Mustafa Kemal'den madam corinne'e üçüncü mektup..
7 aralık 1913 Aziz Corinne, Son mektupların bana büyük bir memnuniyet verdi. Beni daima hatırladığını öğrendiğimde çok bahtiyarım. Ben de her an seni düşünüyorum ve senin sevimli refakatinde geçirdiğim güzel anları zevkle hatırlıyorum. Sofya, boş zamanları doldurabilecek hiçbir eğlencesi olmayan tatsız bir şehirdir. Burada çok meşgulüm, günde en az sekiz saat çalışıyorum. Nuri Bey'den sizin evde birkaç saat geçirmek bahtiyarlığına nail olduğunu bana haber veren bir mektup aldım. Orada seninle konuştuklarına dair bazı imalar vardı. Anlaşılıyor ki bu benden bahsettiğiniz uzun bir konuşma olmuş. İtiraf ederim ki bana pek vazıh gibi görünmeyen sözlerine nasıl bir mana atfedebileceğimi bilmiyorum. Annene saygılarımı ve sevimli hemşirene en iyi dostluklarımı bildirmeni rica ederim. Güzel ellerini öper, çok muhabbetle senin çok halis dostun olduğumu tekrar ederim. M. Kemal
Sayfa 38·Kitabı okudu
Mustafa Kemal'den corinne'e ikinci mektup..
3 aralık 1913, Sofya Aziz Corinne, Son mektubunu aldım, her gün beni düşündüğünü öğrendiğim için çok memnun oldum. Afrika Harbi yüzünden kazandığımız şeylere dair verdiğin haberlere teşekkür ederim. Nuri Bey'in seni gelip görmemesinden endişe ediyordun, işte nihayet evinize gelmiş. Sana karşı dostluğunda çok sadık olduğu için, bu mevzudaki ihmali cidden hayret vericiydi. Cemal Bey'i her zamanki gibi sevimli bulduğunu söylüyorsun, hakkın var, muhakkak ki çok sevimli ve naziktir, bilhassa güzel hanımlara karşı. Biliyorsun ki, Sofya'ya geldiğim ilk gün indiğim Bulgarya Oteli'ni değiştirdim. Şimdi Splendide Palas Oteli'ne yerleştim. Yeni yapılmış, cidden konforlu bir otel, banyoları var, oda hizmetçileri var! Ne istersen var! İçindeki eğlenceler için orada oturmaya değer. Hayır, hayır Corinne. Sofya'da bir tek güzel kadın bile görmek mümkün değildir. Otelde kalıyorum, çünkü münasip bir ev bulamadım. Cevdet Bey'le çok dostuz. Onu bu kadar sevimli bulacağımı ve bu kadar iyi arkadaş olduğunu ümit etmiyordum. Evvelki akşam beni Madam Dourzi'ye götürdü. Aralarında çoktan derin bir tanışıklık olan Parisli hanım. Evinde kibar insanlar vardı. Vekiller ve daha bazı mösyöler. Bakara oynanıyordu. Ben kumar oynamadığım için küçük bir tanışmadan ve konuşmadan sonra onlardan ayrıldım. Bu Parisli hanımı güzel bulmadığımı sana söylememe müsaade et. Zannederim ki Cevdet Bey'e, beni evine götürmesini söyleyen kendisidir. Ayrılırken bana: - Bu akşam bizde eğlenemediniz, fakat emin olunuz ki bir başka sefer sizi memnun etmeye çalışacağım, dedi. Fakat ben bundan emin değilim.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“(Ey Âdemoğlu, Seni kendim(e ibadet) için yarattım, öyleyse oyunla uğraşma. Rızkını kendi üzerime aldım. Bundan dolayı kendini yorma. Ey Âdemoğlu! Beni ara ki bulasın. Beni bulduğunda her şeyi bulmuş olursun. Eğer beni kaçırıp kaybedersen her şeyi kaçırmış olursun. Ben senin için her şeyden daha hayırlıyım.
