Gözlerinde Turnalar Göçen Bir Kadının Sessiz Güz Eğrisi
10/10
·544 syf.··
2026 250. kitabı
Bir genç kızın hatıra defterinin yaprakları arasından sızan hüzün, aslında koca bir imparatorluğun batış vaktine sabitlemiştir gözlerini. Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu’nda sadece Feride’nin Anadolu yollarındaki adımlarını saymaz; o adımların değdiği toprağın, tozun ve insanın da röntgenini çeker. Kitap, ilk sayfasından son sayfasına kadar, ne bütünüyle bir neşe barındırır ne de insanı boğan bir karanlık. O, tam anlamıyla "hüzünle yıkanmış bir neşenin" romanıdır. ​Feride, hırçınlığı, ele avuca sığmazlığı ve her şeyden öte o gururlu çocuk kalbiyle İstanbul’un korunaklı köşklerinden çıkıp Anadolu’nun ücra, unutulmuş, sapa köylerine doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, sadece Kamran’ın ihanetinden kaçış değil, bir ruhun kendi küllerinden yeniden doğuşunun hikâyesidir. O saraylı, Notre Dame de Sion tedrisatından geçmiş "Çalıkuşu", Zeyniler köyünün tezek kokulu, çıplak ayaklı çocuklarına muallime olduğunda, edebiyatımızda ilk defa Anadolu, romantik bir dekor olmaktan çıkıp bütün çıplaklığı, sefaleti ve insan sıcaklığıyla gerçeğe dönüşür. ​Romanın manası, işte bu tezatların çarpışmasında gizlidir. Bir yara, insanı ne kadar uzağa fırlatabilirse, Feride de o kadar uzağa gider. Gittiği her yerde taşranın dedikodusu, cehaleti, bürokrasinin hantallığı ve harp sonrasının o ağır hüznü üzerine çöker. Fakat o, her kırgınlığın ardından saçlarını dikleştirip gülümsemeyi başaran o mucizevi iradedir. Munise ile kurduğu o hüzünlü ve kısa ömürlü bağ, Feride’nin içindeki annelik ve şefkat duygusunun en lirik, en can yakıcı dışavurumudur. Munise’nin ölümü, romandaki o ince sızıyı koyu bir mateme dönüştürür; o küçük mezar, Feride’nin çocukluğunun da gömüldüğü yerdir aslında. ​Reşat Nuri’nin üslubu, dildeki o duru Türkçe, sanki bir nehir gibi akar. Ağdalı kelimelerin arkasına saklanmayan,
Duygu ve Düşünce
ÇalıkuşuReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2019123,5bin okunma
İnsanın Kendi İçindeki Savaş ve Bir Dibe Batış Hikayesi: Açlık
8/10
·195 syf.··
2026 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 11:48
Usta kalem Hamsun'dan "Açlık", gerçekten insanın kendi içerisindeki savaşını çok etkileyici bir şekilde anlatan bir eserdi benim için. Kitabı okurken karakterle bağ kurduğunuzu, bazen onu sanki sevdiğiniz bir arkadaşınızın yapmış olduğu bazı safça davranışları eleştirircesine sorgularken buluyorsunuz. Ana karakterimiz, tam doğru bir karar aldı derken her an dibe batabiliyor. Ve benim için bu dibe batış, kitaba asıl değer katan kısım oldu. Olay hikayesiyle karışık bir durum hikayesi olduğunu da söyleyebilirim bu kitap için. Okuyacak, okumak isteyen herkese şimdiden iyi okumalar diliyorum. Umarım beğenirsiniz.
