7/10
·160 syf.··
2026 10. kitabı
Todd McElroy, hepimizin içten içe hissettiği ama bir türlü yüksek sesle itiraf edemediği o suçluluk duygusuna parmak basıyor: "Boş durursam zamanı boşa harcamış olurum." McElroy’un anlatmak istediği şey, tembellik yapmak ya da hayattan tamamen elini eteğini çekmek değil. Yazarın "hiçbir şey yapmamak" derken kastettiği şey, zihni serbest bırakmak, anı sadece yaşamak ve sürekli bir üretim baskısı altında ezilmemek. Günümüzde kitap okurken bile "Ayda kaç kitap bitirdim?", film izlerken "Kültürleniyor muyum, listeme ekleyeyim", kahve içerken "Instagram'a ne koysam?" diye düşünmekten anın tadını kaçırıyoruz. İşte McElroy tam bu noktada devreye giriyor ve diyor ki: "Zihnin hiçbir şey üretmediği, sadece var olduğu anlar, aslında en çok beslendiği ve yenilendiği anlardır." Kitabın en güçlü tarafı, modern insanın üzerine kabus gibi çöken "hiçbir şey yapmama suçluluğunu" incelemesi. Yazar, boş durduğumuzda kendimizi neden suçlu hissettiğimizi tarihsel ve toplumsal nedenlerle açıklıyor. Kapitalist sistemin bizi sürekli tüketen ve üreten birer robota dönüştürmek istediğini, oysa insanın doğasının buna uygun olmadığını söylüyor. Boş bir güne uyanmanın ve o günü planlamadan, sadece rüzgarı izleyerek geçirmenin lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Kitap, insana kaybettiği "yavaşlama hakkını" geri veriyor. Yazar, zihin boşluğa düştüğünde, yani kelimenin tam anlamıyla "hiçbir şey yapmadığında", bilinçaltının çalışmaya başladığını ve en orijinal fikirlerin, hikayelerin, çözümlerin bu sessizlikte doğduğunu harika örneklerle anlatıyor. Zaman zaman tekrara düşse de, "daha çok çalış, başarabilirsin" diyen kişisel gelişim kitaplarının aksine, "zaten yeterince şey yapıyorsun, şimdi biraz da hiçbir şey yapma zamanı" diyen bir eser. Kendimize bu "sadece var olma" iznini vermek, bu
Hiçbir Şey Yapmadan Her Şeyi YapmakTodd McElroy · İdeal Kültür Yayıncılık · 20259 okunma
Koş sende yapabilirsin, başarabilirsin, senin neyin eksik?
Puan vermedi·64 syf.··
2026 27. kitabı
Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu adlı eseri, modern insanın neden bu kadar yorgun, tükenmiş ve sürekli bir şeylere yetişmeye çalışır halde olduğunu anlatan kısa ama düşündürücü bir kitap. Yazar, eski toplumlarla bugünü karşılaştırır ve her çağın bir hastalığının olduğunu belirtir. Eskiden insanlar daha çok yasaklarla ve kurallarla baskı altındayken, bugün bunun yerini “özgürlük” almış gibi görünür. Ancak bu özgürlük, aslında insanı daha fazla çalışmaya ve sürekli üretmeye zorlayan bir yapıya dönüşmüştür. Artık kimse bize “yapmak zorundasın” demese bile, biz kendi kendimize sürekli daha iyi olmak, daha başarılı olmak ve daha çok üretmek zorunda hissederiz. Han, bu durumu “performans toplumu” olarak adlandırır. Bu toplumda insanlar durmadan kendini geliştirmeye çalışır, dinlenirken bile suçluluk hisseder ve hiçbir zaman yeterli olduklarını düşünmezler. Bunun sonucu olarak da tükenmişlik, stres ve içsel bir yorgunluk ortaya çıkar. Kitapta anlatılan yorgunluk sadece fiziksel değildir; daha çok zihinsel ve duygusal bir yorgunluktur. Sürekli aktif olma hali, sosyal baskılar ve kendimize yüklediğimiz beklentiler insanı içten içe tüketir. Fark ediyor musunuz? Üniversite diplomalarının içinin nasıl boşaltıldığını, lisans yetmez yüksek lisans, yüksek lisans yetmez doktora neden? Diploma yeterli mi peki ya sertifikalarımız olmamalı mı? Hızlı okuma sertifikası, diksiyon sertifikası, iletişim sertifikası, medya okur yazarlığı sertifikası vs vs… Sadece üniversite mezunları değil ki bugün 60 yaşında ki Ayten teyze de kurs kurs geziyor bir işe yaramadığını hissediyor çünkü bu hissettiriliyor ona daha doğrusu. Dinlenmeyi unuttuk boş zamanlarında ne yaparsın diyorsun kitap okurum diyor nasıl yani en son ne zaman gökyüzünü izledin, şöyle derin bir nefes alıp doğayla baş başa
