ve şöyle diyor: "Bak Hans, bunu görmen lazım!" Şimdi de ben yanaşıyorum, fakat ben oturur oturmaz, tam başımı alete eğmiş sonsuz uzaya bakarken, o sırada öteden bir ses geliyor, uzak boş fezadan, tek başına inleyen bir ruh haykırıyor, beni çağırıyor, huzur bulamamış bir ruh. Dehşete düşüyorum, korkunç bir şey, orada soğukta, kalbim daralıyor, damarlarıma buz gibi bir his hücum ediyor, belki de sadece içimde duyuyorum, ama gayet belirgin, yürek parçalayıcı bir ağlama var, çocuk ağlaması gibi, bir ölünün ağlaması, bizzat benim ağlamam; gözlerimin önünde bir şeyler titreşiyor, yeşil ve kırmızı daireler görüyorum; büyük, yeşil, altın bir çark titreşiyor camda, benim beynimin içinde mi yoksa uzak bir güneşte mi; Sirius'a inancım var, belki orada hayat var, benden bir şeyler şimdi ta orada, orada gördüğüm şey benim bir parçam, bir zamanlar burada eski Mısırlılar vardı, o zamanlar ben henüz dünyada bile değildim, geçmişi görüyorum, gözlerimle görüyorum, ışığın buraya ulaşabilmesi için çok zaman gerekiyor, belki gerçekte çoktan söndü, bilinmez, ben de böyle bir ışığım, belki ben orada, uzaklarda çoktan ölüyüm ve soğuk uzayı aşarak kendi kendimi çağırıyorum, aslında ben kendime sesleniyorum, kendi kendimi görüyorum sadece ve belki orada bile değilim...