Benim yıkanan kadınım sadece bir serap olsa da... Gerçeğin asıl yüzü Façalı Surat olsa da... Bu serin gece ömrümün son gecesi olsa da... Bu şehirden nefret etmeyeceğim.
"Sokrates'in annesinin ebe olduğu söylenir. O da kendi yaptığı işi ebelik sanatıyla karşılaştırmıştı. Çocuğu doğuran ebe değildir ne de olsa. Ebe sadece doğum sırasında orada bulunur ve doğuma yardımcı olur. Sokrates de insanların doğru kavrayışı "doğurmasına" yardımcı olmayı görev bilmişti. Çünkü gerçek bilgi, kişinin kendi içinden gelmek zorundadır. Başkalarına aktarılabilecek bir şey değildir. Sadece insanın kendi içinden gelen bilgi gerçek "kavrayış"tır."
Çok roman okumuş biri değilimdir. Ancak hayatımda ilk defa bir kitabı okurken gözlerim kızarana kadar ağladım. Hikaye o kadar dolu, o kadar anlamlı ki, "artık ağlamak istiyorum" diyip kitabın sonunda bir güzel saldım kendimi. Ve rahatladım. Çünkü her sayfada bir şeyleri "düşündürttü" bana hayata dair. Ve ondan sonra bana artık "hissetmemek" için başka şans bırakmadı. Kitabın sıradan olmamasının sebebi burada yatıyor; bilinen üzücü, pembe dünyaların hayallerini anlatan cümlelere sahip bir hikaye değil, aksine bizzat hayatın gerçeği bunlar. her yönüyle, her sayfada bunu etkileyici bir şekilde anlattığını görebiliyorsunuz. dramatik kısımları uzatmaması, "hayat devam ediyor" düsturundan ödün vermemesi tam anlamıyla romana gerçekçilik katmış. çok gerçekçi çok. ve bu gerçekçilikle gelen his zaten sizi asıl etkileyen şey.
Akıcılık, kurgusal ilişkilendirme, hikayenin bütünlüğü, diyaloglar arası karakterin hissettikleri... muazzam.