bedbin
Bedbin: karamsar, umutsuz, her durumda en kötüsünü akla getiren.
TEK YOL: BAĞIMSIZ BİRLEŞİK İSLÂM DÜZENİ...
Bazı gerçekleri duymaktan hoşlanmayız. Meselâ birisi bize kilo aldığımızı söylerse, yalan olmadığını bildiğimiz hâlde, bunu duymak hoşumuza gitmez. Ayaklarımızın koktuğunu öğrenmek de pek memnun etmez. Fakat gerçeklerden kaçamayız. Bir gerçekten kaçmak, o gerçeğin şuuraltımızda yer etmesini engellemez. Bu da psikolojik maraz doğurur. Nevrozlarımızın, psikozlarımızın temelinde bu vardır. Gerçeklerimizle yüzleşmek zorundayız. Bu yüzleşme mümkün olduğu kadar duygulardan arınmış, soğukkanlı bir yüzleşme olmalı. Ne fazla nikbin, ne de gereksizce bedbin olmadan... Neyse o! Öyleyse içinde bulunduğumuz durumu olanca gerçekliğiyle görmeliyiz: Kemalizm kötü, muhafazakâr demokrasi iyi! Muhafazakâr demokrasi Kemalizme karşı! Kemalizme karşı gerekirse Amerikan hilâfetini tercih ederiz! Keşke Yunan galip gelseydi! Gibi anlayışlar bizi bir çıkmaz sokağa götürüyor. Kemalizmle mücadeleyi topyekûn sistemle mücadele olarak kavramak zorundayız. Muhafazakârlığı, Milliyetçiliği, Solculuğu, Liberalliği, Emperyalistliği ve Kemalistliğiyle. Hattâ İslâmcılığıyla bütün bir bâtıl düzen. Bu, #k:463049 Taraf dergisinin, "ne dogma, ne revizyon, bağımsız birleşik İslâm düzeni" çizgisidir ve düşünürsek, bu işin başka yolu yoktur. -Selim Gürselgil, "Ne Dogma, Ne Revizyon, Bağımsız Birleşik İslâm Düzeni", x.com/gurselgil, 11 Mayıs 2026-
Başyücelik Devleti
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ne çabuk!
Bundan 20 sene evvel, demek 23 yaşımın yazında, Ankara'dan, Yaşar Nabi'den aldığım ve atmadığımı bildiğim o mektubu şimdi, hasta yatağımdan kalkmama izin olsa, hangi sandığın dibinde, hangi mektup paketinin içinde ise bulur, 20 senelik oluvermiş şu elinizdeki Varlıkın çıkacağını bana, hayırlı bir doğumu müjdeler gibi haber veren satırları buraya aynen yazardım. Varlık'ın yaşından da eski dostum, o mektupta, mecmuası için, aşağı yukarı şöyle diyordu: "Yeni Türk edebiyatının bir varlık olduğunu isbatedeceğim." Sonra, benden de, ilk sayı için, (nedense?) "fazla bedbin olmayan" bir şiir isteniyordu. İnsan, pek yakınında iken belki o kadar farkında olmuyor, fakat şimdi Varlık'ın yirmi senelik kolleksiyonunu her karıştırışımda onun, Türk edebiyatının bir varlık olduğunu isbata hemen ilk sayısından başlamış ve sözünde durmuş olduğunu anlıyorum. O ilk sayıların sayfalarındaki Ahmet Muhip'lerin, Cahit Sıtkı'ların, onların arkasından, hemen birkaç sayı sonra, bugünkü koca Sait Faik'lerin ileride o kadar meşhur olacak eserleri karşısında asıl kendilerini de o zamanki halleriyle görür gibi oluyorum. O sayfalarda Cahit'in, önce bana, o biraz tutuk sesiyle okumuş olduğu kaç şiir var!.. Onları tekrar okurken, okumaktan başka, o dost sesle de dinliyorum. O sayfalarda, o zamanların, gür siyah saçlarında tek ak görünmeyen Ahmet Muhip'inin, zaten güzel şiire bir güzellik daha katarak okuduğu, her sayıda bir evvelindeki ile yarışır gibi kaç şiiri var... Sahiden dağlarca bir şair olacak Fazıl Hüsnü, Soyadı Kanunu daha çıkmamış demek ki, o sayfalarda sadece: Fazıl Hüsnü... Rahmetli Orhan Veli, arkadaşlarından o kadar erken ayrılacağını hiç de belli etmiyor, onlarla hep aynı sayfada yanyana, kol kola ve daha gepgenç... Cahit Külebi'nin, Necati Cumalı'nın, hatırlamakla doyulmaz daha kaç
Tövbe
Allahım acizim, kusurluyum, bî çareyim, İz iz hata ve günahtan çehreyim! Ellerimin kalkacak yüzü yok sana, Göz yaşımın kaynağı açık vana! Yinede beni huzuruna ettin davet! Allahım beni benden süz ve affet! Eriyor taş taş bet binalarım, Değilim ama bedbin... ağlarım! ............................
