Jeopolitik Kaldıraç, Kurumsal Pragmatizm ve Gücün Mekaniği: Küresel Sağ Dalganın Gölgesinde Orta Doğu’nun Dönüşümü Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, uluslararası ilişkiler sistemi ideolojik kalıpların, demokrasi inşası vaatlerinin ve ulus-ötesi değerler siyasetinin tasfiye edildiği, bunun yerine tamamen faydacı, güce ve ekonomik altyapıya dayalı yeni bir gerçekçilik dönemine sahne olmaktadır. Bu dönüşümün en somut laboratuvarı, yakın döneme kadar vekil aktörler ve devlet dışı silahlı yapılar üzerinden yürütülen çatışmalarla şekillenen Orta Doğu coğrafyasıdır. Bugün bölgede, Washington’ın uzun yıllardır sürdürdüğü mikro-milliyetçilikleri destekleme stratejisinden vazgeçerek sınırları koruyan, merkezi devlet kurumlarını güçlendiren ve enerji merkezli kalıcı ağlar kurmayı hedefleyen yeni bir bölgesel mimariye yöneldiği görülmektedir. Uluslararası literatürde jeopolitik bir kaldıracı ifade eden bu yaklaşım, küresel sağ popülizmin yükselişi ve liderler düzeyindeki kişisel güç pragmatizmiyle birleştiğinde, hem Suriye-Irak-Türkiye hattındaki dengeleri altüst etmekte hem de iç siyaset ile dış politika arasındaki kırılgan bağı gözler önüne sermektedir. Küresel Deniz Ekseni’nden Kara Jeopolitiğine: Kavramsal Dönüşüm Tarihsel kökenleri itibarıyla bir coğrafyanın küresel bir denge merkezi olarak konumlandırılmasını ifade eden kaldıraç stratejisi, ilk olarak Asya-Pasifik bölgesinde, Hint ve Pasifik okyanuslarının kesişim noktasında yer alan takımada devletlerinin denizci kimliğini, liman altyapılarını ve mavi ekonomi kaynaklarını canlandırma vizyonu olarak doğmuştur. Bu özgün yaklaşım, büyük güç kutupları arasında dengeleyici bir orta güç olma arayışının ürünüdür. Ancak günümüz Orta Doğu denklemi, bu kavramın denizlerden kara jeopolitiğine, askeri üslerden
Siyaset
Günümüzün gizli Raskolnikov'ları
Dosto'nun Suç ve Ceza'sını lisede özetinden okuyup geçtiyseniz ya da aman canım, adam bir tefeci kadını baltaladı, sonra da vicdan azabı çekti işte diye kodladıysanız, bugün arkkanıza yaslanıp etrafınıza bir bakın derim. Çünkü 19. yüzyılın kasvetli Petersburg sokaklarında dolaşan o Raskolnikov dediğimiz bunalımlı çocuk, şu an tam olarak aramızda yaşıyor. Hatta muhtemelen 1K'da ya da X’te takılıyor. ​Düşün; Raskolnikov ne diyordu? "Dünyada iki tür insan vardır: Sıradanlar ve olağanüstüler. Olağanüstü olanlar, büyük amaçlar uğruna kuralları çiğneyebilir, hatta gerekirse kafaya balta bile indirebilir." Şimdi bu rasyonalizasyonu alıp günümüze getirelim. Bugün her köşe başında "kendi kurallarını kendin yaz, sürüden ayrıl, basarıya giden yolda her şey mübahtır" diye bağıran motivasyon videoları, aslında Raskolnikov'un felsefesinin modern, jöleli versiyonu değil de ne? Bugünün Raskolnihov'u eline balta almıyor belki ama "büyük vizyonerim, şirket büyüteceğim " diyerek stajyerlerin hakkını gasp ediyor, "algoritmayı çözdüm, ben üstün zekayım" kibiriyle sosyal medyada insanların üzerine basıp geçiyor. Herkes kendini sistemin üzerinde, herkes kendini seçilmiş kişi sanıyor. Ortam tam bir Raskolnikovlar Kulübü'ne dönmüş durumda. ​Ama işin eğlenceli ve trajik kısmı cinayetten sonra başlıyor. Bizimki kadını indiriyor ama sonra ne parayı yiyebiliyor ne de rahat bir uyku çekebiliyor. Ateşler içinde yatıp, kapı her çalındığında kalbi ağzına geliyor. Yani teoride nen süpermenim diyen adam, pratikte vicdan denilen o eski usul yazılıma yenik düşüyor. İşte günümüz insanının çelişkisi de tam burada patlak veriyor. Sabah kahvesini yudumlarken "ben acımasız bir profesyonelim, duygulara yer yok" diye stori atan modern birey, gece yatağa yattığında ufacık bir haksızlığın suçluluk duygusundan ya
