edebi sanat böyle yazılmaz. Bu yüzden Raskolnikov kendisine o cinayetleri işleten sosyal yapının içerisinde takdim edilir okura. Pek çok okur Raskolnikov’a sempati besleyebilir. Madam Bovary genç kızken okuduğu romantik romanların onda yarattığı beklentilerle birlikte verilir ki okur, kocasını aldatan bu kadının nasıl bu hale geldiğini ve nihayetinde nasıl kendi sonunu hazırladığını kendi hayal dünyasında gözlemleyebilsin. Emma saf kocasını aldatan kötü bir kadındır belki ama mutlaka dünyanın bir yerinde Flaubert'in çizdiği çerçeveden yola çıkarak ona hak veren naif okurlar vardır. Kötünün daima kötü, iyinin daima iyi olduğu romanlar okura belli bir ahlaki normu dikte ettiği için, okuru aptal yerine koyduğu için ve en çok da karakterlere haksızlık ettiği için “ahlaksız” kategorisine alınmalıdır. 2.
Edebiyat
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,2bin okunma
Derdim çoktur hangisine yanayım?
Puan vermedi·368 syf.··
Beğendi
·
2022 101. kitabı
Zamanı anlayabilmek, içinden geçip gitmekte olduğumuz bu dünyayı, bu ülkeyi ve daha nice vakıayı anlamlandırabilmek belli alanlara vakıf olmayı gerektirmektedir. Bu anlamda şahsi kanaatimce sayılabilecek üç öncü alanın varlığından söz edilebilir. Olayların derinliğine kavranılabilmesi için bir tarih bilgisinin gerekliliğinin yadsınılanamaz olduğu az çok işin erbabının bugün amentüsü haline gelmiş bir bilgidir. Tarih, olayların derinliğine inebilmeyi ve yapılan analizler sırasında bilgilerin sağlamlaştırılabilmesini sağlayan en başat kaynaklardan birisi olagelmektedir. Tarih bilgisinin uzağında yer alan toplumlar ve insanlar yaptığı yorumlarla tabiri caizse dudak uçuklatabilir yahut insanları şirazeden çıkarabilir. Bugün Türkiye’nin de içinde yer aldığı problemlerin ilk sıralarında üzerine konuşulan mevzuların tarih bilgisinden yoksun olarak ve şartlar koşullar dışlanarak ele alınmasıdır, yani yaşanılan olayların hepsi bugün bir mercek varmışçasına ele alınmakta devre ilişkin değerlendirmelere ne yazık ki rastlanılamamaktadır. Tarihi derinliğe sahip olmamak, ne yazık ki daha düne kadar vatan toprağı bildiğimiz fakat bugün sınırlarımız dışında yer alan Balkanlar’ı bir el (yabancı) derekesine indirmekte ve sanki o topraklarda hiç yer almamışız bizden bir parça değilmiş gibi bir çıkarıma ulaşılmaktadır. Halbuki meseleye az çok ilgisi olanlar bilirler ki Anadolu’dan önce Balkanlar gelmektedir, hatta İstanbul’dan önce Balkanlar’ı vatan bellemişizdir. İşte tarih bilgisinin gerekliliği çok basit bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çok basit bir ikinci örnek ile tarihe ilişkin kısma bir es vermek niyetindeyim. Bu topraklar 15 Temmuz 2016’da çok alçakça bir girişim ile karşı karşıya kaldı ve bu girişim ile bu topraklarda bir kere daha bir bedel ödendi. Eğer tarih bilgisine sahip
Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörlerİskender Öksüz · Panama Yayınları · 2017110 okunma
Reklam
Barika
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2022 29. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2022 10:01
Bu kitap, Yavuz Sultan Selim'in Farsça seçme şiirlerinin bulunduğu güzel bir kitap. Bu kitapta, Yavuz Sultan Selim'in edebi uslubunun makamının ne kadar yüksekte olduğunu görüyoruz. Seçme şiirlerden oluştuğu için genellikle tasavvufi aşkın izleri var.Yavuz Sultan Selim'in Arapça, Farsça ve Tatar Türkçesini bildiğini biliyoruz. Bu kitaptaki Farsça gazellerden yola çıkarak Yavuz'un Farsça'yı olan hakimiyetini bariz bir şekilde görebiliyoruz.Herkes farklı bir dili bilir, ama herkes farklı dilde bir eser ortaya koymayı bırak, kendi öz dilinde bile bir kaç kelamı zor karalar. Tini şad, mekanı uçmağ olsun.
Şiir
BarikaYavuz Sultan Selim · Büyüyenay Yayınları · 201537 okunma
10/10
·120 syf.·
2020 101. kitabı
Yavuz Sultan Selim Barika Mükemmel bir kitaptı. Kitap Şeyh Vasfi'nin Yavuz Sultan Selim'in Farsça şiirlerinden derlediği beyitler ve mısralar'dan oluşuyor. Yavuz Sultan Selim kudretli bir imparator olmasının yanı sıra iyi bir zekaya sahip, doğu dillerine hakim, tam anlamıyla sanatçı denilebilecek bir şahsiyettir. Bu seçme şiirlerinde de genellikle tasavvufi aşk konulu şiirleri seçilmiş ondan dolayı dili biraz ağır ama Yavuz Sultan Selim'in Farsça'ya hakimiyetini ve dili etkin kullanışını çok net bir şekilde görebiliyoruz. Kitapta beyitlerin orijinal yazımı Farsça'dan Latin harflerine çevirisi, Farsça'dan Osmanlıca'ya çevirisi ve Günümüz Türkçesi sırasıyla verilmiş. Şeyh Vasfi her ne kadar sınırlı sayıda beyit alınıp kısıtlı bir derleme çalışması yapmış olsa da, bu kadar kısa ve az beyitte bile Yavuz Sultan Selim'in şiir yazmakta nasıl büyük bir usta olduğu ve Farsça'yı nasıl etkin kullandığını net bir biçimde görüyoruz. Büyük Padişahın kalemi ve zekası da, kılıcı kadar keskinmiş. Allah rahmet eylesin Büyük Padişah ve Mareşal Yavuz Sultan Selim...
