• O gece Allah'ın dinini değiştirenlerin veya O'na şirk koşanların ve başka ilah edinenlerin yurtlarında hayatın değiştiği geceydi. O gece, İran Kisrasının korkunç bir rüya görüp devletinin sona ereceğini anladığı ve yalnızca sarayını vuran şiddetli bir deprem sonrasında yirmi iki kulesinin yıkıldığı geceydi. O gece ateşe tapanların yüzyıllardır yanan ateşlerinin birdenbire sönüverdiği geceydi. O gece Yahudilerin Lut Gölü civarındaki kutsal Sedum Nehri'nin hiç sebepsiz yatağını değiştirdiği geceydi. O gece Sava Nehri'nin beslediği gölün birbenbire kuruyuverdiği geceydi. O gece kâhinlerin, yaptıkları batıl işlerine kesat geldiğini anladıkları geceydi. O gece meleklerin ve cinlerin, bitkilerin ve hayvanların, taşların ve toprakların, suların ve yellerin "Müjdeler olsun, müjdeler olsun, Hakk'ın nuru, bütün maddesiyle ve manasıyla ortaya çıktı, müjdeler olsun!" diye nidalar ettikleri geceydi.
    O gece ben gül şarkıları söylerken "Müjdeler olsun, müjdeler olsun!" diye birbirini muştulayan canlı ve cansızlardan pek çok varlık tanıdım. Ben hepsine şahidim. Tıpkı gülün doğuşuna şahit olduğum gibi. O gece, ta kıyamete kadar gül şarkıları söylemeye, duyurabildiğim herkese gülü anlatmaya and içtim. Yeter ki kulakları sağır ve kalpleri mühürlü olmasın...
    İskender Pala
    Sayfa 86 - Kapı Yayınları, 2017.
  • Tevhid dininden ayrılıp kendi hevâsına uyarak ‘bağî’ ve ‘müşrik’ olan ve bu şekilde doğru yoldan uzaklaşan zâlimler, kendi kafalarından koydukları ilkeleri bir inanç haline getirirler ve insanlara dayatırlar. İnsan, inanma ihtiyacı ile beraber yaratılmış olduğu için, âlemlerin Rabbine olan tevhidî inancını kaybetmiş veya hak dini bulamamışsa, içindeki boşluğu mutlaka bir şeyle dolduracaktır. Geçmişte daha çok putçuluk ve bâtıl/uydurma din şeklinde görülen bu ihtiyaç, günümüzde de benzer şekilde karşımıza çıkmaktadır. Kimileri Allah’a ait ilâhlık özelliklerini bir başka şeye verirler. Sayı olarak, birden fazla ilâh kabul ederler, kimileri de Allah’a ait yaratma, rızık verme, cezalandırma, ödüllendirme, kendisine ibâdet ve duâ edilme gibi özellikleri Allah’ın dışındaki varlıklara da verirler. Onlar bu değer verdikleri niddlerini (ortak koştukları ilâhlarını) Allah’ı sever gibi, hatta daha fazla severler.(1) Kimileri, herhangi bir şeye hayatlarında Allah gibi yer verir; Allah’tan fazla ondan korkar, Allah’tan fazla ona değer verir. Allah’ın hükümlerini takmaz, aldırmaz; ama o çok sevdiği şeyden geldiğini zannettiği her şeye daha fazla itibar eder.
    Bu gibi müşrikler, bir müslümanın Allah’a ibâdet ettiği gibi, ilâh haline getirdiği şeyin karşısında rukû’ yapar, ya da secdeye kapanır veya namazdaki kıyâma benzer şekilde saygı duruşunda bulunur. Ona olan saygısını ve bağlılığını çeşitli şekillerde ortaya koyar. İlâh haline getirdiği şeyin veya kişinin emrinden dışarı çıkmaz. Onun önünde boyun eğer, onu râzı etmeye ve onun cezasından kurtulmaya çalışır.
    (1) "İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi." " Öyle ki (o gün) kendilerine tâbi olunanlar, kendilerine tâbi olanlardan uzaklaşıp kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp kopmuştur." " O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık." Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler."
    (1) Bakara 2 / 165 - 167)

    Ahmed KALKAN İnsanın Dünya ve Ahiretini Mahveden Virüs; Şirk \Ahmed KALKAN
  • Bakara Suresi 42. Ayet/1. Cüz

    وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
  • Bilimi popülerleştirmenin başka bir gereği daha var: Bilim, bir bilgi
    dağı olmaktan başka, bir düşünme şeklidir. Çocuklarımın ya da torunlarımın
    Amerikası için ciddi endişeler taşıyorum. Onların, Birleşik
    Devletler’in yalnızca bir hizmet ve bilgi ekonomisi haline geldiği; hemen
    hemen tüm önemli üretim sanayilerinin başka ülkelere kaydığı;
    halktan kimsenin bilmesine gerek görülmeyen göz kamaştırıcı teknolojik
    güçlerin çok az kişinin tekelinde olduğu; İnsanların kendi gündemlerini
    belirleme ya da yetkilileri bilinçlice sorgulama yetilerini
    yitirdiği, kristallere bakıp burç haritalarına danıştığı; toplumun güç ve
    yeteneklerini yitirmiş, göze kulağa hoş gelenle gerçek olanı ayırmaktan
    aciz bir halde farkına bile varmaksızın batıl inanışlara ve karanlığa
    gömüldüğü bir dünyada yaşamalarından korkuyorum.
  • KÖŞKÜN içinde bir yabancı gibi yaşıyordu. Sacid'le konuşmuyor, Pervin'e de ancak lüzumlu birşey için üç beş kelime söyleyebiliyordu. Her ümitsiz insan gibi kendinden değil, dışarıdan, hayatın sırasız, tertipsiz, tesadüfi vakalarından, bir tesadüften veya bir talihten imdat bekledi. Gayelerine vasıl olmak için ellerinden gelecek hiçbir şey olmayınca, ne kadar müsbet bir zakâ taşırsa taşısın batıl itikadlara inanmak meylini duyan meyuslar gibi, mevhum vak'alarda kısmetini araştırıyordu.
  • Doğayı titreten, akla durgunluk veren uluslar arasında savaşlar, cinayetler, misilleme ve insan kanı dökmek şerefini erdemler mertebesine çıkaran bütün batıl inançlar hep buradan doğar. En dürüst insanlar, ödevleri arasında, hemcinslerini ödevleri arasında, hemcinslerini boğazlamak ödevini de saymayı öğrenirler; sonunda insanların birbirlerini, niçin olduğunu bilmeden, binlerle öldürdükleri görülür; bir tek savaş gününde işlenen cinayetler, bir tek şehir alınırken yapılan dehşet verici hareketler doğa halinde bütün yeryüzünde yüzyıllar boyunca yapılanlardan daha fazladır.İnsanlığın çeşitli toplumlara bölünmesinin sezinlenen ilk sonuçları bunlardır.
  • Dinde bulunmadığı halde ona sonradan giren aşırı inanış ve uygulamalar tamamıyla, imanı akla aykırı bir alan olarak kabul etmenin bir sonucuydu.