Din
Muvazene-i Hayat
Ferd-i kamil, beşeriyet deryasında kaybolmuş bir katre değil, bizzat o deryaya istikamet veren bir ummandır. Evvelce zikrettiğim"birey" ve "ferd" #289680749 tefrikinde beyan olunduğu üzere; birey yığınlar içinde bir sayıdan ibaretken, ferd-i mü’min kendi şahsiyet kalesini rıza-yı ilahi burçlarıyla tahkim etmiş zattır. Bu müstesna şahsiyetin bulunduğu topluma şekil vermesi, bir nakkaşın tuvale renk katması gibidir. Lakin bu renk, nefsani bir parıltı değil, Sıbgatullah ile boyanmış bir vakardır. Mü’min, cemiyete kendi nezaket, emanet ve sükünet renklerini katarken; dışarıdan sadece hikmet ve ibret renklerini almalı, ağyarın bulanık renklerinden ruh aynasını muhafaza etmelidir. Bu alışverişte esas olan, muhatabın halinden müteessir olmak değil, halini müessir kılmaktır. İçtimai yapının temel taşı olan aileyi ve dolayısıyla toplumu inşa edecek müstesna ruhlar için ilk düstur, mahlükattan beklentiyi asgari, Halık’tan recayı azami tutmaktır. Atomların davranışındaki maksimum düzensizlik minimum enerji gibi #298073636 bir mü'minde minimum beklenti, maksimum huzur keyfiyeti, aslında zühdün modern bir şerhidir. Zira beklentinin olduğu yerde hayal kırıklığı, talebin olduğu yerde ise esaret vardır. Fahr-i Kainat Efendimiz’in (sav) İnsanlardan bir şey istemeyiniz buyruğundaki sır, mü’mini izzet sahibi kılmak ve huzurunu kula değil, Allah’a bağlamaktır. Bugünün trajedisi, olmayı talep etmek yerine y/olmayı gaye edinen, nimet içinde yüzen lakin huzurdan mahrum kalmış bir tüketim cemiyeti inşa etmiş olmamızdır. Nefsin bitmek bilmeyen iştihası, şükrü unutturmuş; kanaati bir noksanlık gibi göstermiştir. Oysa gerçek zenginlik, eşyanın çokluğu değil, nefsin tokluğudur. Lakin hazin bir hakikattir ki, bugünün insanı gönül kuracağı
Duygu ve Düşünce
Bu izdivaç mikrobu evlendikten sonra faaliyetine başlar: Evvelce bir araya gelme emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir. Evde meramın yapılması asla mümkün olmayan, seviye, ahlak telakkisi, dünyanın görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir beraberlik dış insanı hayatta da bedbin yapar ve bütünlük şüpheye düşer. Evlendikten sonra bir adam bütün gayesi ve istikbal düşüncesi, bir kere içine girmiş ve şimdi mukadder telakki yaptığı bu belayı ses çıkarmaktan ve dost düşmana pek belli etmeden sürükleyip götürmek, onda herkes tarafından biliyordu, ama kimse tarafından bulunamayan meziyetler ve saadetler araştırmaktır. Sabahattin Ali
Alıntı