Bundan 20 sene evvel, demek 23 yaşımın yazında, Ankara'dan, Yaşar Nabi'den aldığım ve atmadığımı bildiğim o mektubu şimdi, hasta yatağımdan kalkmama izin olsa, hangi sandığın dibinde, hangi mektup paketinin içinde ise bulur, 20 senelik oluvermiş şu elinizdeki Varlıkın çıkacağını bana, hayırlı bir doğumu müjdeler gibi haber veren satırları buraya aynen yazardım. Varlık'ın yaşından da eski dostum, o mektupta, mecmuası için, aşağı yukarı şöyle diyordu: "Yeni Türk edebiyatının bir varlık olduğunu isbatedeceğim." Sonra, benden de, ilk sayı için, (nedense?) "fazla bedbin olmayan" bir şiir isteniyordu. İnsan, pek yakınında iken belki o kadar farkında olmuyor, fakat şimdi Varlık'ın yirmi senelik kolleksiyonunu her karıştırışımda onun, Türk edebiyatının bir varlık olduğunu isbata hemen ilk sayısından başlamış ve sözünde durmuş olduğunu anlıyorum. O ilk sayıların sayfalarındaki Ahmet Muhip'lerin, Cahit Sıtkı'ların, onların arkasından, hemen birkaç sayı sonra, bugünkü koca Sait Faik'lerin ileride o kadar meşhur olacak eserleri karşısında asıl kendilerini de o zamanki halleriyle görür gibi oluyorum. O sayfalarda Cahit'in, önce bana, o biraz tutuk sesiyle okumuş olduğu kaç şiir var!.. Onları tekrar okurken, okumaktan başka, o dost sesle de dinliyorum. O sayfalarda, o zamanların, gür siyah saçlarında tek ak görünmeyen Ahmet Muhip'inin, zaten güzel şiire bir güzellik daha katarak okuduğu, her sayıda bir evvelindeki
ile yarışır gibi kaç şiiri var... Sahiden dağlarca bir şair olacak Fazıl Hüsnü, Soyadı Kanunu daha çıkmamış demek ki, o sayfalarda sadece: Fazıl Hüsnü... Rahmetli Orhan Veli, arkadaşlarından o kadar erken ayrılacağını hiç de belli etmiyor, onlarla hep aynı sayfada yanyana, kol kola ve daha gepgenç... Cahit Külebi'nin, Necati Cumalı'nın, hatırlamakla doyulmaz daha kaç