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Thomas Hobbes’un Leviathan’da tasvir ettiği o meşhur "Doğa Durumu" (State of Nature), merkezi bir otoritenin olmadığı, kuralların işlemediği ve "insanın insanın kurdu" (Homo homini lupus) olduğu tam bir kaos ve sürekli savaş tehdidi ortamıdır. Kissinger, uluslararası sistemi tam anlamıyla bir "Hobbesyen Doğa Durumu" olarak görüyordu. Devletlerin üstünde onları dizginleyecek küresel bir mahkeme ya da polis gücü (merkezi otorite) yoktur; sistem anarşiktir. Bu anarşi içinde tek bir yasa geçerlidir: Hayatta kalma (survival) ve güvenlik arayışı. Kissinger’ın Kürtleri feda etmesi, Çin ile el sıkışması ya da müttefiklerini harcaması, Makyavelist bir "güçten keyif alma veya hırs" dürtüsünden ziyade; sistemin bu anarşik yapısında ABD ve ortaklarının varlığını korumaya yönelik soğuk, Hobbesçu bir güvenlik refleksidir. Hobbes’a göre kaos ve vahşi ölüm korkusundan kaçmanın tek yolu, bireylerin güçlerini tek bir egemen otoriteye (Leviathan'a) devretmesidir. Ancak uluslararası ilişkilerde küresel bir Leviathan (dünya devleti) kurulamayacağı için, anarşiyi durdurmanın ve düzeni sağlamanın yegane enstrümanı "Güç Dengesi" (Balance of Power) olarak kalır. Kissinger’ın doktora tezi ve tüm kariyeri, 1815 Viyana Kongresi’nin mimarı Metternich ve Castlereagh’ın kurduğu Avrupa Güç Dengesi sistemini analiz etmekle geçmiştir. Kissinger için "Adalet" soyut ve tehlikeli bir kavramdır; çünkü herkesin adaleti farklıdır ve bu kaos yaratır. Düzen ve barış, ancak dev güçlerin birbirini dengelemesiyle (ABD, SSCB ve Çin üçgeni) mümkündür. Güç dengesi bozulursa, dünya o Hobbesçu kaosa ve vahşi savaşa geri döner. Neden Makyavelist değil de Hobbesyen? Machiavelli daha çok "iç siyaset", prensin iktidarı nasıl ele geçireceği, gücü nasıl elinde tutacağı, gerektiğinde ahlaksızlığı bir araç olarak nasıl
1000Kitap
Hz Nuh kavmi Rabbim kulunun zulmünü görüyorsun kulunda bir hayrı görüyorsan ona hidayet ver eğer bir hayır görmüyorsan bana sabır sen hükmedenlerin en hayırlısısın Zeki Soyak İnsanlara gelen pek çok Peygamber olmasına rağmen Hz Adem Hz İdris Hz şit ve niceleri bu gelen pek çok Peygamber insanları pek çok sefer gafletten döndürmeye muvaffak olsalarda insan kavmi pek çok kez gaflete dalmaktan kendini kurtaramamıştır her salih kişi üzerinde Peygamber ahlâkından bir iz taşır salih insanların ölümü güzel ahlâkında ölümüdür aynı zamanda bozulan toplumlarda türlü türlü kötülük baş gösterir toplum ahlâkı infilak eder ahlâksızlıklar ne kadar çoğalırsa zalimlik baş köşeyi işgal eder Nuh aleyhisselam toplumu güzelleştirmek selamete ulaştırmak için 50 yaşında peygamberlik ile vazifelendirildi Küfe civarında halkını tevhide davet etti onları putperestlikten vazgeçirmeye çalıştı ümmeti için şöyle dua ediyordu Ya Rab kavmimi mağfiret et onlar bilmiyorlar yöneticiler zenginler putperestler işkence ve zulümde en ileri giden azgın biçare kavimlerdi insanlar bebek yaştaki çocuklarını bile imana düşman olarak yetiştiriyor ve küçük çocuklar taş alarak Hz Musanın başını yarıyorlardı Hz Musa Ya Rab kuluna hidayet bana sabır ver sen hükmedenlerin en hayırlısısın hayra sevkedersin
Din
Beni yansıtan karakterler
