10/10
·208 syf.··
2026 3. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
Kitapla ilgili en sevdiğim şey etiketler üzerinde durmasıydı. Bu noktayı "Atomik Alışkanlıklar" kitabı da değinmişti ve kesinlikle çok hak vermiştim. Beyin her koşulda çelişkiyi sevmediğinden dolayı kendince tutunduğu bazı kurallar veya şemalar vardır. Biz insanlar gerek çevremizde olup bitenleri gerek kendimizi algılayışımızda belli başlı öğrenmelerimizle yorumlarız. Bu yorumlamalar ise genelde kişinin karakterine atıfta bulunur ve buna "temel atıf hatası" denir. İnsanlar, çevresindeki insanları yargılarken veya bir olay hakkında bir yorumda bulunurken ilk değindiği şey kişinin karakteri olur. Birisi geç kalıyorsa eğer trafikten değil o kişinin tembelliğine atıfta bulunur. Bu atıflar, çevremizi ve kendimizi yorumlayışımızı şekillendirir. Halbuki insan; bağlama, ortama, kişiye göre değişen bir varlıktır. Bazı insanların yanında a özelliğine sahipken, bazı insanların yanında özelliğine sahibizdir. Genel olarak çok ilgi bekleyen birisi değilken, belli başlı kişilere karşı çok ilgi beklerken buluruz kendimizi. Bu, aslında kendimize olan tanışıklığımızın yanlış olmasından kaynaklanmaz, tam tersi kendimizle daha tanışık oluruz. Birçok mekan, insan ve durum bizim yeni bir yönümüzü keşfetmemize olanak sağlar. Belki de yeni keşfettiğimiz o yön hiç yoktur içimizde, sonradan gelmiştir bize ama bir şekilde yenidir. İşte bundandır insanlar sürekli sınırlarınızı aşın, kendinizi aşın diyorlar. Her keşfettiğiniz yeni yer, keşfettiğiniz yeni insan ve keşfettiğiniz yeni olaylar bizi aslında bizimle daha çok yakınlaştırıyor. Ben şahsen nedense bir an önce kendimi tanıma olayını aşıp genç yetişkinlikten çıkmış olmak istiyorum ama sanırım yaşımız kaç olursa olsun zihni yeni deneyimlere açarsak kendi içimizde değişecek yeni şeyler, yeni özellikler ve yeni varyasyonların çıkacak. Beynimin
Pembe Fili DüşünmeZeynep Selvili · İnkılap Kitabevi · 202411,6bin okunma
Ortadirek (Dağın Öte Yüzü-1) Kitap İncelemesi
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Kitap Çukurovada pamuk zamanı zamanın geç fark edilmesiyle ve köylünün bir an önce gitmeye çalışmasıyla başlıyor. Muhtar daha önce gelen haberleri kasti olarak umursamamış kendi anlaştığı toprak sahibini beklemiştir. Köylü de bu yüzden geç kalır. Bu ailelerden biri ise Uzunca Alinin ailesidir. Köy en sonunda yola çıkmaya karar verir. Uzunca Ali de elinde baba yadigarı atıyla çocukları, eşi ve annesiyle beraber yola çıkar. Bu yolda Koca Halilin(Köylüye hasat zamanını haber veren kişi) ricasını kırmaz ve onu baba yadigarı atına bindirir. Bütün olaylar burada başlar. Annesi Koca Halili sevmediği için onla atışır. Bu atışma sonunda at ölür ve köylü onları yalnız bırakır. Daha sonrasında evladına küsmüş bir ana arayı bulmayan çalışan bir eş ve ailesi için her şeyi yapan bir adamın denklemi içerisinde kalıyoruz. Bu süreçte Ali kendini affettirmek için çok çabalasada başarısız oluyor. En sonunda kafası atıp o da annesine küsüyor. Bu sırada ailecek çukurovaya inmeye çalışıyorlar. Yine bu sıralarda Meryemcenin neden Koca Halilden nefret ettiğini aslında Koca Halilin yalancı kendi rahmetli eşinin masum olduğunu öğreniyoruz. Çok uzun kavgalı gergin ve yorucu geçen bir yolun sonunda çukurovaya varıyorlar. Ama bu olaylar yaşanırken köylü ve muhtar kendi aralarında atışıyor ve uzun süre çukura inmiyorlar. Muhtarın zorla verimsiz tarlaya götürmeye çalışması halkın canına tak ettiriyor. En sonunda zorla inmek zorunda kalıyorlar. Uzunca Ali ise çukura indiğinde hayal ettiğinin zıttında neredeyse ot bitmemiş bir tarlayla karşılaşıyor ve serinin ilk kitabı burada bitiyor. Kitap gerçekten o bölgenin ağzıyla yazılmış, dönemin siyasi konularına oldukça iyi değinen bir kitap. Tek sıkıntısı karakterler arasında oldukça hızlı geçiş yapılması. Bu durum okurken insanı zorlayabiliyor. Ben kitabı
