Kalk, Çalış, Başarısız Ol!
4/10
·176 syf.··
2026 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:02
Behçet Yalın Özkara, sosyal medyada zaman zaman ilgiyle takip ettiğim isimlerden biri. Kendisini diğer akademisyenlerden ayıran yanı; akademide genellikle sümen altı edilen, başım ağrımasın, kaygısıyla görmezden gelinen ya da konuşulmaktan çekinilen konuları büyük bir açık sözlülükle konuşabilmesi. Yazarın "Kalk Çalış Başarısız Ol!" adlı eseri de tam olarak bu dürüstlüğün bir ürünü. Kitabın ismi bile kendi içinde çok manidar bir gerçekliği barındırıyor: Kalkıyorsun, çabalıyorsun, didiniyorsun ama günün sonunda bir bakıyorsun başarısız olmuşsun. Üstelik bu başarısızlık, her zaman senin bireysel yetersizliğinle ya da tembelliğinle ilgili olmuyor. Özkara, başarı olarak görülen kariyer basamaklarının ve toplumsal konumun, bireyin içine doğduğu ailenin sahip olduğu maddi ve kültürel imkânlarla doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Bu yönüyle kitap, bizi modern dünyanın pembe hayal dünyasından çekip sert gerçeklerle yüzleştirmeyi amaçlıyor. Dünyada herkesin hayata aynı çizgide başlamadığını, yüksek gelirli ailelerin çocuklarına sunduğu olanaklarla, alt veya orta gelirli ailelerin çocuklarına sağladığı imkânların uçurumunu fark etmek, sistemin şifresini çözmenin ilk adımı. Yazar burada, günümüzün hayal tacirlerine ve kişisel gelişim dünyasına sert bir eleştiri yöneltiyor. "Kendine güven, yeter ki iste, vazgeçmezsen mutlaka başarırsın" şeklindeki içi boşaltılmış sözlerin gerçek hayattaki karşılığını sorgulatıyor. Ayaklarımızın aynı zemine basmadığı bu dünyada, bize anlatılan o pırıltılı başarı hikâyelerinin arka planını sorgulayabilmek, okur adına son derece kıymetli bir farkındalık yaratıyor. Bununla birlikte, kitapta eleştiriye açık, üzerinde durulması gereken bazı noktalar da mevcut. Başarı ve başarısızlık kavramları doğası gereği göreceli ve zamana göre değişen
1000Kitap
Kalk Çalış Başarısız Ol!Behçet Yalın Özkara · Kronik Kitap · 20241,826 okunma
Deli Gömleklerinizi Kuşanın, Zamanın Dışına Çıkıyoruz
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2026 148. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 17:29
SPOİLER OLDUKÇA FAZLA !!!!!! Nereden başlayacağımı pek bilmiyorum açıkçası. Bu sene kitap incelemesi yazmayacağımı söylemiştim kendime ama galiba en çok inceleme yazdığım yıllardan biri oldu. Yıldız Gezgini de hakkında birkaç şey söylemeden geçemeyeceğim kitaplardan biri. Öncelikle kitabın diliyle başlamak istiyorum. Çünkü kitaba başlamadan önce okuduğum yorumların büyük kısmında dilinin ağır olduğu, bazı bölümlerin zor ilerlediği yazıyordu. Açıkçası ben aynı şeyi hissetmedim. Tam tersine, Jack London'ın kalemine hayran kaldım. Evet, kitap ölümden, bilinçten, geçmiş yaşamlardan ve insan ruhundan bahsediyor; yani oldukça büyük konuların peşine düşüyor. Ama bunu yaparken hiçbir zaman okuru yormuyor. Bir bölümde San Quentin'in karanlık hücresindesiniz, birkaç sayfa sonra çölün ortasında susuzluktan kırılan küçük Jesse'nin peşinden gidiyorsunuz, ardından kendinizi Kore saraylarında buluyorsunuz. Kitap sürekli yer ve zaman değiştiriyor ama buna rağmen akıcılığından hiçbir şey kaybetmiyor. Kitabımız ,Darrell Standing adında bir profesör var,onun San Quentin Hapishanesi'nde idamını beklediği günlerde başlıyor. Ama açıkçası Darrell ilk başta çok sevdiğim bir karakter olmadı. Oldukça gururlu, inatçı ve başına buyruk biri. Zaten hapishane yönetimiyle sürekli çatışmasının sebebi de biraz bu. Özellikle gardiyanlarla yaşadığı gerilim daha ilk sayfalardan hissediliyor.Sonra işler giderek sertleşiyor. Darrell'a uygulanan deli gömleği cezası kitabın yönünü tamamen değiştiriyor. Başlarda bunun sadece bir hapishane hikâyesi olacağını düşünmüştüm. Hatta Jack London'ın daha çok sistem eleştirisi yaptığı bir roman okuyacağımı sanıyordum. Sistem eleştirisi elbette var; San Quentin oldukça karanlık ve acımasız bir yer olarak çiziliyor. Deli gömleği sahneleri ise kitabın en vurucu yerlerinden
