HİKMET IV: "Beni üzmekten çekindiğinizi görüyorum. Kendinize bunu dert edinmeyin beyler. Ondan sonra neler olduğunu bilseniz, böyle telaşa kapılmazdınız."
Kitap Alıntısı
Hepsi eskide kaldı.
Eskiden kadına saygı diye bir şey vardı. Vaktiyle beyler, hanımların sıkışmadan binebilmesi için yol açardı. Çocuklar korunur, kollanırdı. Duraklarda sessizce kuyruğa girilirdi. Ne zaman geleceği pek belli olmayan otobüsler sa­bırla beklenir, adım adım ilerlenirdi.
Alıntı
Reklam
Romantizmi küçümseyen beyler, hanımlar, hangi gerçeğin temelinde bir hayal yatmaz ? Kişinin hayal gücü olmasaydı, neye muktedir olurdu ?
Bir ağıt gibi konuşuyorlardı. Türkmenin anlı şanlı günlerinde türküler, ağıtlar, destanlar vardı. Toylar, düğünler, gelenekler vardı. Ulu semahlar, mengi-ler vardı. Uç gün üç gece süren cemler vardı. Aşıklar, kavalcılar, destanılar vardı. Her evde masal söyleyen, ağıt yakan bir yalı Türkmen anası vardı. Kilim, halı dokuyanlar, keçe dövenler, k-lıç yapanlar, pirler, ocaklar vardı. Kök boya yapanlar, gümiy eyer, palan yapanlar... Ünü İrandan Turana, ünü Umurdan Şama ulaşmış ustalar vardı. Beyler vardı ki, ulu şanlı kartallara ben-zer. Bir ovaya inince velilerin, paşaların karşıcı çıktığın... Azala azala, tükene tükene gelmiş bitivermişti her şey. Söz daha önce bitmişti. Türkü, oyun, destan, ağıt, Nasrettin Hoca, Koca Yunus; semah, cem daha önce bitmişti. Kırk yıldır can çekişiyordu tekmil Türkmen mağrıptan maşrıka kadar. Her şey daha önce bitmişti.
Servetin, çalışmanın bulunduğu yerde içtimaî nizam kendiliğinden doğar. Eski Erzurum çok muntazam bir çerçeve içindeydi. En başta toprak sahipleri gelirdi. Eski devirlerde mahallî ve askerî idareye de iştirak eden, kale dizdarlığı, muhafızlık gibi vazifeler alan bu beyler, tıpkı Rumeli’de, Tuna’nın bizim tarafa düşen şehit anavatan parçası kısmında olduğu gibi, tam bir toprak aristokrasisi kurmuşlardı. Bütün gelenekte olduğu gibi kadınlar burada da son derece muhafazakâr idiler. Evlenmelerde akran, denk aramada onlar erkeklerden daha mutaassıptılar. Toprak sahiplerinin kızlarından alınan kadınlara “paşa” denir, esnaf zümresinden seçilenler, yahut dışardan alınanlar veya cariyeliklerden gelenler “hanım” olurdu. Bu evlenmeler bazen vilâyetin sınırları dışına çıkar, Gürcü beylerinin kızları Erzurum’a paşa olarak gelirlermiş.
Ankara, kısa bir müddet Alâeddin Keykubad’ın şehri oldu. Bu kabına sığmayan, fakat tahta geçer geçmez yaptığı işlerle saltanat hırsına hiç olmazsa devrin örfü içinde hak verdiren padişah, babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev İznik İmparatorluğu hudutlarında yaptığı muharebede şehit olur olmaz, ağabeysi ve gurbet arkadaşı İz-zeddin Keykâvus’un elinden tahtı almak için harekete geçer ve muharebeyi kaybedince Ankara kalesine kapanır. Şehir uzun müddet Şehzade’nin dâvasını tutar. Fakat zafer ümidi kalmayınca konuşmalar başlar, hayatına dokunulmamak şartıyla teslim olur. Uzayan muhasara esnasında İzzeddin’in karargâhında padişah ve maiyetindeki beyler için köşkler, evler yaptırılmıştı. Ayrıca İzzeddin Keykâvus şehrin dışında bir de medrese yaptırmışt
Reklam
Reklam