“Nesnelin benim için benim sonlu hale gelmem yoluyla ilk kez ortaya çıkmasını, benin kendini ilk kez nesnelliğe özbilinç edimiyle açmasını, ben ve nesnenin birbirine pozitif ve negatif nicelikler gibi karşıt olmasını, nesneye izafe edilebilecek realitenin ancak bende iptal edilmiş realite olduğunu hesaba katmaksızın, dogmatik, benin sınırlanmışlığını tıpkı nesnenin sınırlanmışlığını açıklar gibi açıklar, yani o, sınırlanmışlığa dair bilgiyi değil, kendinde ve kendi için sınırlanmışlığı açıklar. Fakat ben olarak ben ancak kendisini böyle sezdiğinde sınırlanır, zira bir ben genel itibarıyla yalnızca, kendisi için neyse odur. Dogmatiğin açıklaması, sınırlı-olmanın açıklaması için yeterli olsa da, buradaki kendini sezmeyi açıklamak için yeterli değildir. Ben, ben olmayı bırakmaksızın, yani dışındaki bir sezen için değil, yalnızca kendisi için kısıtlanmalıdır. Fakat o halde uğruna ötekinin kısıtlanması gerektiği bu ben nedir? Şüphesiz kısıtlanmamış bendir, böylece ben sınırsız olmayı bırakmaksızın sınırla hale gelmelidir. Soru ise, bunun nasıl düşünüleceğidir.”
Bir kitap okuduğunda içine dalar. Sürekli okur; yürürken, metronun koridorlarında. Bunu, başka bir dünyaya girmeyi çok sever. Estelle bunun nedeninin ondaki kaçış ihtiyacı olduğunu söyler.