…
söylüyorum herkes modern, siz bir
insan klasiğisiniz, belki de dünyayı
çırılçıplak yürümeliydiniz, bu her şey
bozguna doğru gürültüyle koşarken
ve yalandan daha iyi bir hakikat yokken
inanın bana da dokunuyor dünyaya geç ve erken
geldiğimiz duygusu, bir şiirimde yazdım bunu:
'dilini ver Ruth, uzaklığınla koru beni
uzaklığından başka yakınım yok ki'
size kalsam bu şiiri yazmazdım
siz merhamet etseydiniz kendime acımazdım
…
ama ben kendimi kandırmaktan ve sizi
inandırmaktan yanayım, çünkü bu ben değilim
ama o sizsiniz, sizsiniz bayan Ruth Huntley saçlarınızı sevin, o mavi bulutlu ayna yalan söylüyor
boynunuzun hatırına saçlarınıza merhamet edin
bırakın dişiniz yalancı alt dudağınızın dışına taşsın
göğüsleriniz ağır çünkü yoğun, n'olur kusur bulmayın
onlar da en çok sizin kadar yaşlanacaklar
ve size en çok sizdeyken yakışacaklar!
…
Tatlı düşler gıdım gıdım yok olur giderler; sanki birden oluvermiş gibi gelse de size, bir gün uyanıp bir anda, tatlı düş diye birşey kalmadığını görseniz de böyledir bu. Hiç de birden oluveren birşey değildir; tatlı düşlerin yok olup gitmesi uzun, hazin bir süreçtir, diş ağrısı gibidir. Ne var ki, bir dişi çektirebilirsiniz. Yanılsamalarsa, ölmüş bir halde, içinizde çürür dururlar. Ve kokuşurlar. Onlardan yakayı sıyıramazsınız. Ben, benimkilerin topunu içimde taşırım.
Başkalarını çekici buluyor muyum? Elbette. Bu, insanların doğasında var ve ben de bir insanım. Ama başkalarını çekici bulmamın sebebi kesinlikle yüzlerinin güzel olması değil. Zaten yüzlerini göremiyorum. Bana göre insanlar kitaplara benziyorlar ve ben onların gösterişli kapaklarından ziyade içlerine tutuluyorum.
Hadi Leontine, kıpırda, her tarafın uyuşacak, bak ben yemekten sonra uyuyor muyum? Şimdi ihtiyarlar gibi uyuklarsan altmış yaşında ne yapacaksın? Şişmanlayacaksın, kan dolaşımını durduruyorsun... İşitmiyor bile söylediklerimi.