Akıllı ve ince ruhlu bir erkek kadınlara karşı daima anlayışlı ve şefkatli olur, onlara sertlikle muameleden çekinir, onları kırmak ve incitmek istemez. Buna mukabil cahil ve aşksız erkekler kadınları ezerler, onlara karşı sert ve kaba olurlar. Çünkü cahil ve aşksız erkeğin tabiatında hayvanlık ağır basar. Aşk ve ruh inceliği âşık insanlara mahsus sıfatlardır. Kabalık ve şehvet ise, hayvanların sıfatıdır.
Ey İnsan! Sen âlemin gözbebeği, kâinatın özü ve yaratılmışların en şereflisisin. Sarsıl! Ruhuna ve en önemlisi yüreğine yönel. Çünkü yürek seni yanıltmaz. Ve en zoru başar. En zoru şüphesiz insanken insan kalabilmektir.
Edebiyat
Reklam
İnsan sevmezse eve gelir. Gi­der aktarlara bakar. Yarasına biraz uzaklık basar. Küçük dükkânlarda uzun konuşur. Bin çeşit önlem geliştirir. Gökyüzü çoktan inmiştir yere. Zamansızdır.
Müminlerin annesi Cüveyriye bint el-Hâris’ten (radıyallahu anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), sabah namazını kıldıktan sonra namaz kıldığı yerde oturan (tesbihat ile meşgul olan) Cüveyriye’nin yanından çıkmış, sonra kuşluk vaktinde yine onun yanına dönmüştü. Cüveyriye’yi (hâlâ) yerinde (tesbih ile meşgul olup) otururken görünce şöyle buyurdu: –Yanından ayrıldığımdan beri bu şekilde (tesbihata) devam mı ediyorsun, diye sordu. Cüveyriye: –Evet, cevabını verdi. Peygamber : Ben, senin yanından ayrıldıktan sonra, şu dört kelimeyi üç defa söyledim ki bütün gün söylediğin zikirlerle ölçülse bu kelimeler sevapta onlara ağır basar. (Bunlar, şu kelimelerdir:) “Sübhânallâhi ve bihamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtih. (Mahlukatı sayısınca, kendisinin hoşnut olacağı kadar, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben, Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim.)” buyurdu.
(M6913 Müslim, Zikir, 79)·Kitabı okuyor
Din
Allah Rahim’dir
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Hep beraber Allah’ın isimlerini anlamaya çalışıyorduk. Allah’ın isimlerini anlamak; Allah’ı, Allah’ın kendini tanıttığı gibi tanımaya çalışmak demektir. Bu yüzden Allah’ı tanımaya çalışırken Fatiha’daki isimlerle tanımaya başladık; ama Fatiha’daki isimleri anlamaya çalışmadan önce temel olan, öz olan, anlaşılması gereken, yaratılışın sebebi olan ismi; yani Allah’ın sevmesiyle ilgili olan Vedud ismini anlamaya çalıştık. Vedud isminin; seven, sevilmeyi isteyen, sevilmeye layık olan anlamına geldiğini söyledik. Sonra nüzul sırasına göre Fatiha’daki isimlere başladık. Fatiha tam olarak inmiş olan ilk suredir. Alak Suresi’nin ilk beş ayeti ilk inen ayetlerdir; ama tam olarak inen ilk sure Fatiha Suresi’dir. Bu yüzden işe Fatiha Suresi’yle başladık. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “Fatiha ümmül kitaptır (kitapların anasıdır), Kur’an’ın özetidir, özüdür”(Darekutni, Salat, Babu Vucubi Kıraati Bismillah) buyurur. Kur’an’ın anlaşılması için önce Fatiha’nın anlaşılması gerekir. Biri Fatiha’yı öz olarak bilir, öğrenirse Kur’an’ı özetle anlamış olur. Bunun için biz de Allah’ı isimlerinden tanımaya çalışırken Fatiha’yla, Allah’ın Fatiha’daki isimleriyle tanımaya başladık ve önce onları kısaca öğrenelim, dedik. El hamdu lillâhi rabbil âlemin:(Fatiha /1) “Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’a aittir.” Rabbimizi Fatiha’daki isimleriyle tanımaya çalışırken ilk önce bu ayette geçen, Hamid ismini, devamında Rab ismini, sonra da “er rahmânir rahîm”(Fatiha /2) ayetinde geçen Rahman ismini anlamaya çalışmıştık. Şimdi biraz da Rahim ismini anlamaya çalışacağız
Sayfa 113·Kitabı okuyor
Tasavvuf uleması bu bapta en meşhur delil olmak üzere "Nefsini bilen rabbi­ni bilir" hadisini zikrediyorlar. Vakıa bu kelamın Resulullah'ın hadisi olduğunu hadis uleması temin etmiyor. Hafız Sümani (rahimehullah) diyor ki: "Lisanlar­ da bunun hadis olduğu deveran ediyorsa da aslında merfu hadis değildir. Muh­temelen Yahya bin Muaz Razi'nin kelamıdır." İmam Nevevi de bunun hakkında "Resul-i Ekrem Efendimizin kelamı olduğu sabit olmamıştır" diyor. Fakat Resul kelamı olması sabit olmuyorsa da manasının sabit ve sahih olduğunda ve hatta "Kendini bilmeyen ahmaktan başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir ki?" (Bakara, 130) ayetinden istihraç edilmiş olduğunda şüphe yoktur. Çünkü "illa men sefihe nefsehu" kavli şerifi "nefsinin cahili olduğu için rabbinin marifetine ulaşamadı" diye tefsir olunur. Ve bu sahih manaya itimaden Beyzavi gibi bü­ yük müfessirler ve sufiler mezkur kelama pek büyük itinada bulunuyorlar. Şeyh İzzettin Hazretleri de "Bu hadisin esrarından bana inkişaf edenleri zikretmeyi üzerime vacip görüyorum" diyerek, mevzuu şöylece tahkik ediyor: İnsan ruhu, şu cismani cüssede yerleştirilmiş lahuti bir latife olup Mübdi'-i Hakim'in vahdaniyet ve sair rububiyet evsafına tam on vecihle delalet ediyor: (1) Şu insan bedeni ruhun tahrik ve tedbirine muhtaç olduğu gibi; alemin de bir müdebbir ve muharrike muhtaç olduğu edna mülahaza ile bilinir. (2) Her bedenin müdebbiri tek bir ruhtan ibaret olduğu gibi; alemin dahi hakiki müdebbiri tek bir ilahtan ibaret olması lazım gelir. Tedbir ve takdirde Rabbülalemin'in şeriki olmadığı anlaşılır. (3) Beden ancak ruhun iradesi ve tahriki ile hareket ettiği gibi; bütün kaina­tın müdebbiri Allah Zülcelal olup hayır ve şer her ne vuku bulursa onun takdiri ve yüce iradesiyledir. ( 4) Nasıl ki bedende hissi ve akli her ne hareket vaki
Reklam
Reklam