• Senin sevmek var ya seni sevmek ❤
    Sanki bir şişe gökyüzü içmek gibiydi ..☁️




    (Ayşegül Aldinç /Seni Sevmek )🎶🎵
  • Sen anlamazsın benim ruh halimi,
    Sakın unutma Yener gecekondu sakini,
    Başlar doğar doğmaz hayat talimi,
    Sokakta yalın ayakken görmedin halimi.

    Ben sahibi kimsesiz olan yerdenim,
    Perdesiz cama gazete örtenlerdenim,
    Alınmadığım okulda yok öğretmenim,
    Giyilmiş eskilerden oluştu kıyafetim.

    Hemde onlarca sene dişi tırnağa tak,
    Kalorifer yok odun topla sobada yak,
    Hem kış hem yaz geçer burda kurak,
    Çocukken nerde mont üstüm örme kazak.

    Altımda bayramdan kalma ayakkabım,
    Ekmek arası domates ve de ayranım,
    Önümde gazoz kapakları oturuyom köşede,
    Adını yazıp attım hıdrellez’e şişede.

    İşte böyle canım benim galiba kayıp,
    Cennet için cehennemde şafak sayıp,
    Geçiyo günlerim ertesine ertelenik,
    Ruhumdan yüzüme donuk bi mimik.

    Rozeti alnımda depderin çizik,
    Kolumda olanı ise krizden kesik,
    Huzursuzluk besin açık büfe ikram,
    mutluluk bayramda 3 gün ikram.

    Oda öyle işte varla yok arası,
    Aile içi şiddetin öncesi sonrası,
    Gözümdeki pınarın kalmayan damlası,
    Gençliğimin kötü alışkanlığa başlaması.

    Üstüme su dök kanım ağırlamasin
    Gideyim artık ben başın ağrımasın,
    Çok hoşçakalasın mutluluk varsan,
    Seni çok arıyom eğer ki bulursam!!

    Yener
  • "her sabah daha cesur her sabah daha güçlü, günaydın"

    Ayan güne karşı, hala gözlerim ayılmamış. Saate bakıyorum. Acele et, acele.. ben hep geç kalıyorum. "Geç kalmak yok"bugün olmaz diyorum kendi kendime.Aceleyle kalkıyorum yataktan. Elime geçen ilk pantolonu giymiyorum bugün. Dün akşam hazırladım. İlk ve belki de son defa. Valizimin yanında. Giyinmem, yataktan kalkmamdan daha hızlı sürüyor. Hindistan cevizli kremimi sürüyorum, elimi cevizledim. Aslında sevmem ben hindistan cevizi, yemem de, ellerim seviyor
    Şıpıdık terliklerimle çıkıyorum evden.

    Yokuş aşağı inip sola döndüm mü duraktayım. Saate bakıyorum. Hala vaktim var. Sevindim. Kediyi gördüm yine, kedi biraz aç bugünlerde. Artık salam yemiyor, kediye yiyecek bir şey bulmalı. Yolda düşünecek bir şey daha buldum işte. " kedi ne yiyecek?"

    Durağa birkaç metre kala vazgeçiyorum otobüse otobüsle gitmekten. Suat abinin durağını arıyorum. Otobüsler mavi şapkalarını vazgeçti takmaktan diye, ben de sarı şapkalı arabaya biniyorum bugün. Çok bekletmiyor Suat abi beni. Yolda konuşmuyoruz. Annemi soruyor bir tek, iyi diyorum. Oysa annem hala horluyor. Şansım var, hiç ışığa takılmıyoruz. Otogarın önüne geldiğimizde fark ediyorum. Suat abi açmamış taksimetreyi. "Abi olmuyor böyle" diyorum, gülümsüyor iyi yolculuklar diliyor. İnerken bir dahakine açmasını söylüyorum, tamam diyor. Açmayacak biliyorum.

    Herkeste bir telaş. Otogarda hep, herkes koşuyor. Ilk defa otogara gittiğim akşamı hatırlıyorum. Amcam askere gidecekti, otobüs gece onikide, ben henüz oniki yaşında bile değilim. Eve dönerken uyudum arabada, belki rüyamda otobüs gördüm, hatırlamıyorum, mutluydum. Bugün de mutluyum. Bilmem kaçıncı gelişim, her seferinde o günkü gibi mutluyum.