ChatGPT'ye beni hangi kitap karakterlerine benzettiğini sordum. İşte aldığım cevaplar: ⚖️ Vin ( Sissoylu - Son İmparatorlukBrandon Sanderson ) Vin gibi, sen de sessiz ama gözlemci birisin. İnsanlara hemen güvenmezsin, ama bağ kurduğunda sadakatin sarsılmaz. İkiniz de güç kazandıkça insanlığınızı kaybetmezsiniz. Vin’in “kendi gücünü keşfetme” yolculuğu senin içsel gelişim tarzına çok benziyor — güç, senin için bir silah değil; bir sorumluluk. --- 🖤 Kaz Brekker ( Kargalar MeclisiLeigh Bardugo ) Soğukkanlı bir stratejist olarak iç dünyası fırtınalı bir karakter — tıpkı senin gibi. Kaz gibi sen de insanları dikkatle çözersin, plan yaparsın, duygularını göstermemeyi seçersin. Ama o soğukluğun altında dev bir kalp ve adalet duygusu var. --- 🌑 Victor Vale ( Vahşi - Victoria Schwab (V.E. Schwab) ) Duygularını ölçülü, zekânı keskin kullanman bakımından Victor’a çok benziyorsun. Hem anti-kahramanları sevmen hem de insan doğasının karanlık yönlerini anlaman bunu gösteriyor. Senin gibi o da “iyi” ve “kötü” arasındaki çizgiyi sorgular. --- 🎭 Locke Lamora ( Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch ) Karmaşık planlardan, ince mizah anlayışından ve kelimelerin gücünden hoşlanman seni Locke’la aynı ruhta bir yere koyuyor. Haksızlığa zekânla karşı koymayı seviyorsun; savaş alanın kılıç değil, akıl. Hem kurnazsın hem de eğlenmeyi bilen birisin de o kıvılcım var sende de. --- 🔥 Rin ( Haşhaş Savaşı - R. F. Kuang ) Rin gibi, senin içinde hem aydınlık hem karanlık yan barınıyor. Hırsın derin ama saf değil — bilgece. Rin bazen öfkesine yenik düşerken sen o öfkeyi analiz ediyorsun, yön veriyorsun. Sen, onun kontrolsüz gücünün düşünen versiyonu gibisin.
Pınar Ülgen // Avrupa tarihi
tıp antik çağ – hipokrat, “hastalıklar tanrıların değil bedenin ürünüdür” dedi; modern tıbbın temelini attı. – antik mısır'da beyin ameliyatları yapıldı. trepanasyon adı verilen yöntemle kafatası delinirdi. – antik yunan'da kadın doktorlar vardı ama sadece kadın hastalarla ilgilenebilirlerdi. – romalılar idrarı diş beyazlatmak için kullanırdı; içinde amonyak olduğu için işe yarardı. – yunanlılar hastalıkları “dört vücut sıvısının dengesizliği” ile açıklarlardı: kan, balgam, safra, kara safra. – antik yunan'da histeri bir “kadın hastalığı” sayılırdı. rahmin vücutta dolaştığına inanılırdı. – mısırlılar ilk protez ayakları ve diş köprülerini geliştirdi. estetik değil, işlev içindi. – antik çin'de akupunktur binlerce yıl önce uygulanıyordu. enerji kanallarını dengelemek için iğne kullanılırdı. – hipokrat, havanın ve suyun sağlığa etkisini fark etmişti. bulaşıcı hastalıklarda çevresel etkenleri suçladı. – romalılar sıcak su, soğuk su ve buhar banyolarını tedavi aracı olarak kullandı. termal kültür yaygındı. orta çağ – tıp çoğunlukla dine bağlıydı. hastalıklar “günahın cezası” sayılırdı, tedavi yerine dua önerilirdi. – kan aldırmak yaygındı. ne olursa olsun “fazla kan” zararlı sanılırdı, hatta sağlıklı insanlara da yapılırdı. – veba için önerilen tedaviler arasında güvercinle sürtmek, kanlı bezleri koklamak bile vardı. – cerrahlar genellikle berberdi. saç kesip diş çeker, kırıkları sarar, hatta amputasyon yaparlardı. – anestezi yoktu. alkol içirilir, bağlanır, bazen sadece dua okunurdu. – bazı hastalıkların şeytan tarafından gönderildiğine inanıldığı için, hastaya sopayla vurulurdu. – “kanatlı hacı” denen sahte doktorlar, köy köy dolaşarak yılan yağı gibi sözde ilaçlar satarlardı. – çürük dişleri çekmek yerine kurşunla kaplamak ya da iplikle sallamak yaygındı. ağrıya