1000Kitap
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·576 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
Ravebelg Kasabası’na her dönüşümde biraz daha derinlere batıyorum ve Oyuncak Mahşeri ile o batış resmen mahşere dönüştü. Ravebelg Kasabası iyice karanlığa gömülüyor; intikamın, ihanetin ve insan ruhunun en karanlık yanlarının dansı resmen mahşere dönmüş durumda. Olaylar öyle bir gelişiyor ki, Oyuncak Katili’nin kanlı intikamı sürerken kasabaya ikinci bir gölge düşüyor. Gerilim adım adım yükseliyor, cinayetler daha vahşi, hesaplaşmalar daha acımasız hale geliyor. Kasaba yavaş yavaş kendi kıyametine sürükleniyor; kimse güvende değil, her dönemeçte yeni bir sır, yeni bir ihanet çıkıyor ortaya. Okurken elimde olmadan “Bir sonraki sayfa neler getirecek?” diye heyecanla sayfaları devirdim. Karakterler de bu karanlığın içinde âdeta ete kemiğe bürünüyor: Noa’nın acısı, öfkesi ve değişimi bu kitapta çok daha derin ve insani. Onun iç dünyasını izlerken hem üzülüyor hem de güçlenişine tanıklık ediyorsunuz. Oyuncak Katili’nin karmaşık ruh hali insanı hem korkutuyor hem düşündürüyor. Soytarı ise tam bir gizem bombası; varlığıyla her şeyi altüst ediyor, okurken sürekli “Bu sefer ne yapacak?” dedirtiyor. Oyuncak Katili’nin intikam yolculuğu devam ederken kasabaya ikinci bir tehdit giriyor ve her şey kontrolden çıkmaya başlıyor. Cinayetler daha vahşi, gerilim her sayfada tırmanıyor, hesaplaşmalar derinleşiyor. Kasaba adım adım mahşere sürükleniyor; kimse güvende değil, kimse tam olarak masum değil. Hikâye öyle akıyor ki, “bir sonraki ne olacak?” diye merakınız hiç dinmiyor. Emre Gül bu kitapta hem olay örgüsünü hem karakter derinliğini hem de o ağır duygusal yükü mükemmel harmanlamış. Hem gerilim manyağı yapıyor hem de insanın en kırılgan yanlarına dokunuyor. Seriyi sevenler için tam bir zirve kitabı olmuş. Siz okudunuz mu? Olayların bu kadar hızlı ve karanlık gelişmesi sizde
Oyuncak MahşeriEmre Gül · Guardian Yayınları · 2025432 okunma
Modern Camus
10/10
·160 syf.··
2026 14. kitabı
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi. Umarım yakında Türkçe’ye çevrilir. Kitap, gerçek bir olaydan esinleniyor. 2021 yılımda bir göçmen botu Fransadan İngiltere’ye geçerken Manş Denizi’nde batıyor ve 27 kişi ölüyor. Çoğunluğu ırak kürtlerinden oluşan topluluk Fransa tarafındaki sahil kurtarma operatörünü arıyor. Ama operatör yardım göndermiyor. “Patlak bozuk bota binerken bana mı sordunuz?” diyor. Yaklaşık 17 kez arıyorlar ve her seferinde yardım talepleri geçiştiriliyor. Small Boat, bu kadın operatörün bakış açısından yazılmış. Polis istasyonundaki sorgusu ile başlıyor. Sonra bakış açısı göçmenlere geçiyor ve batış anını onların bakış açısından anlatılıyor. Fransız yazar Vincent Delecroix, Albert Camus gibi Vicdan, suç konularına suçlu perspektifinden bakmış. Çok çok iyiydi. Canlıydı. Kesinlikle tavsiye ederim.
