İnsanlar yükseklik korkusundan bahsediyorlar ama işin aslı uçurumlar konusundaki gerginlik, düşme korkusundan değil mantıksız bir atlama hevesinden geliyor… Asıl korktuğu şey atlama dürtüsüne yenik düşmek. Fransızların bu sinir bozucu his için kullandıkları bir isim var: L’apple du bide, “ boşluğun çağrısı”. Belki de tehlikenin bize ne kadar yakın olduğunu hatırlatmak için aklın oynadığı korkunç bir oyun bu. Hepsinden önemlisi insanın kendine güvenememesinin getirdiği sinir bozucu, titrek bir duygu yaratıyor. Ve bu yüzden duygularımızın yarattıkları mantıksız dürtülerle bizi yanlış şeylere sürükleyebileceklerinden korkuyoruz.
(Ben size durmaksızın "Yoldan çıkın, uykudan uyanın" diyorum. Siz beni bir meczup sanıyor, acıyarak bakıyor ve yola devam ediyorsunuz.)
Hadi yoldan çıktık diyelim.
Nereye gideceğiz?
Harama batmamış bir belde mi var?
Umutsuzluk bize yakışmaz. Eğer yoksa böyle bir belde, bide düşen onu "inşa" etmektir.
Yeter ki "Uzun yola çıkmaya" niyet edin. "Niyet" mühim. İrade-i cüz'iyenin ta kendisi. Bu sebeble "Ameller niyetlere göredir" buyrulmuş. Bu niyetin kuvveden fiile çıkması Cenab-ı Hakk'a kalmıştır.
Bize düşen Besmele'yi çekip ilk adımı atmak.
Bana öyle geliyor ki zamanın insanlara yıllardan ve kederdn başka pek bir şey kazandırdığı çok yaygın bir yanılgı. Bide hafıza evet hafıza o olmazsa zamanın bize karşı bir silahı olmazdı.
Bi serenguştê ‘eqîqî bide şehkasê rehîq
Abê heywan tu nihin navê ji Kewser meke behs
Akik gibi parmaklarında saf şarap dolu kadehi sun bize
Abıhayat ne ki bunun yanında, Kevser’den de söz etme artık