Jojo Moyes’in Senden Önce Ben romanını okurken, bunun yalnızca bir aşk hikâyesi olmadığını düşündüm. Benim için kitap, birbirinin hayatına dokunan iki insanın, birbirlerini değiştirme çabasından çok, birbirlerine farklı bir yaşam penceresi açmalarını anlatıyordu.
Roman boyunca en çok Louisa Clark karakterinin değişimini takip etmekten etkilendim. Hikâyenin başındaki Lou ile son sayfalardaki Lou aynı insan değil. Başlangıçta güvenli sınırlarının dışına çıkmaktan çekinen, hayatını küçük bir çevrede sürdüren biri iken, Will Traynor ile tanıştıktan sonra kendi hayatını da sorgulamaya başlıyor. Bence romanın asıl yolculuğu da Lou’nun bu dönüşümüydü.
Will karakteri ise beni tek bir duyguya yönlendirmedi. Bazı bölümlerde ona hak verdim, bazı bölümlerde ise kararlarını kabullenmekte zorlandım. Geçirdiği kazadan sonra yaşadığı fiziksel ve psikolojik mücadele, onu sadece “yardıma muhtaç” bir karakter olmaktan çıkarıyor. Hayata, özgürlüğe ve kendi kararlarını verebilme hakkına bakışı, roman boyunca üzerinde en çok düşündüğüm konulardan biri oldu.
Lou ile Will arasındaki ilişkiyi sevme nedenim, bunun klasik bir aşk hikâyesi gibi ilerlememesiydi. Birbirlerini değiştirmeye çalışsalar da, aslında birbirlerine kendilerini yeniden keşfetme fırsatı veriyorlar. Lou’nun Will’e yeniden yaşama isteği kazandırmaya çalışması kadar, Will’in de Lou’yu korkularının dışına çıkmaya teşvik etmesi bana oldukça gerçek geldi.
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, yazarın zor bir konuyu kesin doğrular üzerinden anlatmamasıydı. Özellikle Will’in aldığı karar etrafında şekillenen tartışmalar boyunca, karakterlerin bakış açılarını anlamaya çalıştım. Roman bana tek bir cevap vermedi; tam tersine, her okurun kendi vicdanıyla değerlendireceği sorular bıraktı.
Jojo Moyes’in anlatımı oldukça akıcı.