Daha büyük olmak isteyen hiçbir şey görmüyoruz bugün; hep betere, daha betere gidildiğini seziyoruz, daha cılıza, daha iyi huyluya, daha akıllıcaya, daha rahata, daha vasata, daha kayıtsıza, daha Çinliye, daha Hıristiyan’a - İnsan, kuşkusuz, sürekli “daha iyi” oluyor… Avrupa’nın kara yazgısı da burada işte - insana duyulan korku ile birlikte, ona olan sevgiyi, hürmeti, umudu, ve evet, ona olan istenci de yitirdik. İnsana bakmak yoruyor artık… insan yorgunuyuz.”
Bilim adamı, ya da bir bahçıvan gibi değil. Tüm bildiklerinizi bir yana bırakın ve önünüzde duran bu akılalmaz mucizeye arıtılmış zihninizle bakın. Daha önce bir eşini görmemişçesine, hiç adı yokmuş, hiç bir bilinen türe girmezmiş gibi bakın. Uyanık ama edilgen, algılara açık bir zihinle adlandırmadan, yargılamadan, karşılaştırmadan bakın. Ve ona bakarken gizemini içinize çekin, duyumun özünü, karşı kıyı bilgeliğinin kokusunu soluyun.
İnsanlar, olgular, sözcükler - hepsi Zihnin, Böylesiliğin, Boşluğun görünümleri. Buda’nın anlatmak istediği, bu öğretiler üzerine konuşulamayacağı, bu öğretilerle ancak tek vücut olunabileceği gerçeğidir.