    Hayat otogarlarda yaşanıyor. "En iyi gezen mi bilir okuyan mı ?" sorusunun iki cevabı var: bir) şoför iki) muavin. Önceden üç cevap vardı. Kazım gibi otobüsler kalmadı piyasada, yenileri de robottan
    farksız. Onları cevaptan saymıyorum artık. Koridorları dar değil bir kere, geniş koridorlu şehiler arası otobüs mu olur hiç! Belediye otobüsü müsün sen? Ayakta yolcu mu alacaksın. Vazgeçiyorum sitem etmekten. "Değişti bir kere her şey otobüsler nasıl aynı kalsınlar, nasıl direnselerdi bu düzene" diyorum. Sisteme küfrediyor, otobüslere ve bize üzülüyorum. Neyse ki hala ağlayan bebekler var otobüste. Onlarda olmasa yaşayamayacağız, o eski otobüs şeysisini. Neydi ya adı? Ha tamam hatırladım ambiyansını. Doğru hatırlandığımdan emin olamazken, perona doğru ilerliyorum.

    Muavin alıyor elimden valizimi, "gırılacak bi şey varsa üst darafa goyyum" diyor. Yok diyorum. Kimse muavin gibi "anadoluca" konuşmuyor. Simdiki otobüsler 2+1. Bu otobüs tam yenilmemis sisteme. 2+2..32'inci koltuğa oturuyorum. Yanıma gelecek kişiyi hayal ediyorum. Şansım varsa, ki kırmızı ışığa takılmadığım her günümü şanslı sayarım, yanıma birlikte şarkı dinleyebileceğim biri oturur.

    Otobüsün kalkmasına 5 dakka kala, 12 koltuk boş. Yanıma gelen biri var, umutluyum, 25'li yaşlarda, yuvarlak gözlüklü. "Merhaba"diyorum. Ben de hep gözlüklü olmak istemiştim, diyorum. Doktorun sadece damla yazdığından yakınıyorum, biraz şaşkın fakat rahatsız değil.Sohbet ediyoruz, bir saat kadar, yolda inecekmis. Aksaray'da. Orda birkaç gün kalıp Çorum'a gidecekmis.Çorum deyince leblebi tozunun boğazıma yapışması geliyor aklıma. Bir kere boğazıma yapıştığı için neredeyse boğulacağımı anlatıyorum, gülüyor. Susuyoruz sonra. Işte şimdi tam zamanı. Kulaklığımı uzatıyorum. Sanki hep bu anı bekliyormuş gibi,hemen alıyor . Rastgele bir yerinde durduruyorum müzik listemin, Aksaray'a kadar çok şarkı paylaşıyoruz. Çok çocuk oluyoruz. Muavin anons yapıyor;

    " Aksaray Yediveren dinlenme tesisi, yirmibeş dakka mola "
    Memnun oluyorum tanıştığımıza, ben de derken gülümsüyor, çok güzel gülümsüyor :"). Kedi tavuk yer " diyor. Sarılıyorum.

    Yirmibeş dakka çabuk bitiyor. İki önümdeki koltuğa üç yaşında bir çocuk ve annesi oturuyor. Ağla çocuğum otobüste olduğumu biliyim diyorum. İki ön koltuğa ses geç gidiyor, çocuk bi saat sonra ağlamaya başlıyor. Ohh diyorum, sonunda. Hissediyorum.

    Ağlamayı dinliyorum, başımı cama yasladım. Yan koltuğum boş. Ağaçsız bir yoldan geçiyor otobüs. Sana geliyorum. Çocuk ayısına sarılıyor, sustu, susacak. Muavin geliyor, "kahve mi çay mı? " ikisi bir arada diyorum. Kek almıyorum. İkisi bir arada içerken ikimizi bir arada düşünüyorum. Çok güzeliz.

    Otobüs hiç durmadan gidiyor. Bir dahaki mola üç saat sonra diyor muavin. Sana yedi saat var, şansım varsa ki az önce şahit oldum olduğuna, bir dahaki molada şiir okuycak biri oturur yanıma yada çantasında yaprak sarması olan teyze. Yaprakla şiir arasında kalıyorum.