1000Kitap
Yıldız GezginiJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
TAVŞAN DELİĞİ
8/10
·344 syf.·
2026 44. kitabı
Selam. Bu gün daha iyi anlaşılmasını istediğim bir kitaptan söz etmek istiyorum. Kitabı okuduktan sonra ekin ✧ tüm kapalı anlamları açıklayan bir araştırma atmıştı bana, bundan çokça faydalandığımın altını çizmek istiyorum. Ancak kimse inceleme yazmaya yanaşmayınca bu işe el atmaya karar verdim. Çok fazla inceleme inceleyip yazdığım ilk inceleme bu oldu çünkü topluca herkesin aklındaki karışıklıkları gidermek istedim. !Spoiler içerir Mona Awad'ın Tavşan romanı son yılların en kutuplaştırıcı eserlerinden biri. Sevenleri onu modern gotiğin en özgün örneklerinden biri olarak görürken, sevmeyenleri anlamsız ve gereksiz derecede absürt olmakla suçluyor. İlginç olan şu ki, kitaba yöneltilen eleştirilerin büyük kısmı aslında romanın başarısız olduğunu değil, tam olarak yapmak istediği şeyi başardığını gösteriyor çünkü Tavşan okurunu rahat ettirmek için yazılmış bir roman değil. Bu nedenle kitabın aldığı düşük puanların önemli bir kısmının, romanın niteliğinden çok okurun beklentileriyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Pek çok kişi kitabı eline aldığında Donna Tartt'ın Gizli Tarih'ine benzeyen, seçkin öğrenciler, akademik entrikalar ve planlı suçlar etrafında dönen geleneksel bir dark academia hikâyesi bekliyor. Oysa Awad'ın yazdığı şey bambaşka. Bu kitap bir kampüs romanı görünümüne bürünmüş yaratım alegorisi, ir cinayet hikâyesi görünümüne bürünmüş yazarlık hikâyesi, bir arkadaşlık hikâyesi görünümüne bürünmüş yalnızlık hikâyesi ve her şeyden önemlisi, güvenilmez bir anlatıcının zihninde geçen olayları okuduğumuz farklı bir kitap. Ben farklı zihinleri okumayı çok sevdiğimden bu durum çok hoşuma gidiyor. Romanın geçtiği Warren Üniversitesi bile aslında anlamlıdır. İngilizcede "warren" kelimesi tavşan yuvası, yani yer altındaki karmaşık tünel sistemi anlamına gelir. Daha
Duygu ve Düşünce
TavşanMona Awad · İthaki Yayınları · 2024749 okunma
Gerildim kabul sonunu da asla tahmin edemedim ama sevdim...
7/10
·288 syf.··
2026 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 13:20
"Herkes yalan söyler. Yıllar önce sahte davranışların yaygınlığını ölçmek amacıyla bir psikolojik deney tasarlanmış ve bu deneyde bozuk bir otomat kullanılmıştı.Deneklere otomatın arızalandığı, bir dolar atarlarsa makinenin şeker vereceği fakat dolarlarını da iade edeceği söylenmişti. Otomatı kullanan denekler bunun sahiden doğru olduğunu görmüşlerdi. Bir, iki, üç hatta dört şeker alıp daha sonra paralarını makineden geri almışlardı.Otomatın üzerinde bir duyuru asılıydı. Duyuruda şöyle yazıyordu: “Bu makineyle ilgili herhangi bir arıza bildiriminde bulunmak için lütfen aşağıdaki numarayı arayınız.” Deneklerin haberi yoktu fakat numara, deneyi yürüten araştırmacılardan birine aitti. Sizce kaç kişi numarayı arayıp makinenin arızalı olduğunu bildirmiştir? Hiç. Doğru. Onlarca denekten biri bile verilen numarayı arayıp arıza bildirecek kadar dürüst değildi. Her biri bedava şekerini alıp yoluna bakmıştı.Dediğim gibi, herkes yalan söyler." Sakın Yalan Söyleme Amerikalı yazar Freida McFadden tarafından kaleme alınan, Olimpos Yayınları etiketiyle Zehra Uzun çevirisi ile 288 sayfalık popüler bir psikolojik gerilim romanıdır. Sürükleyici dili ve beklenmedik sonlarıyla tanınan yazar, okuyucuyu kış ortasında ıssız bir evde geçen tekinsiz bir gizem hikâyesine bizleri davet eder. Kitabı çift zamanlı anlatımla okuyoruz. Dört yıl önce sırra kadem basan ünlü psikiyatrist Dr. Adrienne Hale’in dönemini ve o dönemdeki yaşadıklarını okurken günümüzde de yeni evli çiftimizin bu eve bakmayı istemesiyle başlayan gizem dolu günleri arasında yolculuk yapıyoruz. Çünkü şehir dışındaki eve bakmaya gittiklerinde şiddetli kar fırtınası hakim bu yüzden fırtına dinene kadar da evden çıkmaları mümkün değil… Hava koşulları düzelene kadar Tricia, oyalanmak için okuyabileceği bir kitap ararken gizli bir oda bulur.