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
zaman zaman çarpıcı derecede yükselişe geçtiğine dair güçlü kanıt-lar mevcut. Buna karşılık, dikkat becerimizi geliştiriyor olabilecek tek bir trend bulabildim. Bu nedenle bunun gerçek ve acil bir kriz olduğuna inanmaya başladım. Bu trendlerin bizi nereye götürdüğüne ilişkin kanıtların da karamsar bir tablo ortaya koyduğunu öğrendim. Örneğin ortalama bir Amerikalı üniversite öğrencisinin herhangi bir şeye ne sıklıkta dikkatini verdiğini araştıran ufak bir çalışmada, öğrencilerin bilgisayarlarına izleme yazılımları yerleştirilmiş ve olağan bir günde ne yap-tıkları gözlemlenmiş. Öğrencilerin ortalama altmış beş saniyede bir meşgul oldukları şeyden başka bir şeye geçtikleri ortaya çıkmış. Tek bir şeye odaklanarak geçirdikleri sürenin medyanı on dokuz saniye çıkmış. Yetişkin olduğunuz için kendinizi daha üstün hissettiyseniz acele etmeyin. California Üniversitesi Irvine kampüsünde enforma-tik profesörü olarak görev yapan -ve görüşme fırsatı bulduğum-Gloria Mark'ın gerçekleştirdiği başka bir çalışmada, ofiste çalışan yetişkinlerin tek bir işle ortalama ne kadar meşgul oldukları gözlem-lenmiş. Sonuç: üç dakika.2 Odaklanma becerimizi ve dikkatimizi nasıl geri kazanabileceğimizi öğrenmek için 50.000 kilometre yol katettim. Danimarka' da, ekibiyle birlikte dikkat becerimizin gerçekten hızla gerilediğini göstermiş olan ilk biliminsanıyla görüştüm. Dünyanın dört bir ya-nında bunun nedenini keşfeden biliminsanlarıyla buluştum. Sonunda-Miami'den Moskova'ya, Montreal'den Melbourne'e- 250'den fazla uzmanla görüşmüş oldum. Birbirine çok uzak yerlere götürdü beni bu arayış: Rio de Janeiro'da dikkat becerisinin çok ağır hasar almış olduğu bir gecekondu mahallesinden, Yeni Zelanda'daki küçük bir kasabada odaklanma becerisini yeniden kazanmanın yolunu bulmuş ücra bir ofise. Dikkatimize
Sayfa 18 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Kitap Alıntısı
GİRİŞ: MEMPHIS'TE YÜRÜRKEN "Adam," dedim usulca. "Haydi Graceland'e gidelim." "Ne?" Ona yıllar önce verdiğim sözü anımsattım. "Blue Moon" günlerini, ona verdiğim sözü hatırlayamadı bile, ama bu sersemletici rutini bozma fikrinin onda bir şeyleri tutuşturduğunu görebiliyordum. Bana doğru dönüp ciddi olup olmadığımı sordu. "Ciddiyim," dedim, "ama bir şartla. İki bin beş yüz kilometrelik yolculuğu ben karşılayacağım. Memphis'e, New Orleans'a gideceğiz - Güney'in her yerine, nereye istersen oraya. Ama gittiğimizde sırf telefonuna bakıp duracaksan olmaz. Geceler hariç telefonunu kapalı tutacağına söz vereceksin. Gerçekliğe dönmemiz gerekiyor. Bizim için önem taşıyan bir şeyle tekrar bağ kurmamız gerekiyor." Söz verdi ve birkaç hafta sonra Londra Heathrow Havalimanı'ndan Delta blues diyarına doğru havalandık. Graceland'in kapılarına vardığınızda size etrafı göstermekle görevli biri olmuyor ortalıkta. Elinize bir iPad veriliyor, ufak kulaklıklar takıyorsunuz ve ne yapacağınızı iPad söylüyor - sola dön, sağa dön, düz git. İçine girdiğiniz her odada iPad unutulmuş bir oyuncunun sesiyle size o oda hakkında bilgi verirken, ekranda da odanın fotoğrafı beliriyor. Biz de Graceland'i kendi başımıza, iPad'e bakarak gezdik. Etrafımız Kanadalılarla, Korelilerle, Birleşmiş Milletler'in her birinden insanlarla çevriliydi; bomboş suratlarla ellerindeki ek-ranlara bakıyor, etraflarındaki hiçbir şeyi görmüyorlardı. Kimse önündeki ekrandan kafasını kaldırmıyordu pek. Yürürken insanları seyrediyordum ve gerginliğim gitgide artıyordu. Ara sıra birisi ka-fasını iPad'inden kaldırınca hafiften umutlanıyor, onunla göz teması kurmaya çalışıyordum, omuz silkip "Şuna baksana, bizden başka kimse etrafına bakmıyor, onca yoldan gelip de gözünün önünde duran şeylere bakmıyor," demek istiyordum - ama
Sayfa 13 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Hayata Dair