Edebiyat
BarikaYavuz Sultan Selim · Büyüyenay Yayınları · 201537 okunma
9/10
·426 syf.··
2020 2. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2020 23:20
Kitabın ismi ilk okuduğunuzda kaç tane Atatürk var ki sorusunu soruyorsunuz kendinize. İşte Atilla İlhan da tam da bu sorunun cevabını vermeye veya bulmaya çalışıyor. İlhan bize anlatılmayan Atatürk'ü anlatma çabası içerisinde aslında kitabında. Yazara göre 1919-1945 arasındaki Atatürk ve 1945'ten sonraki Atatürk olmak üzere iki Atatürk var. Kitapta 1945'ten sonraki Atatürkçülüğü "İnönü Atatürkçülüğü" olarak adlandırılmış. Yazar birinci dönemi emperyalizme karşı, özgürlükçü ve bağımsız bir devrim olarak adlandırırken Kemal Paşa'nın ölümünden sonra bu tutumun değiştiğini Anadolu İhtilalinin 1945'ten sonra İnönü diktası, seçkin aydınlarla esnaf ve bürokrasi üçgenine dayanan, savaş vurguncuları ile el altından iş birliği yapan merkeziyetçi bir diktaya dönüştüğünü ileri sürerek kitabını bu iki farklı dönem ve bu dönemlerin arasındaki farklılığı ortaya koyma düşüncesi üzerine inşa etmiş bugünkü Atatürkçülüğün büyük oranda Atatürk ile pek ilgisinin olmadığını ispatlamaya yönelik kurgulamıştır. (Bakınız sayfa 52) Kitapta dikkatimi çeken şeylerden biri toplumda aynı şeymiş gibi algılanan Kemalizm ve Atatürkçülük kavramlarına getirilen tanım oldu. Kemalizmi "Türkçü, anti-emperyalist ve solcu", Atatürkçülüğü ise "Batı'cı, komprador/kapitalist ve liberal" olarak niteleyen yazar bu noktada insana bir Haydaaa çektiriyor. "Ben, bu kadar senedir soldayım, sosyalist olduğumu açık açık söyleyen biriyim." (Sayfa 389) Diyen yazarın kitapta Mustafa Kemal'i de sosyalist bir solcu olarak göstermeye çalıştığına şahit olacaksınız. Yaptığı devrimde Türkçülüğü açık bir şekilde hissedilen Mustafa Kemal'in sola çekilmeye çalışılması meseleye objektif bakma çabası içerisinde olan herkesi belki biraz şaşırta bilir. Ama Atilla İlhan bunu da günümüzde "Ulusal Sol" olarak adlandırdığımız bir
Edebiyat
Hangi AtatürkAttila İlhan · İş Bankası Kültür Yayınları · 20031,566 okunma
Kaderin ince sırlarını bilmek istiyorsan
10/10
·200 syf.··
2019 542. kitabı
Ömer Sevinçgül okumalarım devam ediyor. Özel İnsanlar Arıyorum Serisi’nin dördüncü kitabı olan Her Şey Ânını Bekler kitabı da bitti. Kitabın kapağında alıntı bir söz var: “Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin.” Kitabın kapağını çevirdiğinizde ise sizi şu söz karşılıyor: “Çünkü insana en çok kitap yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor.” Bu söz, Namık Kemal’in mi, Ziya Paşa’nın mı, ya da Tevfik Fikret’in midir bilmiyorum bana şu sözü hatırlattı: “Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat çıkar.” yani, gerçeğin güneşi fikirlerin çarpışmasından doğar. Bugün yaşadığımız dünyada ne kadar kitaptan uzak kalırsak fikirler susuyor, bir o derece gerçekten uzaklaşıyor ve hayatımıza kaba kuvvet hâkim oluyor. Fikri olan değil güçlü olan konuşuyor.. Okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi burada da soru ve cevaplardan oluşan sohbet ortamı devam ettirilmiş. Sohbetin konuları ise, felsefeden edebiyata, kaderden sonsuz hayata, edebi türlerden ırklara kadar hayatın içinde tartışılan her şey. İşte oradan bir alıntı: “Kadın mutfakta yemek yapıyor, sekiz yaşındaki kızı da televizyonda çizgi film izliyordu. 'Kızım, git ekmek al!' dedi. 'Biraz sonra giderim anne!' diye cevap verdi kız. Kadın ısrar etti: 'Baban gelmek üzere kızım, hemen gitmelisin!' Kız yerinden kalkıp annesinden para aldı, bakkala gitti. Beş dakika sonra acı bir firen sesi duydu kadın. Sonra çığlıklar. Pencereye koştu hemen. Bir otomobil yana kaykılmış duruyor, kızı da yerde yatıyordu. Feryat ederek koştu. Komşular da çıkmışlardı dışarıya. Çocuk ölmüştü. O günden sonra sürekli kendini suçladı kadın. 'Biraz sonra giderim anne, dedi yavrum. Ben ısrar ettim. Ah etmez olaydım! Israr etmeseydim ölmeyecekti' diyor, acı içinde kıvranıyordu. Komşular teselli etmeye çalışıyorlardı onu,
Edebiyat
Her Şey Anını Bekler!Ömer Sevinçgül · Carpe Diem Kitapları · 2009151 okunma
Reklam