1000Kitap
Sakın Yalan SöylemeFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,1bin okunma
Doymayan bir açlık ve Schopenhauer
Puan vermedi·144 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 12:32
Arthur Schopenhauer, felsefe dünyasının en dobra, en keskin ve en "gerçekçi" kalemidir. Eğer hayatı toz pembe bir illüzyon olarak görenlerden, acıdan korkanlardan ya da "felsefe sadece boş bir kelime oyunu" diyenlerden biriyseniz; bu kitap sizin için fazla sarsıcı olabilir. Ancak, hayata dair o derin "boşluk" hissini sorgulayan herkes, Schopenhauer’ın bu eserinde kendi karanlığıyla yüzleşecek. Kitaba başlarken yazarın okurunu bir ön elemeden geçirmesi tesadüf değil: Hayatı ciddiye almayan, rahatına düşkün veya sadece vitrinlerdeki yaşamı gerçek sananlar için bu kitap, bir aynadan ziyade bir uyarı levhası. Zira yazar, okuru konfor alanından çekip felsefenin o buz gibi sularına atıyor. "Bulutun önünde ve arkasında her şey pırıl pırıldır, sadece kendisi her zaman gölge düşürür. Bundan dolayı içinde bulunulan an her zaman yetersizdir, ama gelecek belirsiz ve geçmiş geri dönülemezdir." Bu cümle, kitabın ana omurgası. Geleceği karanlık bir tünele, geçmişi ise geri dönüşü olmayan bir hatıraya benzeten Schopenhauer; bizi tam da şimdiye, yani "yetersiz olan ana" hapsediyor. İnsanın sürekli "bir sonraki" mutluluğu kovalarken, elindeki anın nasıl parmakları arasından kayıp gittiğini o kadar yalın anlatıyor ki, bir an durup "Ben neyin peşindeyim?" diye sormadan edemiyorsunuz. Kitabın en çarpıcı yanı, "mutluluk arayışının" kendisini bir tuzağa dönüştürmesi. Zenginlik, başarı, konfor... Bunların hepsinin bizi nihayetinde "can sıkıntısı" denen o sessiz çıkmaza sürüklediğini savunuyor. Schopenhauer'a göre varlığımızın özünde bir açlık var ve bu açlık asla doymuyor. Bu noktada yazar, bizi umutsuzluğa değil, bir denge arayışına çağırıyor: Acı ve can sıkıntısı arasında gidip gelen o dar çizgide, yaşamı nasıl sürdürülebilir kılarız? Bu kitap bir kurtuluş reçetesi değil, bir idrak
1000Kitap
Hayatın AnlamıArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 20103,840 okunma
7/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 15:23
Yazara burdan sesleniyorum, bi elin ayağın dursun yaz yaz nereye kadar, bizde insanız ya Diğer kitaplarına göre biraz temposu düşüktü ama finali kitabı affetiriyor ama yemin olsun ikinci ters köşeyi tahmin ettim Hafiften konudan bahsedeyim. Tricia ve Ethan yeni evli para var huzur var diyerekten ev almaya niyet ederler. Artık ne kadar paraları var peşin mi kredi mi bilemiyorum. Neyse evi görmeye giderler ama hava kar fırtına. Ne acelesi varsa artık, bu hava durumuna bakar yani insan neyse. Bir şekilde eve varırlar ama mahsur kalırlar. Evin eski sahibi dört yıl önce aniden ortalıktan kaybolan Adrienne Hale adındaki ünlü bir psikiyatrist. Son kitabı yok satmış. Harbiden baktım kitaba satışı yok. Tricia ne yapsın evde canı sıkılınca evi karıştırmaya başlar. Gizli bir oda da bulduğu hastalar ile yapılan görüşmelerin kasetleri ile geçmişin bütün sırları bir gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Kolay okunan bir kitap, ters köşe iki tane hadi bakalım bakalım bulabilecek misin katili? Okunur diyorum 10/7 Gül tavsiye için teşekkürler
Sakın Yalan SöylemeFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,1bin okunma