UFO / UAP - 2026 itibarıyla durum ne? Bilim, ihbarcılar, şüpheli ölümler ve tam ifşa bekleyişi Konu yıllardır aynı döngüde: Gökyüzünde gördüğümüz garip şeyler uzaylı aracı mı, gizli askeri teknoloji mi, yoksa balon, drone, kuş ve optik yanılsama karışımı mı? Eskiden “UFO” (Unidentified Flying Object - Tanımlanamayan Uçan Nesne) derdik. Şimdi resmi kurumlar daha geniş ve tarafsız bir terim kullanıyor: UAP (Unidentified Anomalous Phenomena - Tanımlanamayan Anormal Fenomenler). Bu değişim, konuyu sadece “uçan cisim”den çıkarıp deniz, uzay veya başka anormal olayları da kapsayacak şekilde genişletmek için yapıldı. Resmi ABD Tarafı ve AARO Raporları ABD’de çalışmalar 1947’deki Project Blue Book ile başladı. Binlerce vaka incelendi, büyük çoğunluğu sıradan olaylarla (balon, uçak, Venüs gezegeni vb.) açıklandı. 2007-2012 arasında gizli AATIP programı (Luis Elizondo’nun bağlantılı olduğu) Donanma pilotlarının çektiği ünlü Tic Tac, Gimbal ve GoFast videolarını ortaya çıkardı. 2022’den beri Savunma Bakanlığı’nın resmi ofisi AARO (All-domain Anomaly Resolution Office - Tüm Alan Anomali Çözüm Ofisi) çalışıyor. AARO’nun 2024 ve 2025 raporları çok net: — İncelenen yüzlerce vakadan çoğu drone, balon, kuş, astronomik olay veya sensör hatası çıktı. —Dünya dışı (extraterrestrial) teknoloji veya “insan dışı” araçlara dair somut kanıt yok. —İddia edilen enkaz toplama ve tersine mühendislik programları ya hiç yok ya da yanlış yorumlanmış normal savunma projeleri. —Bazı “uzaylı parça” diye sunulan metaller laboratuvarda incelendi ve sıradan Dünya alaşımı olduğu ortaya çıktı. David Grusch ve Diğer İhbarcılar (Whistleblower’lar) 2023 Temmuz’daki Kongre duruşması büyük ses getirdi. Eski istihbarat yetkilisi David Grusch, hükümetin onlarca yıldır UAP enkazlarını topladığını ve “insan dışı
Okul Saldırıları ve Toplumsal Çöküş / 2
Herkes hemen “şiddet dizileri yasaklansın, oyunlar kaldırılsın” diyor. Tamam, yasakla bakalım. Kurtlar Vadisi’ni, Çukur’u, Eşkıya’yı, Godfather’ı, yeraltı dizilerini, PUBG’yi, ne kadar şiddet varsa hepsini yasakla. Pokemon’u bile suçla bazıları. Sonra? Şahıs sosyal medyadan özenir, YouTube’dan özenir, yabancı içerikten özenir… Yasakların sonu yok. Sorun biter mi? Hayır.Ben kendi hayatımdan biliyorum: Çocukluğumda 399 bölüm Kurtlar Vadisi + sineması, Eşkıya, Çukur, mafya filmleri… hepsini izledim. Şiddet sahneleri bolca vardı. Neden ben özenmedim? Neden gidip bir öğretmene veya arkadaşıma zarar vermedim, mafyacılık oynamadım? Çünkü evde başka bir iklim vardı. “En büyük kabadayılık beyefendiliktir” diye büyütüldüm. Kitap okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sevdim. Annem babam nezaketi, vicdanı, saygıyı aşıladı. Eğitim seviyesi yüksek bir ortamda büyüdüm. Cahillikle, şiddetle yoğrulmadım.Ama ya o şahıslar? Evin içinde neler yaşadılar? Belki baba annesine şiddet uyguluyordu, şahıs bunu “normal” sandı. Belki yalnızlık, mobbing, bastırılmış öfke… Ruh haline bakmadan “dizi izledi, oyun oynadı” diye geçiştiremeyiz. Evet, şiddet içeren her içerikte sorun var, yadsınamaz. Ama eğitimli, irfanlı bir toplumda o diziler reyting alamaz, çekilmez bile. Halk “bu ne saçmalık” der, izlemez. Bunları yaşadı diye tabii ki yaptıkları doğru değil, Bu bir insanlık suçu. O şahıs bu suçu işledi, tartışmasız.Ama inanın, anne ve babası da en az onun kadar suçlu.Topluma böyle bir birey yetiştirmek aslında çok kolay. Asıl zor olan, temiz ahlaklı, vicdanlı, aklı başında ve sorumluluk sahibi bir insan yetiştirebilmek. Bu anne-baba bunu başarabilmiş mi? Hayır.Peki o çocuk o evde nasıl büyüdü? Hiç mi kendini sorgulamadı, hiç mi akıl yürütmedi? Anne-babası onu geliştirmek için hiçbir çaba sarf etmedi mi?
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Az bile...
Şöyle garip bir istatistik var. Burada, televizyon ekranında, sanat yaparken, kitap satımı falan neredeyse sekmeden bunu doğruluyor. Burası özelinde takipçi sayısı ile kaliteli içerik ters orantılı gibi geliyor bana. Mesela Hadise Neşet Ertaş'tan daha çok konuşuluyor. Bilim programları müstehcen sahneleri olan diziler kadar tutmuyor. Çok kaliteli bir kitap Şeyma Subaşı'nın pizzası kadar konuşulmuyor. Herkes aynı şeyden dem vurup, zıttını icra ediyor. Hasılı iflah olmayız gibi duruyor.
