COŞKUN: Tamam! Siz garsonsunuz. Evet, şimdi sesinizden tanıdım sizi. Siz Saffet'in kapı dışarı ettiği müzik hocası olacaksınız. İCRA MEMURU: Lütfen kendinize gelin. Ben, görevini yapan bir İcra memuruyum. COŞKUN: Ben de milletine karşı görevini yapmak zorunda bulunan büyük bir tiyatro yazarıyım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Birlikte keşfettik kendimizi, düşünceyi birlikte keşfettik. Ben sana senin ruhunu gösterdim, sen de bana benim ruhumu gösterdin. Her şeye birlikte inandık ve her şeyi birlikte reddettik...
Bir zamanlar, "Derman Bey" adlı televizyon dizi çekimleri sırasında başrolü paylaştığı manken kızımız Buket Saygı'yı telefon mesajları göndererek taciz eden popüler "Beyaz Türkler"den Kadir İnanır Bey'in, kendini savunmak için: "Ben oyuncu kardeşlerimi mesaj yollayarak motive ediyorum", tümcesi de kıyıda köşede unutulmaması gereken cevizlerdendi.
Dostluk ve düşmanlık, inkâr ve iman ikiliğe sebebolur... İnkâr edene, inkâr edeceği bir kimse lâzımdır. Bunun gibi kabul edene de kabul edeceği bir kimse gerekir. Bundan da anlaşılıyor ki, birlik ve yabancılık ikiliği muciptir. O âlem ise küfrün ve îmanın, dostluk ve düşmanlığın fevkinde, ötesindedir. Madem ki dostluk ikiliği icabettirir ve orada ikilik olmayan bir âlem mevcuttur; sırf birlik vardır, oraya erişince, bu ikisi sığamayacağından, dostluk ve düşmanlıktan çıkmış olur. Şu halde oraya eriştiği zaman ikilikten ayrılmış demektir. İkilik, aşk ve dostluk olan o ilk âlem, şimdi söylediğim iz âleme nisbetle daha düşük ve aşağıdır. Binaenaleyh onu istemez ve kendisine düşman bilir. Meselâ Mansur’da Hakk’ın dostluğu son hadde varınca, kendi kendinin düşmanı oldu ve kendini yok ettirdi. Ene'l-Hakk dedi. Yani ben fena buldum, yok oldum; yalnız Hakk kaldı, işte o kadar! demek istedi. Bu ... (k)ulluğun, bendeliğin son haddidir. Yani yalnız O' dur, demektir ve o kadar... Şu halde Ene'l-Hakk'ı Hak söylemiştir. Zira O'ndan gayrı bir varlık yoktu; Mansur da yok olmuştu ve o söz Hakk’ın sözüydü (Mevlâna 1985:294-5)