    Otobüs ağaçsız yollardan gitmeye devam ediyor. Çocuk ayısına sarılmış, gülüyor, ayıyla konuşuyor. Sana geliyorum. Otobüsü ve seni çok seviyorum..
  • Yazar: Hatciş
    Hikaye Adı : Yok
    Link: #31676067
    Müzik Parçası : Yılmaz Peşrev

    Yeni Türkü-Yılmaz Peşrev
    https://youtu.be/gcHZa8zMOhA
    "Uff, kapıyı kilitlemeyi unuttum. Ah sen, aklımı alıyorsun başımdan!.."

    Bir yandan söylene söylene, bir yandan yüreği ağzında koşarak indi merdivenlerden... Ona bir sürprizi olduğu için, ondan on on beş dakika önce buluşacakları parkta olması gerekiyor.

    "Taksii..."
    -Hoşgeldiniz, neresi?
    "Sahildeki park..."

    Yağmur bastırmazsa iyi, şemsiye almayı unuttu yanına, -şimdiden düşüyor bak arabanın camlarına- ben de her şeyi söyleyemem ya kendine, kendi düşünsün, diyeceğim de ondan başka düşündüğü mü var, laf bendeki de!..

    "Teşekkür ederim, buyurun.."
    -Allah bereket versin abla.

    Bugün de maşallah ağzı kulaklarında, taksici bile şaşırdı baksana bu hal-i tavrına. Eh olsun o kadar kaç yıldır ilk kez böyle mutlu, böyle kendinde... Yıllardır o pencereden ayrıldığı mı vardı. Gece gündüz gözlerini ayırmadan baktığı yeter biraz da gezsin dolaşsın...
    Sahi kaç yıl, geçti aradan? Kendinden gittiği günden beri bir gülücük yeşermedi yanağından. Gittiği diyorum da hiç bir zaman inandıramadım onun gittiğine, tek gün ayrılmadı o pencereden;

    "Gitmedi, gelecek birazdan..."

    Kaşla göz arası bak şunun yaptığına sen, parktaki çocuklara balon veriyor, onlarda nasıl mutlu... Birazdan hepsi kocaman şişmiş olacak, acele etmesi gerek vakti az. Ah, bak iki çocuk daha koşarak geliyor yanına, onlara da ver iki balon...
    Yok yok bu çocuklar gibi olmak var hayatta, yağmur yağacak diyorum, korkusuzca kahkaha atıyorlar, tüm benlikleriyle birlikteler...

    "En büyük balon seninki olsun, hadi biraz daha şişir onu."

    PATT...

    "Hahaha patladı..."
    - Hahaha yenisini verir misin abla?..
    "Al bakalım bak bu daha güzel..."

    ...

    Bak geliyor işte, yağmurla birlikte hem de ama neyse ki şemsiyesi var onun. Yüzlerinden okunuyor ikisinin de mutluluğu. Şundaki hınzırlığa bak yerinde duramıyor kendine yaklaştıkça o.
    Ahh gençlik..
    Çocuklar da koşuşmaya başladılar. Islanacaklar, anneleri bi güzel azarlayacak onları zorla banyoya girdirecek.

    "Çocuklarrr çokk teşekkür ederimmm"

    Duyanlar arkasını dönüp el sallıyor... Sonra ha gayret koşmaya devam...

    İnsan özlüyor şu koşan çocukları gördükçe, çocukluğunu, şu aşıkları gördükçe gençliğini...
    Özlenmeyecek gibi de değil hani.
    Bak oğlan da bizimkine sürpriz yapmış, elinde bir koca demet kırmızı gül... Unutmamış, o da az hınzır değil, çok sever gülleri bizimki. Eskiden de, hani gitmeden önce canım, her gün bir tane getirir, koyardı kapının önüne. Bu demette gittiği günler için zahir!..