Small BoatVincent Delecroix · HopeRoad · 20257 okunma
1 At, 1 Aşk ve 1 Dağın Hikayesi
Puan vermedi·128 syf.·
2026 6. kitabı
—Spoiler içerir—————————————— Yaşar Kemal’in; “Ağrıdağı Efsanesi, herşeyiyle konusuyla, anlatımıyla benimdir.”dediği bu eser gerçekten de adına yakışır efsanevi ve şiirsel bir başyapıt. Özü itibari ile imkansız bir aşk hikayesi olsada, aslında bu hikaye etrafında feodal sistemin otoriter ve totaliter düzenine başkaldıran, gelenek ve göreneklerini her şeyin üstünde tutan bir halkın hikayesi anlatılmaktadır. Eserde büyük ustanın epik ve lirik anlatımına yine bir diğer büyük usta Abidin Dino’nun çizimleri eşlik etmektedir. Eseri benim açımdan değerli kılan en önemli özelliklerden biri şüphesiz, Yaşar Kemal’in eserde kullandığı metaforlar ve bunun sonucunda ortaya çıkan derin ve çok katmanlı anlatım biçimi. Eserde kullanıldığını düşündüğüm metaforları-yorumlamadan-sıralayacağım; At ve bu atın 3 defa bırakılıp, yine de her seferinde Ahmetin kapısına gelmesi, Güneş-Doğuş ve Batış Ağrı dağı-başlı başına bir metafor zaten- Işık-zindanın tepesinden süzülen- Demirci Hüso-Şehname’ye atıf- Kılıç, Akkuş Ve bu efsanevi eserin değinmeden geçemeyeceğim son bölümü; Yaşar Kemal eserini mutlu sonla bitirmez. Tüm engellere ve imkansızlıklara rağmen var olmaya devam eden o büyülü aşk, bir noktada tüm büyüsünü kaybeder. Ahmet Gülbaharı sevmiştir ama anlamlandıramadığı ya da belkide kabullenemediği o şey yüzünden Gülbahardan uzaklaşmaya başlar,böylece Ahmet Küp gölünün yakınlarında, gittikçe görünmez hale gelir… “…kanadını suyun som mavisine daldırır, sonra o da çobanlarla birlikte, karanlığa karışır. Kanadın değdiği yerde göl incecikten dalgalanır, ince dalgalar genişleyerek,gelir, bakır kıyılara vururlar. Sonra, iri bir atın gölgesi gölün üstüne düşer, süzülür gider…” —————————————————————— İyi okumalar.
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,2bin okunma
7/10
·272 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 22:16
#KitapYorum #Sessiz #RefikaAyşegülUzun #DoğanSolibriYayınları #Roman #272Sayfa Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Doğan Solibri Yayınları'ndan çıkan, Refika Ayşegül Uzun'a ait, "SESSİZ" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Tüm kızkardeşlerime... diyerek başlıyor roman. Bu ithaf toplumsal ve bireysel bir konun, bir mesajın, özellikle kadınların cephesinden bakıldığında bir susturuluşun, çoğunda kendi isteğiyle susuşun, belki de savunma mekanizmasının itişine itaatin, bir kimlik gizleyişin, mecbur bırakılan sırların, kapatılmaya çalışılan bir yararanın, sessiz atılan adımların, kırılan yok sayılan, bilinen ama gizlenenlerin çığlıklarına hitap edilişini hatırlattı. Henüz konudan bile habersizken. "SESSİZ", ismiyle tezat oluşturacak kadar gürültülü gerçekleri anlatan bir "yüzleşme" romanı. Bu coğrafyada kadınlar olarak en başta susmayı öğreniyoruz belki de. En yakınlarımızla bile paylaşamadığımız sırlarımız, travmalarımız var. Yaşadığımız bireysel ve toplumsal baskının bir sonucu sessizlik. Kadın suskun kalmazsa hayatta kalmayacağını, ayıplanacağını, dışlanacağını, ötekileştirileceğini, eziyet göreceğini, ezilmeye maruz kalacağını düşünüyor. Kendini kurtarma çabası, düzende var olma telaşı, zulme uğramamak için yapılan her türlü hamleye tevessül... Akabinde belki de biraz daha batış. Okudukça kendimle sanki yeniden tanıştım. Meğer benim de içimde kalan, saklı tuttuğum, duyulmasın diye kalbime mühürlediğim, başkalarına göre çokta önemli bulunmayan, aynadaki çizikler kadar, derinliği kendime münhasır, ruhumu nezle eden kokular varmış. Soğuk gelmiş, çoğu üşütmüş, bedenim kendince bariyerler oluşturmuş. Sessizliği bir zırh gibi giyinmiş aklım. En çok rüyalarım etkilenmiş. Sanki o rüyalar gerçek olacak!.. Hatırlamamaya çalışmak, dile getirmemek, yok saymak, düşünmemek.
SessizRefika Ayşegül Uzun · Doğan Solibri Yayınları · 202582 okunma