Ethem'e...
Ethem, bir hayali karakter. Ancak onu yazarken sıkıntısını, yalnızlığını, el yordamını o kadar derinden hissettim ki, bu kitabı Ethem'e ithaf ediyorum.
Her şey bir başlangıç gerektirir;
ama hiçbir şey başladığı yerde kalmaz. Başlangıç, içinde sonun tohumlarını taşır. Gerçek bir başlangıç, sadece geçmişin devamı değil, ona vurulan bir baltadır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
FAŞİZMİN ÇALIŞMA SİSTEMİ
İşgünü nedir? Sermaye bir günlük değerini satın aldığı emek gücünü ne kadarlık bir süreyle kullanma hakkına sahiptir? Gün bu gücün yeniden üretimi için gerekli işin ötesinde hangi noktaya değin uzatılabilir?
Bütün bu sorulara görülebildiği gibi sermaye şu yanıtı verir:
İşgünü, emek gücünün işine yeniden başlaması için kesinlikle gerekli birkaç dinlenme saati çıktıktan sonra, 24 tam saatin geri kalan bölümünü kapsar. Emekçinin yaşamı boyunca emek gücünden başka bir şey olmadığı ve dolayısıyla kullanılabilir bütün zamanının da hukukça ve doğal olarak sermayenin ve sermayeleştirmenin malı olduğu kendiliğinden anlaşılır. Eğitim için, entelektüel gelişme için, beden ve kafa güçlerini özgürce kullanmak için, hatta (ve hem de pazar gününü kutsallaştıranların ülkelerinde) pazar günü için bile zaman ayrılması, saçmalığın ta kendisidir.
Ama gözü bağlı ve ölçüsüz tutkusuyla, ek emek oburluğuyla sermaye, işgününün yalnız moral sınırlarını değil, en üst fizyolojik sınırını da aşar. Sağlıklı gövdenin büyüme, gelişme ve bakımının gerektirdiği zamana zorbaca el koyar. Açık havayı solumak ve güneş ışığından yararlanmak için kullanılacak zamanı çalar. Yemek zamanını pintice kısar ve yapabildiği her zaman onu da üretim sürecine katar. Öyle ki, basit bir alet durumuna düşürülen emekçiye, buhar kazanına kömür, makineye yağ verildiği gibi yemek verilir. Yaşam gücünü yenileyip tazelemeye yönelik uyku zamanını, tükenmiş bedenin yeniden çalışabilir bir duruma gelmesi için kaçınılmaz birkaç ağır uyuşukluk saatine indirger. İşgününün sınırlandırılması için emek gücünün normal bakımının ölçü hizmetini görmesi şöyle dursun, tersine işçinin soluk alma zamanının ölçüsünü, ne denli zorlu ve ne denli güç olursa olsun, günde en çok ne kadar çalışabileceği belirler. Sermaye,
İsrailoğulları'nın Mısır'a gelip refaha kavuşup bir topluma dönüşmesi Hz. Yusuf döneminde gerçekleşir. Bu bakımdan, onların kavimleşmesindeki temel taşın Hz. Yusuf olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla Yusuf kıssası yalnızca bireysel bir peygamber kıssası değil, aynı zamanda İsrailoğulları'nın nasıl bir millet hâline geldiğinin başlangıç hikâyesidir. Bu yüzden Tevrat'ın ilk kitabı olan "Tekvin" (Genesis/Yaratılış), evrenin yaratılışıyla başlar ve Hz. Adem'den başlayarak Nuh, İbrahim, İshak, Yakup peygamberler anlatıldıktan sonra Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssasıyla sona erer. Tevrat'ın ikinci kitabı olan "Çıkış" (Exodus), Hz. Musa Aleyhisselâm ile başlar, yani İsrailoğulları'nın tarihi ile. Diğer bir ifadeyle, Yusuf [as] olmasa İsrailoğulları olmazdı. Bu yüzden Yusuf Aleyhisselâm tarihî açıdan kritik bir öneme sahiptir. Nitekim Ehl-i Kitap da bunun farkındaydı. İsrailoğulları, bu kıssayı kendi tarih ve miraslarının en önemli parçalarından biri olarak görürler. Çünkü Yusuf Aleyhisselâm sayesinde Yakub Aleyhisselâm ve ailesi Kenan diyarından ayrılıp Mısır'a yerleşmiştir. Mısır'a geldiklerinde Yusuf Aley-hisselâm vezirdi, bu yüzden iyi bir bölgeye yerleştirildiler, ekonomik olarak güçlendiler. Kur'ân-ı Kerîm'de bu, "Yusuf Aleyhisselâm'ın onları kendi tahtına oturttuğu" şeklinde an-latılır. Fakat orada kastedilen artık Yusuf Aleyhisselâm ve bü-tün soyunun Mısır'da refah içinde bir yaşama kavuştuğudur.