Burası benim için bir günlük gibi olacak, okuduklarımı ve okurken hissettiklerimi unutmamak için alıntılar ve incelemeler yapacağım. Yazdıklarımın hepsi kendim için.
Çok beğendim, tüylerim diken diken oldu bitince. Nermin Yıldırım kesinlikle tekrar okuyacağım. Güncel roman okumam gerektiğini anladım, çok tanıdık, çok yakın geldi. Hep klasik, hep yabancı kurgu nereye kadar.
İnsanımızın yozlaşan çok yönüne dokunmuş yazar. Üzücü ve çok gerçekti. Açıkça kimsenin söylemediği, göstermediği ama içten içe bildiğimiz ve çözemediğimiz çok olay dönüyo ülkemizde. Keşke kaosa değil de daha iyiye gitsek.
MisafirNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20252,987 okunma
Soseki'nin okuduğum ilk romanı, karakter tahlili, duygudurum tahlilleri harika. Çok tek düze ve sakin bir anlatımı olmasına rağmen ilgi çekiciydi, hiç sıkılmadım.
Maden mi insanları yozlaştırıyor, yoksa yozlaşan insanlar mı böyle dünyadaki cehennem gibi bir yere düşüyorlar? Her ikisine de evet denebilir. İnsan ruhu da karakteri de aslında çok değişken. Hayatımız boyunca iyi, onurlu, yardımsever, kusursuz insan olmak mümkün değil. İnsanın doğasında bu yok gerçekten, olmasını istesek de. İyi de kötü de hepimizin içinde var ve bazen yoz özellikler ortaya çıkıyor. Ana karakter kibrinden dolayı madencileri nerdeyse bütün kitap boyunca vahşi hayvanlara benzetti. Çok haksız mıydı, değildi. Hasta ve yaşlı bir madenciyi zorla yerinden kaldırıp cenaze alayını izleten insanlardan bahsediyoruz en basiti.
19 yaşında, hiç çalışmamış, intihar etmeyi düşünerek evden kaçan bir gencin madene düşmesi, korkuları, rahatlamaları, bütün düşünce anlatımları, benzetmelerle, çok net açıklamalarla güzel yazılmıştı. Özellikle madene indiği kısım etkileyiciydi. An an nasıl hissettiğini ben de hissettim, madenin anlatımının da güzelliğiyle tabi. Yazardan tekrar okurum kesinlikle.
Yayınevine bir notum var. O kadar basım hatası vardı ki sayamadım. İthaki'de bu durumla ilk karşılaşmam da değil malesef.
Yazarın 3 kitabını da okudum, 3'ü de çok zevkliydi (konuları hariç). Bu kitapta Azincourt savaşı anlatılıyor. Çoğu gösteriş meraklısı soylulardan oluşan Fransa ordusu ile yolda dizanteriden kırılmış, hasta ve çıplak İngiliz ordusu karşılaşıyor. Fransa'nın kazanacağından o kadar eminiz ki ipuçlarını görmemek mümkün. 5. Henry zalimliği ve askeri zekasıyla bütün beklentileri ve gidişatı değiştiriyor. Yazar ironilerle bu vahşeti komik hale bile getirmiş. Kitap bu yüzden zevkliydi. Gerçeğin kurgusunu çok sevdiğim için de ayrıca hoşuma gitti zaten. Bu savaşın konu alındığı fazlaca eser var sanırım. Henry V mesela ve geçtiğimiz yıllarda Timothee Chalamet'nin başrolde olduğu The King filmi gibi. Filmi izlemeye niyetlenip izlememiştim, bu savaşla alakalı olduğunu öğrenince bir bakacağım.
"Ah be Stevens!" diyorum. 2. Dünya savaşı civarı İngiltere'de geçiyor. Başuşağımızın dilinden günlük gibi yazılmış. Hayatını adadığı uşaklık mesleğinden başka gözü hiçbir şey görmüyor. Bayan Kenton'la diyaloglarında çok sinirlendim. Olmadık yerlerde olmadık şeyler söyledi ve yaptı, yazık etti kendine. Takmış "vakar"lığa. Tamam koca bir ingiliz malikanesinde çok önemli insanlarla ilişkisi olan çok önemli bir insanın hizmetindesin ama bu kadar da lordcu olunmaz be Stevens. Yere göğe sığdıramadığı Lord hazretlerine ben de güvenmiştim aslında, hayal kırıklığına uğrattı. Bana bunlar kitabı hatırlatacak olan kısımlardı. Ishiguro'ya hayranlığım katlanarak devam ediyor. Aslında kitapta olay yok gibi. Bir yolculuk süresince anıları aklına gelip, bir şeyler açıklıyor başuşağımız ama hiç sıkmadı. Buruk ve dingin bir havada okudum kitabı. Beğendim. Netflixte Anthony Hopkins'in Stevens'ı oynadığı, 1989 yapımı bir filmi de var, yarın izlerim büyük ihtimalle.
Günden KalanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20196,9bin okunma
En sevdiklerim arasına yerleşti. O kadar sade ve basit ama o kadar duygu yüklüydü ki çok sevindim bu kitabın yazılmış olmasına ve okuduğuma. İçinde hiç kötülük olmayan bu çocukların değerleri için verdikleri savaş ve kahramanlıkları çok güzeldi. Nemescek'i çok sevdim. Boka'yı da.