Yorgunluk ToplumuByung-Chul Han · Açılım Kitap · 20152,166 okunma
Reklam
Puan vermedi·48 syf.··
2026 42. kitabı
MİLAREPA . Görünmeyen Döngü serisi, birbirinden bağımsız romanlardan oluşmakla birlikte ortak bir temayı paylaşır: Anlam arayışı. Serinin her kitabında, başkahraman yaşamının yas, terk ediliş, hastalık ya da savaş gibi belirleyici bir anında kendini beklenmedik bir karşılaşmanın içinde bulur ve bu, ona yola devam etme gücü verir. Aynı zamanda bu karşılaşma manevi bir deneyime dönüşür. Erik Emmanuel Schmitt, maneviyatı hayatta yol almayı kolaylaştıran bilgelik ve şiir hazineleri olarak görerek, hümanist bir bakış açısıyla ele alır. Böylelikle okuru beklenmedik empati alanlara yaratarak keşfetmeye, sezgisel olarak hissetmeye davet eder. Bu okumada da_Milarepa'da, Tibet Budizmini işlemektedir. Miarepa; her şey rüyaları ile başlamıştı. O sabah kahvaltı yaptığı yerdeki kadın yanına gelerek, " Sen amcasın. Senin adın Sivastika. Ruhunu arındırıp temizlemek için asırlardır rüya dağlarında dolaşıp duruyorsun. Nefretinden kurtulmak istiyorsun. Bunu ancak mücadele ettiğin kişinin hikayesini anlatarak başarabilirsin, münzevilerin en büyüğü Milerapa'nın hikayesini. Yüzbin kez anlattığında Samsara'yı,yani sürekli başa dönen sonsuz döngüyü tamamlarsın. " demiş ve gitmişti. Ben de bu amca yeğenin destanını keşfetmek için Tibet'e yolculuğa hazırlandım ve 38 yaşında gerçek adımı öğrendim. Simon'un Tibetli mistik figür Milarepa ile olan esrarengiz bağını keşfetmesi ve geçmiş yaşamlarına inmesiyle Milarepa’nın hikâyesiyle yüzleşir. Hiçlikten gelmek, hiçliğe varmak... Svastika kardeşliği bilmeyen yeğeninin yazgısını acaba bu gece son kez mi anlatacaktı? Kısa fakat yoğun, sade görünen ama ruhsal dönüşüm üzerine katmanlı bir anlatım buradaki. İnsanın kendi içindeki “karanlık tarafla” hesaplaşması, Milarepa’nın kötülükten aydınlanmaya uzanan yolculuğu, insanın değişebilirliğini ve dönüşüm
MilarepaEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2026342 okunma
8/10
·216 syf.··
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 00:00
Kitabı çok beğendim, insanın hayat amacını, “niyet”ini bulmasının öneminden fazlasıyla söz ediyor. İnsanın yolunu bulma aşamasında öncülük etmekle kalmayıp aynı zamanda yoldaşlık da edebilecek bir kitap. “Ben de o üzücü ve zorlu yollardan fazlasıyla geçtim ama bak şuanda istediğim yerdeyim, sende başarabilirsin, yalnız değilsin.” mesajıyla yazılmış genel olarak. Ve bir şeyleri denemenin önemini fazlasıyla vurguluyor, bu da çok hoş. Mesela kitaptan en çok sevdiğim bir alıntı; Başarmak zorunda değilsin, ama denenmek zorundasın. Bu olumlu şeylerin dışında, akıcı bir kitap ama bence hikaye kısmı ve şiir kısmı biraz fazla kaçmış. Yazar kendi deneyimlerini hikayeleştirmiş ama bunun haricinde de hikayeler var. Ek olara, kitabın neredeyse yarısı şiir gibi dizelerden oluşuyor. Her bölüm arasında var. Daha az tutulmasını dilerdim. Tamamı düz yazı formatında olmadığı için klasiğin dışında bir kişisel gelişim kitabı evet ama bana göre fazla kaçan yanları bunlardı. Saadet Şen Türkiye’miz için çok değerli bir isim. Kendisine ve emeklerine sonsuz saygılarımla bu incelemeyi burada bitiriyorum.