Koray Göksu İle Kitap İncelemesi
OrtadirekYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20183,487 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tam Tadında Bir Soygun
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 20:37
İskender Pala’ya uzun süre mesafeli yaklaşmış bir okur olarak Soygun, benim için yalnızca sürükleyici bir roman değil; aynı zamanda yazara dair yerleşmiş önyargılarımın biraz daha dağıldığı bir okuma deneyimi oldu. Geçen yıl okuduğum Surname ile aralanan kapı, bu eserle birlikte daha da açıldı. Artık Pala’nın diğer metinlerine de daha bilinçli bir merakla yaklaşacağımı söyleyebilirim. Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, dilindeki sadelik ve akıcılık. İskender Pala’nın divan şiiri alanındaki uzmanlığı ve akademisyen kimliği düşünüldüğünde, daha ağır ve süslü bir anlatım beklenebilir. Oysa Soygun, yalınlığını basitliğe düşürmeden koruyan, okuru yormadan ilerleyen bir dile sahip. Bu da yazarın akademisyen kimliği ile romancı kimliğini birbirinden ayırabildiğini gösteriyor. Her yazar bunu başaramaz; kimi zaman bilgi birikimi metnin üzerine fazladan yük bindirir. Pala ise uzmanlığını sayfanın önüne taşımak yerine, anlatının arka planında incelikli bir zemin olarak tutmayı başarıyor. Roman, tek bir anlatıcının çizgisinde ilerlemek yerine, farklı karakterlerin bakış açılarıyla kuruluyor. Her bölümde başka bir sesin devreye girmesi, esere hem ritim hem de derinlik kazandırıyor. Soygun, yalnızca gerçekleşen bir olay olmaktan çıkıp karakterlerin geçmişleri, zaafları, korkuları ve beklentileriyle genişleyen bir insan hikâyesine dönüşüyor. Bu nedenle okur yalnızca olayın nasıl sonuçlanacağını değil, karakterlerin hangi iç gerekçelerle hareket ettiğini de merak ediyor. Akıcılık bakımından roman oldukça başarılı. İki gün gibi kısa bir sürede bitirdim; hatta bir saat içinde yaklaşık seksen sayfanın nasıl geçtiğini anlamadım. Bazı romanlar iyi fikirlerle başlar fakat gereksiz uzadıkça etkisini kaybeder. Soygun ise bu hataya düşmüyor; olay örgüsünü kararında taşıyor, merak
Edebiyat
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,405 okunma
7/10
·224 syf.··
2026 126. kitabı
Neva #okudumbitti Bu roman, içinden çıkıp günlük hayatına sızan, ara ara durdurup düşündüren bir yolculuk. Bir yandan çok insani bir kaybın ardından gelen yas ve yeniden ayağa kalkma hâlini çıplak ve sahici şekilde anlatıyor; diğer yandan bunu yaparken mitoloji, kadim öğretiler ve kozmik temalarla okuru farklı bir katmana taşıyor. “Ruhsal dönüşüm” temasını seven biriyseniz, burada sadece slogan gibi cümleler yok; karakterin adım adım açıldığı, direndiği, çözüldüğü ve yeniden kurulduğu bir süreç var. Neva karakteri de kolay sevdirilen bir “mükemmel kahraman” değil; tam tersine, hayata kontrolle tutunmuş, güçlü görünen ama içi paramparça bir insan. O yüzden yaptığı tercihleri, kaçışlarını, inatlarını ve nihayet kırıldığı yerleri okurken “tam burada ben de böyle olurdum” dediğim çok yer oldu. Özellikle yolculuk