• Yine çok güzel bişeye vesile olduğu için sueda reyyan ablama çok çok teşekkür ediyorum. Öncelikle hemşerim olmasına rağmen Saidi nursinin hiç bir kitabını okumamış olmanın utancını yaşıyorum. Kitaba başladığım günde öğlen arası arkadaşlarla otururken bu kitabı inceliyordum şiddetli bi böbrek ağrısıyla çığlık attım ne olduğunu anlamadan kendimi hastane de buldum kurban olduğum Allah bana bi böbrek vermiş keşke onu da vermeseydi diye sancıdan kıvranıyordum. Ee tabi uzun zamandır böbrekten ses seda çıkmıyordu herşey iyiye gidiyordu derken taş varmış meğersem kaç gündür içtiğim suyun haddi var hesabı yok gece uykudan uyandıran sancılar ama bana mısın demedi tabi neyse hastane de Serum yerken can sıkıntısından bu kitabı okuyordum ( ilk gün tahlil sonuçlarını beklerken uyumuşum ama :) ). Kitabın ortalarına doğru vay be ne kadar şanslıyım şuanda diye düşündüm ilk gün ağrıdan isyan bayraklarımı çekmişken şimdi ne kadar şükretsem azdır diye düşünüyorum hatta bi ara gittiğim düğünde sancı yine tutunca gülüyodum annem kafayı yediğimi bile düşündü :)) . Çektiğim onca acıya rağmen halen düşüremedim meşhur taşımı :) bazı bölümleri gerçekten çok ağır olsada altta yabancı bütün kelimelerin anlamlarına yer verilmiş ki zaten bu kitap seri halindeymiş sonrasında yaşlanmadan gençlik rehberi ile devam edip seriyi Allah nasip ederse tamamlamayı düşünüyorum. Hayat hikayesi gibi oldu ama yapacak bişey yok :) hergün hastanede olan birileri için yazılmış ruha şifa veren bi kaynak diye düşünüyorum.
  • Yazar hayata, hâdisâta, modern çağın bize dikte ettiklerine, gözden kaçırdığımız hususlara ve daha pek çok şeye tefekkür penceresinden bakıyor ve bizlere gördüklerini anlatıyor.
    Bundan sebeb okuyanın nasibine çokça tefekkür etmek düşüyor.
    Tefekkür ki şu zamanda en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri.

    Zira 'gaflet' hastalığı, dimağlarımızı ve kalbimizi istila etmiş durumda.

    Peki ikisi arasında ne gibi bir alaka var diye sorarsanız;
    Bediuzzaman Said Nursî Hazretleri gaflet hastalığından muzdarip olanlara şu reçeteyi yazmış yıllar önce;

    “Tefekkür gafleti izale eder”

    Kitabı okuyup bitirdiğimiz vakit, kalbimizi bu pencerenin önünde bulacağız ve hayata bu pencereden baktığımız zaman kalbimizin gaflet hastalığından sebeb vahim halini ve gözlerimizin hakikatlere ne derece perdelendiğini anlayacağız.
  • Dikkat spoiler içerir.Celcelutiye duası ,Hz Ali nin yeniden düzenlediği Hz.Peygamber in sohbetleri,sözleri ve evvelden gelmiş geçmiş peygamberler in sözlerini de içinde barındıran,Allah ın en büyük ismi İsmi Azam ın içinde gizli olduğu bildirilen,samimiyetle okunduğunda dünya ve ahiret hayatının kolaylaşacağı bildirilen ,yüksek tesirli olduğu söylenen bir duadır.Kitab ın yazarı Kubilay Aktaş ın maneviyatı gelişmiş,profesyonel terapistlik yönü belirgin,kişisel gelişimle ilgili kitap ,seminer,kurs,deneyim,sertifika ne varsa hatmetmiş belli bir düzeyde ,okuyucularından çok dinleyicileri üzerinde uzman duygusu uyandıran bir kişilik olduğu kanaatindeyim.Kitabın dili açık ,anlatabilme becerisi yüksek ve daha çok belli mekan ve zamanlarda yapılan sohbet ,konuşmalarda sorulan sorulara verilen cevap niteliğinde hazırlanmış bir kitaptır.Yazar okuyucunun beklentisine cevap vermekten uzak,subliminal yollarla ,teknolojiyi kullanarak belli bir ücret karşılığında Celcelutiye duası nın şifa yönünü kitabı aracılığıyla pazarlamak için eserini derlemiş olduğunu gördüm.Kitabı okuma serüvenine Celcelutiye duasını ve içindeki sırları öğreneceğiniz beklentisi ve merakı ile başlamışken aslında kitabın Cd şeklinde hazırlanmış celcelutiye duası pazarlaması sonucuna varmış duygusuyla bitiriyorsunuz en azından ben o duyguda bitirdim.Kitap çok fazla reklam barındıran ama az bilgi veren telefon uygulamaları tadında..Celcelutiye duasına vakıf olmak için İmam Gazali nin Bediüzzaman ın konu ile ilgili eserlerini okumanın ihtiyaca binaen olacağı kanaatindeyim
  • Üstad anlatmış zaten... Birazcık kelimeleri anlayınca, üzerlerinde biraz düşününce çok şey anlayabiliyor insan. Ama bıkmadan usanmadan devam etmek gerekiyor, kelimeleri anlamadığı zaman insan bazen bırakası geliyor,ama bağlanınca da devamı geliyor.
  • İman ve inanç hakikatlerini günlük hayattan misaller vererek anlatıyor.. Örneğin Namaz ibadetini bize hediyeedilen 24 altın misaliyle çok tesirli şekilde izah ediliyor... Aynı zamanda Kurandan ayetlerinde bir tefsiri mahiyetinde..
  • Bir haykırış.
    İman yangını çıkmış bir asırda,
    Tutuşmasın diye evlatlar,
    Zalimlere karşı yapılan bir haykırış.
    Çıkarıldığı mahkemelerde,
    Şahsını savunma gereği hissetmeyip,
    İman, vatan, gençlik diyerek,
    Ardına aldığı talebeleriyle,
    Bugün milyonların da hep bir ağızdan yaptığı,
    İmani haykırış.
    Üstad Bediüzzaman’ın haykırışı bahsettiğim.
    İmani hakikatleri,
    Güneşin karanlıkları yarıp geçtiği gibi,
    Zihinlere nakşeden İslam mücahidi haykırışı...