    "Seni çok özledim, herkes senin gittiğini bir daha geri dönmeyeceğini söyledi ama ben hiç inanmadım onlara biliyordum geri döneceğini... Çok seviyorum seni...
    Bak bulutlar sevinç gözyaşlarını gelişin şerefine döküyor. Açma sakın şemsiyeni, sırılsıklam olmak istiyorum seninle. Saatlerce kollarım boynunda kalsın, kalbinin sesini dinlemek istiyorum... Dizine yatırır mısın beni, saçlarıma papatya taktığın günler hatrıma geldi de yine takar mısın? Gelincikler toplayıp tırnaklarıma yapıştırırdın oje olsun diye, o günden sonra hiçbir şey sürmedim tırnaklarıma bak. Yine yapar mısın? Şu parkı boydan boya koşmaya var mısın?"

    - ...

    Şarkı bitti!..
  • bir kaldırımda sızmışım bi arkadaş gördü demin
    laf arası seni sordu, senin için öldü dedim..
    üzülüp giderken bir anda usulca döndü geri..
    seni onla gördüğünü söyledi.. oraya gömdü beni..
  • 272 syf.
    ·6 günde·10/10
    Bilenler bilir, bu bir kitap incelemesi değil aslında, bir dizinin yeni bölümünün incelemesidir.

    Öyle ki izleyen herkesin hayatına öyle bir dokunmuştur ki hepimiz Mecnun, Leyla, İsmail Abi, Baba İskender, Hırsız Yaviz veya Erdal Bağğal gibi hissetmiştir kendini.
    “Zaman döngüseldir.” dedi Ak sakallı.
    “Bir hayat en fazla kaç kere yaşanabilir ki?” diye sordu Leyla. “Üç” diye cevapladı Mecnun. Ve başladı kendi çölünde kaybolanların hikayesi...
    Bende çölümde kaybolmak üzereyken buldum Leyla İle Mecnun’u öyle bir benimsemişim ki şöyle dönüp baktığımda geriye ondan pek çok iz var hayatımda.

    Bazen uyusam, uyansam Mecnun olsam diye hayıflanmıyor değilim. Ak sakallı Dede girse rüyama dese ki;
    “Sen aşık olmuşsun evlat!”
    “Aşık mı olmuşum?”
    “Evet.”
    “O niye öyle oldu ki acaba?” diye başlasa hikayem.
    İskender Babam yaptığım onca haytalıklara rağmen hem baba hem anne olsa bütün yalnızlığını unutup.

    Şimbilli Erdal Bağğal, tuzluk filan ama idare eder sonuçta biraz cimri biraz da patavatsız da olabilir ama sonuçta baba yarısıdır, bir mahallenin atan kalbidir Bakkal.

    Yavuz Abi, önümde engel olan bütün kapıları açan adam. Öyle hırsız dediğime bakmayın en baba edebiyatçıya taş çıkarır. Kitap okur ve çok güzel şiir seslendirir mesela.

    Ve Leyla, aynaya bakınca gördüğüm kadın onun için herşeyi yapabilirim. Yaptımda uzaya çıktım gezegenler arası savaşlar kazandım. Ay’a çıktım. Dünyada Arabesk müzik isyanı başlatıp kazandım.

    Ve gelmeyeni beklemek, umudun timsali İsmail Abim.
    “Mecnun!”
    “Hooop!”
    “N’aptın?”
    “Neyi n’aptın?”
    “Su faturasını yatırdın mı diye sormuyorum. Yenge ile n’aptın?”
    “Aynı. Sen n’aptın?”
    “Napim Mecnun midemi yıkattım.”
    “Nasıl?”
    “Midemi yıkattım.”
    “Ne oldu da.”
    “Öyle bi’ iç dış temizleteyim dedim. O kadan iyi geldi ki mis gibi oldu.”
    Ah be İsmail Abim temiz düşüncelerin ruh bulmuş halisin. O gemi gelecek.

    Reklam Arası: Çay Erdal Bakkal’da içilir. Erdal Bakkal.

    Bu efsaneyi yaratan Burak Aksak diyor ki; “Kavuşamayan aşıklar çölde ararlar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar. 2+1 kombili.”

    Öyledir ya hayat kavuşmadıkça herşey lezzetlidir. Elde edilince bütün lezzeti acı da eritilir.

    Keşke bitmeseydi dediğimiz bir dizinin 105. bölümünü okudum ve yine bitti.

    “Belki başka bi’ zaman, başka bi’ yerde. Sonuçta yarım kalan her şey tamamlanmaya muhtaçtır.”