Savaşın Kazançları ve Kazananları (!)
5/10
·136 syf.·
2026 11. kitabı
Brecht'in Epik Tiyatro anlayışının işlendiği bir örnektir. Y efektini oluşturmak için seyirciyi karakterin duygusal alanına sokmadan olay örgüsünü kurar ve şarkılarla bunu destekler. Mezhep savaşlarının yaşandığı 1600'ler Almanya'sında olanları konu alır. Üç çocuğunu da savaşa kurban vermesine rağmen dramatik tiyatroda olduğu gibi Ceserat Ana'nın duygu yoğunluğu görmeyip materyalist yanıyla yüzleşiriz.
Tiyatro
Cesaret Ana ve ÇocuklarıBertolt Brecht · Everest Yayınları · 2021773 okunma
8/10
·384 syf.··
2026 27. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 15:47
1986’da başlayıp 90’ların başına uzanan bu roman, iki eksende ilerleyen güçlü bir anlatı sunuyor: Bir yanda 19 yaşındaki Katharina ile kendisinden çok daha büyük Hans arasındaki ilişki, diğer yanda ise Berlin Duvarı’nın yıkılışı öncesi ve sonrası Almanya. Arka planda Doğu ve Batı Almanya arasındaki keskin ayrım; yaşam biçimleri, düşünce yapıları ve aynı ülke içinde iki ayrı dünyaya dönüşen hayatlar anlatılırken, ön planda giderek derinleşen ve sonra da kaçınılmaz biçimde kırılan bir ilişkiye tanık oluyoruz. Hans ne eşinden vazgeçebiliyor ne Katharina’dan. Katharina ise ne bu ilişkinin içinde kalabiliyor ne de tamamen çıkabiliyor. Tam da bu noktada ilişki, tıpkı ikiye bölünmüş bir ülke gibi kendi içinde parçalanıyor. Kitap boyunca sıkça anılan Bertolt Brecht ise bu hikâyeye ayrı bir katman ekliyor. Çünkü Brecht’in dünyasında da duygular kadar gerçeklik, aşk kadar güç ilişkileri vardır. Okur olarak biz de bu ilişkiye sadece hislerle değil, sorgulayarak bakmaya davet ediliriz. Ve tüm bunların merkezinde bir kavram duruyor: “kairos” — yani doğru an. Ama bu hikâyede doğru an ya hiç gelmiyor ya da geldiğinde fark edilemiyor. Belki de en çarpıcı olan şu: Bazı ilişkiler, tıpkı ülkeler gibi, kendi içinde bölünür. Ve bazen hayat, doğru anı kaçırdığımız anların toplamıdır.
Duygu/Düşünce
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,116 okunma
Reklam
Trol
Puan vermedi
Paslanmaz Kalem sayesinde tanıdığım ve müzik hakkında düşüncelerini sevdiğimiz yazarımız Doğu Yücel'in en son romanı olan Trol ismini ilk duyduğumuzda aklımıza başka türlü bir trol gelebilir ama bu trol internet trolü ama öyle siyasilerin propagandalarını yapan trol değil bu troller. Bu troller sanal ağın tanımadığı insanlara rahatça saldırabilme imkanı tanımasından dolayı sosyal medyada kendini yüceltmiş bir trol. Doğu Yücel , romanında bize son yıllarda internet ile beraber film,dizi,müzik,resim gibi alanlarda insanların yorum yapması için herhangi bir sıfata ve isme bile sahip olmasını gerektirmediği için bu eleştirilerin yer yer saldırı boyutuna ulaşması ve bunun da günümüzde bildiğimiz linç kültürünü nasıl oluşturduğunu bize Kaan Balaban isimli bir aktör üzerinden anlatır. Doğu Yücel romanındaki bölümlerin başlıklarını yazarken alman şair Bertolt Brecht'in ''Baal'' adlı oyunun sahnelenirken kullandığı adlar gibi isimler koymuştur ve zaten hikayede Kaan Baal'ı sahnede oynar .Bu oyunun orjinalinde ad için "Baal yemleniyor! Baal dans ediyor! Baal kendini kutsallaştırıyor!!!'' gibi isimler planlanmıştır ve kitaptaki bölümlerin adları bunları anımsatıyor.Tıpkı tıpkı ''Baal'' oyunundaki gibi Trol romanında onda olduğu gibi bir anti kahraman vardır ve kaderleri benzerdir. Kendisine romanını edebiyatta ve kendisi gibi fantastik , karamizah , polisiye yazmış yazarların aksine alışık olmadığımız bir anlatım türü olan ''sen anlatıcı'' ile romanı yazmıştır ve kendisine imza gününde bunu sorduğumda kendisinin Kaan Balaban'ın zaten insanın kendisiyle kolay içselleştireceği , benimseyeceği türden bir karakter olmadığı için böyle yaptığını veya artık uzun süredir yazdığını ve daha oyunbaz teknikler denemek isteyebileceğini tahmin etmiştim ve verdiği güzel cevaptan doğru tahmin
Edebiyat
TrolDoğu Yücel · Can Yayınları · 2026154 okunma
8/10