1000Kitap
Kaybolduysan Doğru YerdesinSaadet Şen · Destek Yayınları · 2024288 okunma
Gamlı Prenses
Puan vermedi·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 00:00
Edebiyatımızda "gamlı prenses" olarak bilenen dertli yazarımız Tezer Özlü. Bu yazar ile yıllardır severek takip ettiğim Oğuz Aktürk sayesinde tanıştım. Onun, Tezer Özlü okuma rehberi videosundan yararlanarak ilk önce Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabını ardından da Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okudum. ​ Tezer Özlü 1943 - 1986 yılları arasında yaşamış, Türkiye de daha sonra birçok ülkeyi gezerek anlam arayışında bulunan bir yazar olmuştur. Yaşadığı dönem gereği soğuk savaşın Türkiye de beliren etkilerini kitaplarına yansıtmıştır. Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında "Eisenhower bir melek. Cumhurbaşkanı olunca: Amerika kardeş! Amerika kardeş! diye el ele tutuşup zıplıyoruz." (syf:21) alıntısını bahsettiğim duruma örnek gösterebilirim. ​ Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okurken açıkçası çok zorlandım. Kısa bir kitap olabilir fakat her cümlesi, her kelimesi; yüzlerce anlama, düşünceye, fikre şahitlik edebilir. Zihnin derinliklerinde yeni ufaklar açan yazılar yazmış Özlü. Bu sebeple kitabı okurken kesinlikle zorlanmalıyız. Çünkü yazar bizlere yapabilirsin! başarabilirsin! mutluluk vardır. huzur elbet bulunur. hayat çok güzel kuşlar uçuyor gibi bir şey asla vaat etmiyor. Özlü yaşamayı değil yaşamın ötesindeki metafiziği sorguluyor. Anlam ararken kendi anlamsızlığını fark ediyor. Kendisiyle yüzleşiyor. Çocukluğun soğuk gecelerindeki yalnızlığını anımsayıp ülke ülke gezerek çare arıyor bu duruma. Birden fazla kez evleniyor fakat içindeki çatışmalar neticesinde bu evlilikleri sonlandırıyor. Tezer Özlü bu kitapta kendine örnek aldığı ve edebiyat gelişimine büyük katkı sağlayan 3 yazarı ziyaret ediyor. Franz Kafka için Pragtaki mezarına gidiyor. Svevo için Triesta'ya, Cesare Pavese için de Torino'ya gidiyor. Bu yazarlar arasında en çok üzerinde durulması gereken kişi Pavese oluyor bence. Çünkü kitap boyunca Özlü, bu yazarın
İnceleme
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Niye olmak istemediğim şeyi olmak için çabalıyorum?
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 06:20
Satıcının Ölümü Arthur Miller 'ın Pulitzer ödüllü tiyatro eseridir. Kitap bir gezgin satıcı olan Willy Loman ve ailesini anlatır. Özellikle sanayi devrimi sonrası Amerikada yükselen kapitalist sistemin, insanları kullanılıp atılan bir metaya çevirdiğini Charley karakterinin "Kimsenin ölüsü beş para etmez." sözlerinden anlıyoruz. " Düşünsene. Ömür boyu çalışıp, bir evin borcunu öde. Sonunda senin olsun, ama içinde oturacak kimse bulunmasın." Sözleri insanı bir çarkın dişlileri haline getirip ona hayaller sattıktan sonra geçen yılların ardından kendine ait sadece bir eve sahip olması belki de şu an günümüzde yaşadığımız sistemin özetidir. Kitabın sonunda Linda karakterinin mezara bakıp "Borcumuz ödendi." Sözleri bize bütün bu çabaların nereye kadar olduğunu yüzümüze çarpar. Özellikle Biff Loman karakteri babasının idealinin vücut bulmuş halidir. Babası sürekli bir hayal içinde görür onu olduğu gibi kabul etmez her zaman daha fazlasını yapabileceği inancıyla hayallerde yaşar. Bir zamanlar Biff'in idolü olan babası, şahit olduğu olaylar yüzünden babasının ideali hayalinde yıkılır ve belki de sırf onu mutlu etmemek için sürekli hırsızlığa bulaşıp, hayal kırıklığına dönüşür. Happy karakterinin Biff'e " Babamın yaşadıkları boşuna değildi, burada kalıp başarılı olacam." demesi bize sistemin kendisine sürekli yeni dişliler yarattığının bir göstergesi olur. Amerikan Rüyası illüzyonu ile sistemin herkese pompaladığı "Sen başarabilirsin!" sloganları ile nesilleri nasıl zehirlediğini görebiliyoruz. Willy karakterinin başarılı olmanın yolunun sevilmekten ve insanlara kendini beğendirmekten geçtiğini sürekli tekrar etmesi günümüz sosyal medyasına ve bizi buna mahkum eden sisteme bir gönderme aynı zamanda. Arthur Miller 'ın Loman soyadını kullanması elbette bir tesadüf değil. İngilizcede küçük adam
Satıcının ÖlümüArthur Miller · Mitos Boyut Yayınları · 2011954 okunma
Reklam
Reklam