Düşünce
Başarısızlığın Olmadığı Okul Aşırı ödev zeki, yaratıcı öğrencileri cezalandırmaktır, çünkü bunları doğru yapmak için çabalarken, müzik, dans, tiyatro, bilim ve el sanatları gibi uğraşlar için zamanları kalmayacaktır. Şehir dışındaki birçok okuldaki öğrenciler, bu aktivitelerle okul dışında fazlasıyla uğraşmak zorundadır, çünkü zaman zaman müsamere olarak adlandırdıkları programları okulun kendisi azaltmıştır. Zayıf öğrenci ödevini yapmaz, ancak başarısızlığa yönelik olduğundan genellikle yaratıcı aktivitelerle çok az ilgilenir. Ödevden kaçması tamamen kayıptır. Yaratıcı aktivitelerle ilgilenen parlak öğrencinin bunlarla uğraşmak için zamanı yoktur.
Kitap Alıntısı
ŞERİAT KÂİNATIN HER BİR YERİNDE...
Esra Erol Şeriatın Türkiye'de olmadığı konusunda haklıdır. Zaten kendi programları da beyânının en sağlam delilidir. O yapımlarda afişe edilen sapmalar, sapkınlıklar, günâhlar esasında "Bu ülkede şeriat yok!" demenin başka bir lisânıdır, remzidir. Ancak, 28 Şubat'ta hepten arsızlaşan, esasındaysa "Laik Cumhuriyet"in başından beri söylenegelen, "Şeriat kötüdür! Gâvurluk iyidir!" herzesinin sınanmaya muhtaç yanları vardır. Hem de, sadece Esra Erol'dan işitilen yüzeyden değil, daha daha derinlerden. Batı'nın yükselişini hep "hayırlı görmeye" eğitildik. Bunu bize öğrettiler. Hattâ "başka türlü düşünemez şekilde" bellettiler. Amma, geçen zaman içinde, bakışım epeyce değişti. Elbette gözlerimi açmamda mürşidimin "mimsiz medeniyet" dersleri çok etkili oldu. Lâkin, ondan da ötede, bizzat Batılı düşünürlerin artık Batı'yı eleştirdiklerini gördüm ben. Üstelik tenkidlerinin teması sadece "felsefe" veya "ahlâk" değildi. Evet. Tekniğini de eleştiriyorlardı. Ve diyorlardı ki: "Batı geliştirdiği teknolojilerle aslında küremizin yaşam ömrünü azalttı." Neden böyle olsundu peki? "Çünkü eskiden "daha az" veya "daha zamanlı" veyahut "daha doğal" olan şeyler kapitalizmin elinde çoğaldı, hızlandı, sentetikleşti. Halık Teâlâ'nın küremize kurduğu sistem insaniyetin bu ifratını kaldıramadı. Kaldıramıyor. S.O.S. veriyor. Yardım çığlıkları atıyor. Medet istiyor. Böyle yaptığını en çok, artık sıklıkla konuşmaya başladığımız, küresel felâket senaryolarından, çevre kirliliğinden, iklim değişikliğinden vs. biliyoruz. Arzımız bizden zehirleniyor! Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de, İşaratü'l - İ'caz'ında, meleklerin insanın hilkatine itirazıyla ilgili âyetleri tefsir ederken benzer bir şeye dikkat çekiyor gibidir: **"Sual: Mesafe pek kısa olduğu halde, ikinci "fîhâ"nin zikrine ne ihtiyaç vardır?
Şeriatı Bilmeyenler!
Türkiye’de Öğretmen Olmak: Öğretmen Yetiştirme ve İstihdam Sürecinin Akademik Bir Değerlendirmesi Özet Öğretmenlik, eğitim sisteminin işleyişini doğrudan etkileyen ve bireyin çok yönlü gelişiminde belirleyici olan bir meslek alanıdır. Türkiye’de öğretmenliğe erişim süreci, yükseköğretim temelli mesleki eğitim, merkezi sınavlar ve yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılandırılmaktadır. Ancak öğretmen yetiştirme politikaları ile istihdam olanakları arasındaki uyumsuzluk, öğretmen adayları açısından önemli sorunlar doğurmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’de öğretmen olma süreci ele alınmış; öğretmenliğin eğitsel ve toplumsal işlevi ile mesleğin güncel sorunları literatür temelinde analitik bir yaklaşımla incelenmiştir. Çalışmanın, öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarına yönelik akademik değerlendirmelere katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: öğretmenlik, öğretmen eğitimi, öğretmen istihdamı, KPSS, eğitim politikaları --- Giriş Eğitim, bireyin toplumsal yapıya uyum sağlamasında ve yaşam boyu öğrenme becerileri kazanmasında temel bir rol üstlenmektedir. Bu sürecin niteliğini belirleyen en önemli unsur, eğitim-öğretim faaliyetlerini doğrudan yürüten öğretmenlerdir. Öğretmenler, yalnızca akademik bilgi sunan bireyler değil; aynı zamanda öğrencilerin düşünme becerilerini geliştiren, değer aktarımı sağlayan ve öğrenme sürecini yapılandıran uzmanlardır. Türkiye’de öğretmenlik mesleği, tarihsel süreçte toplumsal kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak kabul edilmiş; ancak son yıllarda öğretmen yetiştirme ve istihdam politikaları bağlamında eleştirel tartışmaların odağı hâline gelmiştir. --- Türkiye’de Öğretmenliğe Geçiş Süreci Türkiye’de öğretmenlik mesleğine geçiş, yükseköğretim kurumlarında alınan alan eğitimi ve pedagojik yeterliliklerle mümkün