Oysa herkes öldürür sevdiğini,
Kulak verin bu dediklerime,
Kimi bir bakışı ile yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözler ile…
Korkaklar öpücük ile öldürür...
Yürekliler kılıç darbeleriyle.
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimi yaşlıyken.
Şehvetli ellerle boğar kimi
Kimi altından ellerle
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur
Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever
Kimi satar; kimi de satın alır
Kimi gözyaşı döker öldürürken
Kimi kılı kıpırdamadan
Çünkü herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.
Peregrini hala aynı heyecanla bağırıyordu:
- Ya kinler, nefretler, boğuşmalar, didişmeler, vahşetler… Onları bir fenalık Allahının eseri olarak kabul etmek lazım değil mi?
- Hayır… Hepsi aynı nurun gölgesi, hepsi aynı ilahi ressamın kullandığı başka başka boyalar…
- O halde sen, Dede, ayrı ve bir ruha inanmıyorsun.
Dedi omuzlarını silkti:
- Kaynağına dönen damla, güneşe dönen ışık parçası ayrımıdır, değil midir?
Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek
Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
Yalanla kirli havada
Güçlükle soluk alarak
Savunmak gerçeği, çoğu kez
Yalnızlığını bilerek
Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak
Toplanıyor ölü arkadaşlar
Her biri bir yerden gelerek
Kiminin boynunda ilmeği
Kimi kanını silerek
Kucaklıyor beni Metin Altıok
"Aldırma" diyor gülerek
"Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak"
“ Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hali vardı. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hali, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hali sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına katılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez. İşte o aynı kendinden geçme hali, sürünün başında, ayışığının altında, kasların sonuna kadar zorlayarak, önünde hızla kaçan canlı yiyeceği kadin kurt çığlıkları içinde kovalayan Buck’ı da etkisine aldı. Benliğin derinliklerinin sesi, benliğinin kendinden de derin olan ve zamanın dölyatağına kadar giden parçasının sesiydi, haykırdığı. Onu etkisi altına alan şey, içinde sonuna kadar yükselen hayattı, varoluşun o büyük dalgasıydı; kendini kaptırdığı şey, tek tek her bir kasından, ekleminden ve sinirinden duyduğu mükemmel hazdı; hareket etmeyenin üzerinde, ölüm maddenin teninde kabına sığmayan bir sevinçle uçarak kendini hareket içinde ifade eden, parıldayan ve taşan ölüm karşıtıydı, ölüm olmayan her şey de onun efendisi.”