    Evet “Muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyor, bize Allah’ı tanıt!” diyen lise talebelerinden, girdiği hapishanelerdeki en azılı mahkumlara kadar kurtuluş yolu arayan her insanın üstad edindiği, hem dünyasını hem ahiretini kurtarmaya vesile kıldığı dahi bir haykırış O’nunki…

    İngiliz Nazırı’nın “Bu Kur’ân İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ân’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız” beyanatına karşı “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyerek meydan okuyan Kur’an’i bir haykırış.

    Mahkemelerden mahkemelere sürüklenirken, siyasi bir cemiyet kuracağı iddialarına karşı her daim, "Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var, başka cereyanlarla alakam yok." cevabını veren asil duruş.

    Müslüman asildir ona göre. Esir düştüğü Rusya’da, Rus Çarı’na karşı ayağa kalkmayıp “Ben Müslüman bir alimim. İmansız birine kıyam etmem!” diyerek idamı göze alan ve daha sonra özür dileten Muhammedi bir haykırış.

    Cenab-ı Hakk’a tam teslimiyet, Kur’an’a tam bir talebe, Efendiler Efendisi Resulullah’a eşsiz bir biat. Seksen küsur sene ömrü boyunca zevk namına bir şey bilmeyen, dünyevi ıstıraplara maruz bırakılan Bediüzzaman’ı hangi cümlelerle anlatırsanız anlatın hep bir şeyler eksik kalacaktır. Haram endişesiyle başkalarının tarlalarından bir şey yeme olasılığına karşı hayvanlarının ağzını bağlayan bir baba ve abdestsiz kesinlikle süt emmediği mübarek bir ananın oğlunu nasıl hakkını vererek anlatabilirim ki?

    Ey koca Üstad! Belki iman davanı, seni ve eserlerini hakkıyla anlayamadık, hakkını veremedik bir Müslüman olarak ama söz veriyoruz ki; Allah’ı, Kur’an’ı, Efendimiz’i, Nur eserlerini dilimizin döndüğünce insanlara tebliğ edeceğiz. İhtiyaç sahiplerine ulaştıracak ve bu ülkede İslam Sancağı’nı indirtmeyeceğiz. “Allah’ım yok mu bir talebem?” nidana karşı milyonlarca taleben olarak sana söz veriyoruz.

    Minnet ve rahmetle…

    Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatını anlatan bu eşsiz eseri kaçırmamanızı tavsiye ederim.
    Not: Kitabın Latince baskısı mevcuttur...

    Saygılarımla…
  • Vermek istenen mesajı abartılı vermiş . İmanı kurtarmak bir mesele ama imanı kurtarınca kurtulmuş olmuyorsun bu tamamen basite indirgemek oluyor.
    Kitabı bir manifesto , bu kitabı merkeze alacak bir topluluk bildirgesi gibi görüyorum ki bu durum dinle ilgili bir konu olunca zararlı olması kaçınılmaz.