Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, sıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır. Ama senin bu bedbin halini görmek... İşte mesele burada. Artık tek mısrâ yazamam, bir satır uyku uyuyamam. Yerin dibine batsın hepsi.
Evet, bu dünya tatsız, ya öteki? Palavra.
Boyun eğmişim kadere, yaşayarak, bedbin.
Ölüm gelinceye dek, vakit öldürmek için,
İçerim, Tanrıların huzurunda, cıgara.
-Jules Laforgue
Çevi: Orhan Veli Kanık
Tabii bu evlenmede herhangi bir müşterek hayattan ziya de, erkek için evde bir kadın bulunması, kız için de "münasipçe bir kısmet" varken kaçırılmaması düşünülmüştür. Bu izdivaç mikrobu evlendikten sonra faaliyetine başlar. Evvelce birtakım emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir. Evde meram anlatmaya asla imkân olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünyayı görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir be-raberlik insanı dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür.
Orada bulunan bir kitaptaki Şems-i Tebriz'inin şu veciz söz çok hoşuna gitmişti. Sesli bir şekilde okuyuverdi:
“Maşuk hasta olunca, âşık sıhhatinden utanırmış. Sızlamıyorsa için, ne sen maşuksun, ne de o âşık.”
Ve ekledi, “Ama maşuk, maşuk olmalı ki bunu anlayabilsin; şimdinin maşukları, köşeyi dönene kadar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaları için, kısa bir süre yetiyor maalesef. Yine aynı bencillik. Yine aynı dünya sevgisi. Bedbin ve hoyrat.”