İnsana hakkı bâtıl gibi gösteren hasettir.
Sayfa 66
NAZİ ALMANYASINDA GELECEK NASIL OLACAK?
“Bu yüzden geleceği zihnimde şöyle canlandırıyorum: Öncelikle herkesin kendi özel inancı olacak. Batıl inançlar haklarını kaybetmeyecek. Parti, dinlerle yarışma tehlikesinden uzak tutulacak. Bu dinlerin gelecekte dünyevi konulara müdahale etmesi kesinlikle yasaklanacak. Küçük yaştan itibaren eğitim öyle uygulanacak ki her çocuk devletin bekası için neyin önemli olduğunu bilecek. Benim gibi dogmanın pençelerinden kurtulmuş olan, bana yakın insanlara gelince; kilisenin onların yakasına yapışmasından korkmak için hiçbir sebep göremiyorum. Kiliselerin yurt dışına devlet çıkarlarıyla çatışacak öğretileri yayamayacağından emin olacağız. Nasyonal sosyalizmin ilkelerini yaymaya devam edeceğiz ve gençlere gerçekler dışında başka hiçbir şey öğretilmeyecek.”
Sayfa 109·Kitabı okuyor
Duygu ve Düşünce
Reklam
Hak ve Batıl
Hak bir tanedir, batıl ise sonsuz sayıda çoğaltılabilir. Dolayısıyla yanlışı ihata ederek, her yanlışa ayrıca vakit harcayarak konuşmak imkansızdır.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Kuran’ı, sünneti ve bu ümmetin selefinin sözlerini düşünen kimse yakinen anlar ki, Allah’ın diledikleri dışında insanların çoğunluğu apaçık yoldan sapmışlar, batıl bir yol tutmuşlardır. Kabirlere ibadet edenlere, bidat ehline, günahkârlara dost olmuşlar onların dinini din edinmişlerdir.Güzel ahlakı onların ahlakı olarak görmüşlerdir. “Falan geçimlidir, insanlarla beraber yaşamasınıbilir” derler. Az da olsa gayret sahibi kimse hakkında da; “o isyankârdır, yaramaz” derler. Ne büyük bir bela! Ne zor bir felaket!
Friedrich Nietzsche
Nedenlerin, sonuçların ve gerçekliğin küçümsenmesi. — Bir topluluğun başına gelen beklenmedik kötü hava koşulları, kuraklık ya da salgın hastalıklar gibi kötü rastlantılar, topluluğun tüm üyelerinde geleneklere karşı gelindiği ya da başka yeni doğaüstü bir güç veya yazgıyı önlemek için yeni gelenekler bulmak gerektiği kuşkusunu uyandırır. Bu tür şüphe ve düşünce özellikle gerçek doğal nedenlerin araştırılıp çıkarılmasından kaçınır ve doğaüstü nedeni önkoşul sayar. Burada insan aklının kalıtımsal yanılgısının bir kaynağı vardır. Bunun yanında başka bir kaynaksa, bir olayın gerçek, doğal sonuçlarına doğaüstü sonuçlardan (Tanrı'nın cezası ve lütfu olarak adlandırılan sonuçlardan) daha az önem verilmesidir. Örneğin belli zamanlarda belli banyoların yapılması öngörülmüştür: İnsan temizlenmek için değil, böyle buyurulduğu için yıkanır. İnsan kirliliğin getireceği gerçek sonuçlardan kaçınmayı değil, yıkanmanın ihmal edilmesiyle tanrıların sözde bundan hoşlanmayacağını öğrenir. Batıl inançlardan doğan korkunun baskısıyla, bu kirlilikten arınmanın çok daha önemli olması gerektiği düşünülüp, ona ikinci ve üçüncü anlamlar yüklenir; insanın gerçeklik sevinci ve duygusu köreltilir ve sonuçta insan bunu bir sembol olabildiği ölçüde değerli bulur. Kendini gelenek ahlakına kaptıran insan önce nedenleri, ikinci olarak sonuçları, üçüncü olarak da gerçeği küçümser ve tüm yüce duygularını (hürmet, yücelik, gurur, minnettarlık, sevgi) kurmaca bir dünyayla ilişkilendirir: Sözde yüce dünya. Şimdi bile bunun sonuçlarını görmekteyiz: Bir insanın duygusunun yüceldiği yerde, bir biçimde o kurmaca dünya işin içindedir. Bu üzücü bir durum: Ama bütün yüce duygular öylesine mantıksızlık ve saçmalıkla iç içe geçmiştir ki, bilimle ilgili insanların bu arada yüce duygulardan şüphe duyuyor olmaları
Felsefe
Her türlü peşin hükme rağmen, insanın batıl inançlara boyun eğmesi fazlasıyla mümkün olabiliyor.
Sayfa 24
Alıntı
Reklam
Reklam