Hume, Dinin Doğal Tarihi başlıklı eserinde de, çoktanrıcı ve tektanrıcı dinlerin ortaya çıkışının arkasındaki coğrafi, meteorolojik, sosyolojik ve psikolojik nedenleri irdeler, çoktanrıcılık ile tektanrıcılık arasındaki benzerlikleri ve ayrılıkları inceler, adeta dinin bilimsel bir soykütüğünü çıkartır, dinin tarihçesini yazar. Bu eserde en çok dikkat çekici olan şey, korku, endişe ve umut gibi duyguların, korunma içgüdüsünün, ayrıca bilgisizliğimizin ve cehaletin, bir Tanrı kavramı oluşturmamızdaki etkisidir. Sosyal ve doğal koşulların etkisiyle, onları anlamaktaki yetersizliğimizle ve onlara karşı sürekli bir endişe ve korku durumu
içinde olmamızla birlikte, Tanrı’yı ve veya tanrıları düşünüyoruz.
Her yerde “etiğe dönüş”ün yolunu açan müjde olarak selamlanan ünlü “ideolojilerin sonu” aslında zorunluluğun dalgalı seyrini kabullenme ve ilkelerin aktif, militan değerinin alabildiğine içinin boşalması anlamına gelir.
Zaman ve iş etkinliği incelemelerini ve endüstride "bilimsel" işletmeciliği "Taylorizm" başlığı altında geliştiren F. W. Taylor'a göre, çalışma o kadar aptalca ve tekdüze bir çaba gerektirmelidir ki, işçi "zihinsel bakımdan türler arasında en çok öküze benzesin."
Maddi kaynakların tukenisini görüp hissedebiliriz. Fakat insanların beceriksiz, verimsiz,yanlış yönlendirilmiş hareketleri arkalarında gözle görülen veya hissedilen hiçbirşey birakmazlar.
Bunların kıymetinin takdiri, düşünsel bir çaba ve hafızanın biraz zorlanmasını gerektirir.
Bu sebeple,günlük verimlilik kaybımızmaddi kaynak kayiplarina kıyasla daha fazla olmakla birlikte,biri pek umursamazken ,diğeri hepimizi fazlaca telaşlandırmaktadır.
K. Marx ve C. Darwin'in yanı sıra S. Freud'un modern çağın dünya görüşüne şekil veren, "çağın ruh yapısı"'nı belirleyen bu karamsar, insanı aşağılayıcı, sözde bilimsel ve spekülatif hezeyanların ne kadar tahrip edici olduğunu tahmin edebiliriz.