Epilepsi hastası genç bir çocuğun babasıyla birlikte tedavi için geldiği Fransa’da bir ilaç tedavisi için iki gün boyunca uyanık kalması gerekmektedir. Uyanık kaldığı bu süre boyunca da daha önce hiç bu kadar yakından tanımaya fırsat bulamadığı babasıyla sıcacık bir ilişki kurmasını anlatıyor bu kitap. Bana Before Sunrise ve Before Sunset filmlerini hatırlatan bir kitap oldu. Keyifliydi.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,992 okunma
Kitabın zamanlaması benim için çok doğru oldu. tam Oktay Rifat'ın Bir Kadının Penceresinden kitabından sonra okuduğumda, benzer bir olayı erkeğin penceresinden görmüş gibi oldum. kitap ayrıca bana Before Sunset filmini de hatırlattı. Kitabın sonundaki hafıza oyunu da, her insanın başına gelebilecek ama tarif etmekte zorlandığı bir olgu olarak, Zweig tarafından çok az kelimeyle çok güçlü anlatılmış. Kitabın sonu gerçekten vurucuydu benim için. Ama büyük bir olay bekleyenlerin aradığı kitap bu olmayabilir. 52 sayfadan alabileceğim maksimum verimi aldığımı hissediyorum kitabı bitirdiğim an itibariyle.
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma
”Bunu söylemediğime pişman olabilirim. Düşün şimdi, bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş. Hayatın monotonlaşmaya başlıyor, kocandan sıkılıyorsun. İşte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun. Ben de onlardan biriyim. Farz et ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun. Şimdi benimle burada trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim.”
Duras, aslında bu kitabı filmin senaryosu olarak kaleme alıyor; yani “filmden uyarlanmış bir roman”dan çok, edebiyatla sinemanın iç içe geçtiği bir metin okuyorsunuz. II. Dünya Savaşı sonrası travma, bireysel ve kolektif hafızayı çok başarılı bir şekilde yansıtıyor. Filmin yönetmeni Alain Resnais’dır. Ödüllü bir yönetmen olan Resnais, özellikle Cannes’da büyük etki yaratmıştır. Fransa’da çok saygı duyulan, entelektüel bir yönetmendir.Popüler olmaktan çok öncüdür.Hafıza, zaman, bilinç temaları onun imzasıdır denilebilir. Bu film de bir hafızanın yansımasıdır.
Hiroşima Sevgilim, yüzeyde kısa süreli bir aşk hikâyesi gibi görünür;Fransız bir kadın ve Japon bir adam, Hiroşima’da birkaç gün süren bir ilişki yaşar.Ama asıl mesele bu ilişki değildir.
Film ve kitap şu soruları sorar bize:
“Her şeyi unutmak mümkün mü?”
“Yaşanan acılar gerçekten geçmişte kalır mı?”
Kadının Fransa’da, savaş sırasında yaşadığı yasak aşk (Alman bir askerle) ile Hiroşima’nın atom bombası travması üst üste bindirilir.
Bireysel hafıza ile kolektif hafıza arasında sürekli bir yankılanma vardır.Burada aşk; Kesinlikle “Kurtarıcı” değildir. Tarafları da mutlu sona götürmez. Hatta bazen bir hafıza tetikleyicisidir. Savaşın geride bıraktığı enkaz bir kolektif hafızadır. Bu hafızayı taşıyan toplum değil, aynı zamanda bireyler de küçük hatırlatıcılarla belleklerinden yaşananları silemezler.Bu açıdan filmin senaryosu son derece olgun, zarif ve acı bir aşk anlatısıdır.
Yazar senaryoda şiirsel,tekrarlarla dolu bir dil kullanmıştır. Bu üslup aynı zamanda bilinç akışı hissi verir. Bununla birlikte yazar bu eserle sinemaya, ne sadece bir aşk filmi,ne de sadece bir savaş filmi kazandırmıştır. Şöyle ki bu film,hafızanın sinemasıdır.
Bu film bana aynı zamanda “Casablanca”, Günden Kalanlar (The Remains of the Day),
Çok beğendim. Eve Dönmenin Yolları’nı, Seneler’i, Before Sunrise/Sunset film üçlemesini hatırlattı bana okurken. Fransız yazar 2014’te Nobel almış. İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’sı üzerinden kolektif, unutma, zaman, mekanlar üzerine yoğunlaşmış kitaplarında. Otobiyografi ile tarihi kurguyu birleştiriyormuş. 40’ın üzerinde kitabı bulunan yazarın 4,5 kitabı çevrilmiş sanırım Türkçe’ye.
Kitapta 50li yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz bir anlatıcı 30 sene önce yaşadığı bazı olayları hatırlamaya çalışıyor, bizimle paylaşıyor bunları. Uzun süre önce yaşadığımız bir olayı anlatırken sıralamayı isimleri karıştırdığımız olur ya o şekilde anlatmış bazı yerlerde. Bazen kimden hangi zamandan hangi mekandan bahsettiği karışıyor, sürekli bir pus hakim ancak yine de rahatlıkla anlıyorsunuz. Unutmakla derdi ve zamanın göreceliliğiyle. Paris ve Londra’da geçiyor kitap ve sanki unutulmamasını, kendisinden sonra gelenler tarafından bilinmesini sağlamak istermiş gibi bütün mekanlar, caddeler kayıt altına alınmış yazarın kitabında. Önünüze haritayı alıp baksanız dediği mekanların yazdığı yerlerde olduğunu görürsünüz. Zaten yazarın internetteki bir fotoğrafında önünde kocaman bir harita açık. Paris ya da Londra caddelerinde dolaşıyor gibi oluyorsunuz. Adresler, zil isimleri de dahil buna. Savaştan sonra yok olan bölgelere duyduğu üzüntüyü de hissediyorsunuz.
Bir gün tesadüfen Jacqueline ile karşılaşıyor anlatıcı. Sonrasında zamanda, mekanda dönüşlerle neler oluyor, okuyun kendiniz görün bence. Çok sevdim.
Siz okuyun da yazarın diğer kitapları da çevrilsin.
Before Sunset filminin girişinde Celine'in elinde gördüğüm kitap. Oldukça ince ve erotizm dolu. Aylar sonra kitap okuyabilmiş olmam dışında pek bir katkısı olmadı açıkçası
Madam EdwardaGeorges Bataille · Sel Yayıncılık · 202098 okunma