SÖ: Özgürlük dediğimiz kavramın kesin bir tanımının olmadığını, oldukça izafi olduğunu ve birçok ön şarta bağlı olduğunu görüyoruz. Mutlak bir özgürlükten söz edemeyiz. "Her istediğimi yaparım." diyemezsiniz çünkü fiziksel şartlar, çevreniz, bilginiz ve yetenekleriniz buna müsaade etmez. Hatta bazen insan bir şey istemez bile; bilmediğiniz bir şeyi arzulamazsınız. Örneğin, Çin'i bilmeyen biri, Çin'e gitmeyi istemez. Eğer içinde bir arzu yoksa, Çin'e gitmek yasak olsa bile bu, onun için bir özgürlük kısıtlaması sayılmaz. Burada arzunun, iradenin ve yapabilme gücünün çok önemli olduğunu görüyoruz. Peki, sınırsız özgürlük mümkün mü? Sonuçta biz hayatı tek başımıza yaşamıyoruz. Hatta tek başına yaşayan insan bile doğayla iç içe yaşar, boşlukta var olamaz. Tabiatın da bir düzeni, bir döngüsü vardır. Eğer bu döngüyü bozarsanız, tabiat size bir şey vermez ve hayatınızı devam ettiremezsiniz. Basit bir örnekle düşünelim: Sadece bir insan ve doğa var diyelim. Bu ütopik bir faraziye olsa da bilimde önce ideal örnekler ele alınır, sonra gerçekliğe yaklaşılır.
Sayfa 58·Kitabı okudu
ne deha, ne sefkat ve belagat
(1. Kisim) Bu deneye başlamadan önce, hayatın içinde sorgulamadan sürüklendiğim zamanlarda hayatımı *olaylarla* ölçerdim. Genelde "iyi vakit geçirmek" olarak görülen şeye kavuştuğumda mutlu olduğumu *zannederdim*. Ama her günkü mutluluğun hesabını tutmaya başladığımda, kendine özel bir niteliği olan bazı anların farkına vardım, bu nitelik ****etrafımda olup bitenden tümüyle bağımsızdı**** zira bazen en önemsiz durumlarda ortaya çıkıyordu. Bu anların özel olmasının sebebi, "güzel vakit geçirmek"ten anladığım şeyin çok ötesinde bir mutluluk hissi vermesi ve gündelik kayıtlarımdaki diğer bütün kaygıları gölgede bırakmasıydı. Bu anların tesadüfen bir kenara çekilip kendi deneyimime ***geniş bir odakla baktığım, hiçbir şey istemediğim ve her şeye hazır olduğum*** zamanlarda ortaya çıktığı sonucuna vardım zamanla. Çalışmalarımın geri kalanı bu bakma becerisinin neye bağlı olduğunu ortaya çıkarma teşebbüsüne dönüştü. Sadece farklı şeylerden keyif aldığımı değil farklı şeyler istediğimi de fark ettim. Körlemesine yaşadığım zamanlarda farklı isteklerle oraya buraya savruluyordum, ama onlara bakmayı bıraktığımda şamataları dindi ve kendi içimde çok daha derinlerden çıkıp geliyormuş gibi görünen başka isteklerin farkına vardım. Hayatta olduğuma emin olduğum kadar emindim ki mutluluğun *gerekçeye ihtiyacı yoktu**, aynı zamanda yaptığım şeyin benim için doğru olduğuna dair nihai sınavdı. Ancak
Sayfa 178·Kitabı okuyor
Reklam
Aynı zamanda lisan, bilimdeki en büyük sorundur. Aynı fikirde değil misiniz yoksa? O halde, bilimde en büyük so­run sizce ne? Hayatın nasıl başladığı mı? Evrenin nasıl oluştuğu mu? Evrenin başka bir köşesinde zeki hayat biçimlerinin olup olmadığı mı? Lisanımız olmasaydı, bu soruları soramazdık bile. Lisana nasıl kavuştuğumuz sorusu, mantıken, bilimle ilgili tüm sorulardan önce gelir, çünkü lisan olmasaydı, bilimsel sorular da olmazdı. Bu soruları nasıl sorabildiğimizi anlamaksızın, o sorulara vereceğimiz yanıtların bir geçerliliği olup olmadığını nasıl bilebiliriz?