kısmı —mekânların atmosferi, karşılaştığı insanlar, ritüellerin/öğretilerin anlatımı— bana gerçek bir keşif hissi verdi. Bir anda mesele sadece bir kişinin iyileşmesi değil, daha büyük bir “hatırlama” fikrine dönüşüyor. Hakikati öğrenmek insanı özgürleştirir mi, yoksa yük mü bindirir? Neva’nın arayışı ilerledikçe bu sorunun cevabı da tek bir cümleye sığmayacak kadar derinleşiyor. Romanın bilim–mitoloji hattında yürürken bile duyguyu kaybetmemesi büyük iş; çünkü kaybın acısı, suçluluk, özlem ve umut çok canlı duruyor. Bazı bölümlerde “hadi bir ara vereyim” deyip veremedim; bazı yerlerde de tam tersine, altını çizmek için yavaşladım. Akıcı, sahne kurmayı bilen, duyguyu dramatize etmeden taşıyan bir anlatım. Üstelik “spiritüel kurgu”ya mesafeli okurların bile içine girebileceği kadar kapsayıcı bir dili var. Eğer siz de gizem, kadim sırlar, içsel dönüşüm ve “okurken kendime dönüyorum” hissini seviyorsanız, Neva tam sizlik
NevaHabibe Arıkan Ertürk · Feniks Kitap · 202615 okunma
Puan vermedi·464 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Gabriel García Márquez’in "Yüzyıllık Yalnızlık" eseri, sadece bir ailenin yedi nesillik hikayesi değil; insanın kaçmaya çalıştıkça yakalandığı o görünmez kader ağının en somut izdüşümüdür. Kitabı bitirdiğinizde hissettiğiniz o büyük "tamamlanmışlık" duygusu, aslında trajik bir kabullenişi de beraberinde getirir. Macondo’nun rüzgarla silinip gitmesi bir yok oluş değil, yedi nesil boyunca biriken o devasa ızdırabın nihayet noktalanmasıdır. Okuma süreci boyunca kendinizi tıpkı Ursula Iguarán gibi, evin bir köşesinde her şeye şahitlik ederken bulursunuz. Karakterlerin aynı isimlerin gölgesinde, babalarının hatalarını ve annelerinin yalnızlıklarını bir miras gibi devralışlarını izlemek; "bilmenin" o ağır yükünü omuzlarınıza bindirir. Bu noktada şahitlik etmek bir hafifleme değil, bir birikmedir. Ursula gibi her şeyi görür, olacakları sezer ama o durdurulamaz akışa müdahale edemezsiniz. Çünkü o tozlu sokaklarda ve loş odalarda "acaba" ile başlayan her aşk ve her isyan, aslında çoktan yazılmış bir parşömenin birer parçasıdır. Márquez’in bize öğrettiği en sarsıcı gerçek şudur: İnsan, doğduğu yerin ve ailesinin tozundan asla tam olarak kaçamaz. Bizim "kaçış" sandığımız her hamle, bizi aslında o köklere daha çok bağlar. Rebeca’nın duvarları kemiren o sömürgeci açlığı ya da Albay Aureliano’nun altın balıklara sığındığı o ruhsuz yalnızlığı, hepimizin kendi küçük Macondo’muzda yaşadığı o "sıkışmışlık" hissinin birer yansımasıdır. Son Aureliano parşömenleri okuyup kendi sonuyla yüzleştiğinde ve o meşhur domuz kuyruklu bebekle döngü tamamlandığında anlarız ki; tozlar süpürülmek için değil, kaderimizin bir parçası olarak bizimle kalmak içindir. Bu kitap, coğrafyanın ve geçmişin bir pranga değil, kaçınılmaz bir deri olduğunu; ve bu deriyi değiştirmenin imkansızlığını en rafine haliyle
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 16:00
Hz. Nuh ve 'tufan olayı ' , Hz. Hûd, Hz. Salih peygamberler ve şahit oldukları helaklar anlatılmış. Geldikleri dönemin ne kadar ahlaksız yaşandığını, akabindeki peygamberlerin kavimleri nasıl defalarca uyardığını anlatmış yazar. Sapkınlık içinde yaşayan kavimlerin sonu helak oluyor.( Ad,Semud) Yine çok şey öğreniyorum. " Hakk'a dönün insanlar, yakın büyük fırtına; Dünya bunca çılgını bindirir mi sırtına?"(60)
1000Kitap
Hz. Nuh AleyhisselamMustafa Necati Bursalı · Bahar Yayınları · 201988 okunma