·362 syf.·
2026 18. kitabı
Beş Paralık Roman üzerine düşünmeye başladığımda, zihnimde ilk beliren şey kitabın adı oluyor. Ne gariptir ki, ben bu eseri her seferinde beş kuruşluk roman diye anmak istiyorum. Belki de bu yanlış gibi görünen ifade, eserin ruhuna daha da yakışıyor; çünkü anlatılan dünya gerçekten de insanın değerinin birkaç kuruşa indirgenebildiği bir düzeni gözler önüne seriyor. Okurken kendimi tuhaf bir çelişkinin içinde buldum. Bir yandan anlatımın sade ve akıcı yapısı beni içine çekti, diğer yandan ise anlatılanların sertliği içimde bir huzursuzluk yarattı. Bu roman, bana göre, yalnızca bir hikaye anlatmıyor, aynı zamanda toplumsal düzenin çarpıklıklarını ironik bir dille ifşa ediyor. Yazarın kullandığı bu ironi, metni daha da etkileyici kılıyor. Karakterlere baktığımda, onların klasik anlamda iyi ya da kötü olmadığını fark ettim. Her biri içinde bulunduğu sistemin bir yansıması gibi. Bu da beni şu düşünceye götürdü. Belki de sorun bireylerde değil, onları bu hale getiren düzende. Bu sorgulama hali, kitabı benim için daha derinlikli ve düşündürücü kıldı. Eser boyunca hissedilen o keskin eleştiri, zaman zaman beni rahatsız etse de, aslında tam da bu yüzden kıymetli geldi. Çünkü edebiyatın yalnızca hoş duygular uyandırmakla kalmayıp, insanı sarsma gücüne de sahip olduğuna inanıyorum. Bu roman da tam olarak bunu yaptı. Bitirdiğimde elimde kalan şey sadece bir hikaye değil, zihnime takılan sorular oldu. Belki ben hâlâ ona “beş kuruşluk roman” demeye devam edeceğim ama bu biraz da dünyanın ne kadar ucuzladığını kendime hatırlatmak için :D
Beş Paralık RomanBertolt Brecht · İletişim Yayınevi · 2013725 okunma
“Eyüb’ün kitabı“
4/10
·382 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 08:39
Tiksiniyorum artık yaşamaktan. Bırakın beni, Günlerim bomboş benim. Sevdiğin ve saydığın bir insan nedir ki? Her gün evine gidip her an deniyorsun onu. Günah mı işledim, ne yapayım, söyle ey insanlık koruyucusu? Niçin beni kendi amaçlarına hedef yapıyorsun, öyle ki ben kendime bile yük oldum. Ve niçin benim kötülüklerimi affetmiyorsun, günahlarımı hoş görmüyorsun? Çünkü şimdi toprağa gireceğim, ve sen beni yarın aradığında burada olmayacağım.
1000Kitap
Üç Kuruşluk RomanBertolt Brecht · Dorlion Yayınları · 2018725 okunma
Puan vermedi·176 syf.·
Beğendi
·
2026 26. kitabı
Alman yazar Bertolt Brecht, tiyatroyu eğlenceden çıkarıp sorgulama alanına taşıyan isimlerden biridir. Onun kaleminden okuduğum ilk eser olan Üç Kuruşluk Opera, Londra’nın sisli sokaklarında açlıkla ahlakın hesaplaşmasını sahneye taşıyor. Üç perdelik oyunda Sustalı Mackie'nin karanlık yönü ile Peachum’un çıkar düzeni, toplumun en çıplak gerçeğini açığa çıkarıyor: düzenin temeli para, ahlak ise ancak ekmekten sonra geliyor. Dilencilerin patronu, sokak haydutları, yozlaşmış polisler ve genelev kadınları arasında kurulan bu dünya, kapitalizmin maskesini düşürür. Brecht, seyirciyi duygusal bağdan kopararak “Bakın, düzen böyle işliyor” diyerek düşünmeye zorlar. Şarkılar, ironiler ve keskin diyaloglarla tiyatroyu bir yüzleşme sahnesine çevirir. Kitabın kapağını kapattığımda, Brecht’in bana gösterdiği şey yalnızca bir hikaye değildi. Ahlakın, adaletin ve düzenin çoğu zaman sahte bir görüntüden ibaret olduğunu; perde arkasında ise her şeyin paranın ve çıkarın etrafında döndüğünü gördüm. Brecht tiyatroyu bir aynaya dönüştürmüş, ben de o aynada toplumun gizli yüzünü seyrettim. Tıpkı Slavoj Zizek’in 'Sıfır Noktası' kitabında yakın tarihteki olayların ardındaki görünmez mekanizmaları açığa çıkarması gibi... Bu eser yalnızca bir oyun değil; toplumun kendi vicdanıyla yaptığı sert bir hesaplaşma. İşte bu yüzden, 1928’de sahnelendiğinde büyük ses getirmesi oldukça normal. Brecht’in kalemiyle tanışmam, tiyatronun toplumsal hafızayı diri tutan en güçlü alanlardan biri olduğunu bana yeniden hatırlattı.
Üç Kuruşluk OperaBertolt Brecht · Everest Yayınları · 2025179 okunma
Reklam
Reklam