Atatürk’ün Vasiyeti Dil, süre giden bir iştir. Çünkü kavramlar sürekli gelişir durur, değişir, yenileri doğar. Dil de kavramlarla birlikte gelişir, içindeki türetim yeteneğine göre işlenir durur. Ne mutlu ki, Türk dili bu türetim, gelişim, yapı ve kurallarına en çok sahip bir dildir. Türklük ve Atatürk’ün yolunda ilerlemektedir. Her gün yeni kavramlar, Türkçe terimler gökbilimde olsun, kimyada olsun, dilimize kazandırılmakta, bilimci Türk’ün araştırıcı, yapıcı kafası, düşüncesi kesin, açık bir Türkçe ile yoğrulmaktadır. Türk diline her dalda, her bilimde yeni eserler kazandırılmaktadır. Türk eğitimcisi, bilimcisi, Atatürk’ün kurtardığı Türk dilini ne yönden gelirse gelsin yabancı boyunduruktan korumasını bilecek, sadece takıları Türkçe ikinci bir Osmanlıca konuşan, Atatürk’ün Türkçesini, bilimiyle, tekniğiyle Türkçesini bilmeyen nesiller yetişmesine yol açacak eğitim düzenlerine yer vermeyecektir. Türk bilimci ve eğitimcisi, Atatürk’ün kendilerine şu vasiyetini hatırlayacaklardır: “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”
Sayfa 41 - Bilim+Gönül·Kitabı okuyor
1000Kitap
Avrupa, kendi çağında Doğu'yu İrrasyonel ilan ederken; Doğu bilimde, teknikte ve felsefede altın çağını yaşamaktaydı.
Sayfa 163·Kitabı okuyor
Başlardan böyleyse 770 sayfada ….
“Bu tür ukala insanlara toplumun belli kesimlerinde kimi zaman, hatta çoğu zaman rastlanır. Her şeyi bilirler. Zamanımızın bir düşünürünün dediği gibi, yaşamda ilgi duydukları daha önemli şeyler ve görüşleri olmadığından, zekâlarının, yeteneklerinin tüm ilgisi tek bir yöndedir. Gelgelelim, "her şeyi bilirler" derken burada oldukça sınırlı bir alanın kastedildiğini bilmek gerek: Falanca nerede çalışıyor, kimleri tanır, malı mülkü ne kadardır, vali olarak nerelerde görev yapmıştır, karısı kimlerdendir, ne kadar drahoma getirmiştir, kuzeni kimdir, uzak akrabaları kimlerdir, vb. vb... Hep bu çeşit şeylerle ilgilenirler. Her şeyi bilen bu kişilerin çoğu dirsekleri aşınmış, yırtılmış giysilerle dolaşır, ayda on yedi ruble maaş alır. En küçük ayrıntısına varana kadar her şeylerini bildikleri insanlarsa, onları buna hangi sebeplerin yönlendirdiğini elbette bilmezler; oysa bu çokbilmişlerin çoğu, handiyse bütün bir bilimsel çalışma düzeyinde olan bu bilgileriyle pek rahattır, bu bilgileri nedeniyle kendilerine saygı duyar, hatta en yüksek düzeyde ruhsal doyum içinde olurlar. Hem epey de çekici bir bilim dalıdır. Bu bilimde kişisel huzurunu da, ülküsünü de en yüksek düzeyde bulmuş ve hatta bütün kariyerini yalnızca bu alanda çok bilim adamı , edebiyatçı , ozan , politikacı gördüm ben…”
Reklam
Reklam