İstanbul İstanbul’du işte. Zalim, tehlikeli ama bir o kadar da güzel. Profesör’ün söylediği gibi: “O hep sana ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.” Behçet Kemal Çağlar bir şiirinde: “İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar?” diye soruyordu.
İnkılap yaptık, milleti harbe sokmadık diye, halkın, altın heykelimizi dikeceğini sanıyorduk. Ferih fakur demokrasiye başlayalım dedik. Baktık ki, halk bizi sevmiyor... Artık ağzımızla kuş tutsak, değil memleketi, dünyayı kurtarıcı tedbirler bulsak halkı tatmin edemez bir hale gelmiş bulunuyoruz.
Behçet Kemal Çağlar
Cenaze töreni Ankara Radyosu'ndan naklen yayınlandı.
Güzergah boyunca 28 noktadan 28 spiker tarafından aktarıldı.
Mezar odasındaki canlı yayını spiker Suat Taşer yaptı.
Devlet tiyatrosu sanatçıları ve şairler, Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatan özlü sözlerle naklen yayına katıldılar.
Behçet Kemal Çağlar mesela...
"Fikir ölür mü?
Eser ölür mü?
Millet adam ölür mü?
Bayrak adam ölür mü hiç?
Biz bu toprağın üstünde duranlar, biz o emaneti alanlar, doğum tarihimiz kaç olursa olsun, hep birden 19 Mayıs 1919 tevellütlüyüz.
Nüfus tezkerelerimizde doğum yerimiz neresi gösterilirse gösterilsin, hepimiz Dumlupınarlıyız, hepimiz Sakaryalıyız" diyordu.
Tarihimize yeni bir veçhe vermek dileğiyle yapılan Tarih Kurultayı ve tarihimizi yeni baştan tedvin etmek için kurulan Tarih Kurumu müsbet bir iş göremedi. Bunlar Türk tarihini bir sıraya koyup Avrupa milletlerinin tarihleri gibi yazacak yerde Sümer, Elam, Akad, Hatti vesaire gibi en eski ve medenî milletlerin Türk olduğunu iddia ile boş yere övünme yoluna saptılar ve zaten dağınık gözüken Türk tarihini büsbütün dağıttılar. Böylelikle bugün okullarda okutulan Türk tarihi nerede ve hangi zamanda başlayıp nasıl inkişaf ettiği belli olmayan bir vukuat yığınından ibarettir. Bu dağınıklıktan başka, verilen malûmatın da baştan başa yanlış olduğu düşünülürse Türk tarihinin ne acıklı bir halde olduğu kolaylıkla anlaşılır.
HÜSEYİN NİHAL ATSIZ